Aylar süren gerilim, bölgesel tansiyonu artıran çatışmalar ve perde arkasında yürütülen temasların ardından kritik gün geldi çattı. Bugün Maskat’ta gerçekleşecek olan görüşme, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu dengelerini yakından ilgilendiriyor.
Görüşme ne zaman ve nerede yapılacak?
ABD ile İran arasında son dönemlerde yeniden alevlenen diplomatik tansiyon, 6 Şubat 2026 günü yapılacak doğrudan temasla yeni bir safhaya taşınıyor. Görüşme, tarafsız bir zemin olarak seçilen Umman'ın başkenti Maskat’ta gerçekleşiyor. Bu temas, özellikle Haziran 2025’teki İsrail-İran çatışmalarının ardından düzenlenen ilk yüksek düzeyli toplantı olması nedeniyle kritik önem taşıyor.
Görüşmeye kimler katılacak?
İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık edecek. Arakçi, Tahran yönetiminin en deneyimli stratejik müzakerecilerinden biri olarak öne çıkıyor ve geniş bir diplomatik kadroyla birlikte Maskat’a ulaştı. İran Ulusal Güvenlik Konseyi’nden Ali Şemhani, sosyal medyada yaptığı açıklamada Arakçi’yi “askeri ve siyasi alanda en yetkin diplomatlardan biri” olarak nitelendirdi.
ABD tarafında ise görüşmelere Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff liderlik edecek. Witkoff’un yanı sıra, eski danışmanlardan Jared Kushner’in de heyette yer alması bekleniyor. İkili, toplantı öncesinde Abu Dabi ve Katar'da çeşitli diplomatik temaslar gerçekleştirdi.
Hangi konular görüşülecek?
Masadaki en kritik başlık İran’ın nükleer faaliyetleri. Tahran, görüşmelerin sadece nükleer programla sınırlı kalmasını istiyor. Öne çıkan talepler arasında:
- Üç yıl süreyle uranyum zenginleştirmenin durdurulması,
- Halihazırda yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması,
- Balistik füzelerin ilk kullanımına dair taahhüt verilmesi yer alıyor.
Ancak ABD, kapsamın genişletilmesini talep ediyor.
Bölgesel güvenlik
ABD, İran’ın Orta Doğu'daki milis gruplarla ilişkisini de gündeme taşımak istiyor. Özellikle Hizbullah, Haşdi Şabi ve Husiler gibi yapılarla olan bağlantılar, Washington’un güvenlik endişeleri arasında ilk sıralarda. İran ise bu girişimleri “baskı kurma çabası” olarak yorumluyor ve kendi bölgesel pozisyonunu meşru savunma kapsamında değerlendiriyor.





