Osmanlı İmparatorluğu, 27 Mayıs 1915 tarihinde Takvim-i Vekâyi'de yayımlanan Tehcir Kanunu ile, iç unsurların savaş bölgelerinden uzak yerlere gönderilmesini öngören bir göç kanununu yürürlüğe soktu. Asıl adı "Savaş zamanında hükûmet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun" olan bu düzenleme, Ermenileri hedef alarak yaşadıkları şehirlerden uzaklaştırmayı amaçladı ve böylece Ermeni Kırımı'nın bir parçasını oluşturdu. Peki 1915 Ermeni tehcirine sebep olan nedir? Ermeni tehcirini kim yaptı, hangi yılda oldu, hangi paşa? İşte detaylar
1915 Ermeni tehcirine sebep olan nedir?
Kanun, ordu ve askeri birim komutanlarının, hükümet emirlerine ve ülkenin savunmasına karşı çıkanları en şiddetli şekilde cezalandırmak ve gerektiğinde onları yok etmekle görevli kıldı. Aynı zamanda, ordunun, casusluk ve hainlikle suçlanan köyleri ve kasabaları bireysel veya toplu olarak başka yerlere sevk etme yetkisini de içeriyordu.
Ermeni tehciri, birçok şehirde yaşayan vatandaşların hayatını derinden etkiledi. Adana'dan İzmir'e, Kayseri'den Trabzon'a kadar birçok şehirde, Ermeni nüfusunun büyük bir kısmı zorla gönderildi veya bırakıldıkları yerde yaşamaya devam etmeye zorlandı. Bu süreçte etkilenen Ermeni vatandaşların sayıları, belirli şehirlerde binlerle ifade edildi.
Batılı yazarlar, Ermeni tehcirinin temel sebebini, Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı'nda Rus ordusuna katılarak Osmanlı ordusuna karşı mücadele etmeleri ve Sarıkamış'ta büyük zayiat vermeleri olarak görmekteler. Bu olaylar, tehcir kararının arkasındaki düşünsel temelleri oluşturdu ve Ermeni halkını acı bir sürece sürükledi.
Ermeni tehcirini kim yaptı, hangi yılda oldu, hangi paşa?
Mehmet Talat Paşa, 1872-1921 yılları arasında yaşamış ve Talat Bey olarak da anılmış, tarihe Ermeni Soykırımı'nın baş mimarı olarak geçmiştir. Edirne (Adrianople) doğumlu olan Talat, genç yaşta telegrafçılık mesleğine adım atmıştır. Jön Türk hareketine katılarak, Sultan II. Abdülhamit'i tahtından indirmeyi hedefleyen Talat, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olarak bu gizli örgütte hızla liderlik pozisyonuna yükselmiştir.
Dönemin iletişim ağlarına erişimi olan Talat, Selanik Vilayeti Posta ve Telegraf İdaresi'nde başkatiplik görevine getirilerek Türk isyanının planlarını yapmak için önemli bir konuma gelmiştir. 1908 Jön Türk isyanının ardından, Talat Osmanlı İmparatorluğu'nun en etkili politikacılarından biri haline gelmiştir. İlk olarak 1909'da İçişleri Bakanlığı'na atanmış, ardından Posta İdaresi Bakanlığı'na getirilmiştir.
1912 yılında İttihat ve Terakki'nin Genel Sekreteri olarak atanan Talat, bir yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu'ndaki bütün gücü elde eden Jön-Türk Üç Paşalar İktidarı'nın yükselişine tanık olmuştur. 1913'teki darbe sonrasında Dahiliye Nazırı olan Talat, Harbiye Nazırı Enver ve Bahriye Nazırı Cemal ile birlikte üçlü iktidarın liderleri arasında yer almıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun 1915 yılında Ermenilere yönelik gerçekleştirdiği sürgün ve katliamlar, tarih kitaplarına "Ermeni Kırımı" olarak geçti. Bu trajik olaylar, birçok araştırmacının ilgisini çekmiş ve soykırım çalışmaları alanında Holokost'tan sonra en çok araştırılan konulardan biri haline gelmiştir. 1914 yılında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeni nüfusu, çeşitli tahminlere göre 600.000 ile 1,5 milyon arasında değişiyordu. Olayların fitilini ateşleyen ise, 24 Nisan 1915 tarihinde 250 Ermeni aydınının ve komite liderinin Osmanlı yöneticileri tarafından İstanbul'dan Ankara'ya sürülmesi oldu. Bu olay, Ermeni Kırımı'nın başlangıcını simgeliyor ve ardından sağlıklı erkek nüfusun toptan öldürülmesi ya da askere alınarak zorla çalıştırılması gelmiştir.
