Yaklaşık 19 trilyon TL’lik harcama ile 2026 bütçesi TBMM’de kabul edildi. 2026 bütçesi artan faiz giderleri, yüksek bütçe açığı ve borçlanmayla öne çıkıyor. 2026’da her 5 liralık verginin 1 lirası faize gidecek. 2026 bütçesi 2,7 trilyon TL açık veriyor. Faiz giderleri sadece vatandaşı değil, bütçeyi de çarpmış: Faize de bir bütçe açığı kadar kaynak ayrılmış 2,8 trilyon TL’dir. Bütçeden eğitime ayrılan kadar kaynak faize gitmiş görünüyor.
Bütçenin dağılımına bakıldığında eğitim için 2,8 trilyon TL (% 15,3), güvenlik için 2,1 trilyon TL (% 11,4), sağlık için 1,5 trilyon TL (% 8,4), sosyal yardımlar için 917 milyar (% 4,8), tarıma da 900 milyar (% 4,7) kaynak ayrılmış görünüyor. Deprem ödenekleri 653 milyar TL’de kalmış…
2026’da bütçe açığı 2,7 trilyon TL, faiz 2,8 trilyon iken yatırımlar ise 1,8 trilyon TL (% 10) seviyesinde kalmış. Açığın büyüklüğü ve faiz yükünün yatırımlarla aynı düzeyde olması, ekonomik sürdürülebilirlik açısından tartışmalı bir tablo ortaya koymaktadır. Sistem dönüşüm perspektifinden bakınca bu tablo “borç-faiz döngüsü” ile “yatırım odaklı büyüme” arasındaki gerilimi net biçimde gösteriyor.
2025’e bakıldığında 19 Mart tarihinde, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yolsuzluk ve terör örgütüyle ilişki iddialarıyla gözaltına alınması oldu. Siyaset gerildi, ekonomi geriledi. Faizler ve enflasyon bunu risk olarak fiyatladı.
Ekonomide belirsizliklerin ve yavaşlamanın hakim olduğu bir dönem olarak geçti. IMF ve Dünya Bankası raporlarına göre küresel büyüme % 3 civarında kaldı. ABD'de güçlü performans görülürken Avrupa ve gelişen piyasalarda ticaret gerilimleri, yüksek faizler ve jeopolitik riskler büyümeyi baskıladı. Enflasyon küresel çapta geriledi.
Manşet enflasyon birçok ülkede % 2-3 bandına indi, ancak hizmet sektörü ve gıda fiyatları nedeniyle yapışkanlık gösterdi. Türkiye Yüksek faiz ortamı, borçlanma maliyetlerini artırarak tüketici harcamalarını ve yatırımları sınırladı. 2025 kısaca enflasyonla mücadelenin ön planda olduğu zorlu bir yıldı. Yılbaşında politika faizi % 50 seviyesindeyken, TCMB sıkı para politikası duruşunu sürdürdü. Ancak yıl ortasında enflasyondaki yavaş düşüşle faiz indirimlerine başlandı: Eylül'de % 40,5'e, Ekim'de % 39,5'e, Aralık'ta % 38'e geriledi.
Bu indirimler, Kasım'da yıllık TÜFE'nin % 31,07'ye düşmesiyle desteklendi – bu, son yılların en düşük seviyesiydi. Buna rağmen enflasyon beklentileri yüksek kaldı; piyasa katılımcıları yıl sonu için % 32-33 bandını öngördü. Hayat pahalılığı, vatandaşların en büyük şikayeti olmaya devam etti. Enflasyon resmi olarak gerilese de gıda, konut, ulaşım ve hizmet fiyatlarındaki artışlar alım gücünü eritti. Ücret zamları enflasyonun altında kalınca reel gelir kaybı yaşandı; birçok hane halkı temel ihtiyaçlarda tasarrufa gitti.
TCMB Başkanı Fatih Karahan dahi, "enflasyon düştü ama hayat pahalılığı hala yüksek" diyerek bankaların kredi faizlerini enflasyon beklentilerine göre belirlediğini itiraf etti. Kredi faizleri politika faizinin indirimine rağmen hızlı düşmedi, konut ve tüketici kredileri pahalı kaldı. Yüksek faizler, yatırımları ve iç talebi frenledi. Reel sektörde daralma sinyalleri olsa da rezerv artışı ve TL'nin reel değerlenmesi dezenflasyonu destekledi.
Küresel tarafta Fed ve ECB'nin faiz indirimlerine rağmen Türkiye'de faizler hala yüksek… Bu da sıcak para girişini sınırladı. Jeopolitik riskler, enerji fiyatları ve kur baskısı enflasyonu tetikledi. Sonuç olarak 2025, dezenflasyon sürecinin başladığı ancak hayat pahalılığının vatandaşları yorduğu bir yıl oldu. 2026 için sıkı duruşun devam edeceği, enflasyonun % 25'e yaklaşmadan büyük indirimlerin olmayacağı öngörülüyor. Ekonomi yönetiminin de olayın sadece para politikaları ile çözülemeyeceğini görmesi gerekiyor. Yapısal reformların haberi gelmedikçe, mali disiplinle desteklenmeyen hiçbir politikanın pahalılık sorununu çözmesi beklenemez.