Ermeni Kırımı, I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında iki aşamada gerçekleşti. İlk aşamada, Osmanlı askerleri eşliğinde yaşadıkları yerlerden sürülen Ermeniler, yiyecek ve su sıkıntısı çekerek soykırımın acı gerçeğiyle yüzleştiler. İkinci aşamada ise, kadın, çocuk ve yaşlılarla birlikte ölüm yürüyüşü koşullarında Suriye Çölü'ne sürüldüler. Bu süreçte, Ermeniler soygun ve katliamlara maruz kaldı, insanlık dramı doruğa ulaştı. Ermeni Kırımı, dünya genelinde soykırım olarak tanınan nadir olaylardan biri olmuştur. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu'nun halef devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, soykırım ifadesini reddederek olayları "toplumsal olaylar" olarak tanımlamaktadır. Bu konudaki uluslararası mücadele ise devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, soykırım tanımlamasını reddederken, Ermeni diasporası ise Doğu Anadolu'dan sürülmenin doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıktı. 2021 itibarıyla 33 ülke, olayları resmen soykırım olarak tanımlamıştır. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti bu tanımanın ardında durmamakta ve geçmişle yüzleşme konusunda uluslararası arenada tartışmalara neden olmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu, 2 Kasım 1914'te İttifak Devletleri'nin yanında I. Dünya Savaşı'na katılarak Orta Doğu cephesinde çatışmalara yol açtı. Bu dönemde, Kafkasya, İran ve Çanakkale cephelerindeki savaşlar, Ermeni nüfuslu bölgeleri de etkiledi. İttihat ve Terakki hükûmeti, savaş öncesi Ermeni taleplerini ele almak üzere özel bir heyeti Erzurum Ermeni Kongresi'ne gönderdi. Ancak, Rusya'ya karşı başarısız Sarıkamış harekâtının ardından Enver Paşa, Ermenilere karşı olumsuz bir tutum benimseyerek onları savaş kaybının sorumlusu olarak ilan etti.
1914'ün Ağustos ayından itibaren Rus birliklerinin doğu sınırlarına yönelik saldırılarıyla birlikte, bölgedeki Ermeni ve Rum unsurlar arasında çetelerin faaliyetleri arttı. Bu çatışmalara, İngiliz subayları ve Amerikan memurlarının bazılarının destek verdiği biliniyor. Özellikle Ermeni komitacıları, savaşın etkisiyle siyasi kimliklerine güç kazandı ve itilaf devletlerinden daha fazla destek gördü.
Kafkas sınırlarında, 1914 Eylül'ünden itibaren Ermeni köylerine ve liderlerine yönelik saldırılar artış gösterdi. İttihat ve Terakki hükûmeti, Erzurum'da Bahattin Şakir liderliğindeki çetelere destek sağlayarak Ermenilere karşı önlemler almaya çalıştı. Ancak, bu çatışmalarda Müslüman Türk ve Kürt nüfus da etkilendi. Savaşın ardından Ermeni gönüllülerinin bir kısmı milis gücü olarak dağlara çıkarken, bir kısmı da Rus Ordusu'na katılarak saldırılara devam etti.
Ermeni milis ve gönüllülerinin neden olduğu kayıplar konusunda farklı görüşler olsa da, özellikle Bitlis ve Van civarında 300 bin ila 400 bin Müslüman Kürt'ün hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Toplamda ise 500 ila 600 bin Müslüman Türk ve Kürt'ün öldüğü düşünülmektedir. Bu çatışmalar, Lozan Görüşmeleri'nde de gündeme geldi ve tartışma konusu oldu. İngiliz Avam Kamarası üyesi T. P. O'Connor, yaklaşık 200 bin Ermeni gönüllünün Osmanlı'ya karşı savaşırken öldüğünü ifade etti.





