Atalarımızın zamanında da muhtemelen gündemde ve güç dengelerinin temelinde yer almış olan altınla kurduğumuz ilişki, zıtlaşabilen kutuplar arasında sallanan, sarkaç misali bir döngüdedir: hasar görmezliği ve sağlamlığıyla verdiği güven, getirdiği kudret ve riskler dengesi, farklı düşlerce mucize beklentisi ve ezelden gelen bir büyülenme sarmalı bünyesinde süregelmeye devam eder. Modern çağlarda halkın gözünde gitgide soyutlandırılmaya çalışılan altın ve ilişik olduğu güç, bir veya birden çok nedenden ötürü birilerince her zaman talep halinde olmuştur. Teorik bir izolasyonda herhangi bir faydası olmayacak, eser miktarda içimizde ve çevremize savrulmuş halde bulunan bu element üzerine düşünmek, faydalı bir egzersiz olabilir ve son dönemlerde oldukça gündemde olan altın gelişmelerine dair bizlere farklı bakış açıları sağlayabilir.
İnsanoğlunu cezbedişi ve nasıl cezbettiği üzerine parmak basmak güç olsa da, fiziki özellikleri, nadirliği veya bilinçaltımızda tetikliyor olması muhtemel bazı unsurlar sayesinde ilk yazılı eser örneklerinde bile bahsi geçen altının, evrendeki yıldız çekirdeklerindeki füzyon ve buna bağlı ağır element oluşumu süreçlerinden sonra bizlerin yaşantısına nasıl bu denli girdiği ilginç bir muamma.
Yakın zamanda yayınlanan bazı araştırmalar, antik dünyada sikkelerin henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde bile insanların altını sadece gösteriş veya sembolik maksatlar için değil, standart kabul edilen ağırlıklar üzerinden bir birikim ve takas aracı olarak kullandığını gösteren sonuçları tekrardan gündeme getirmekte.
Binlerce yıl önce kaleme alınmış ve dönemin en iyi organize olmuş toplumlarını betimleyen eserlerde, eski çağ yatırımcısının zihninde de bugünkü finansal konseptleri andıran altın bazlı kanılar olduğunu görüyoruz. Sikke öncesi toplumlarda bile, ağırlık bazlı ticaret ve takasta büyük rol oynamış olan bu metalin daha sonraları eski Latin dünyasından pek çok tarihçi tarafından bir değer ve varlık koruma aracı olarak tanımlanmış oluşunu da unutmamak gerek.
Altına biçilen değer ve insanlar üzerindeki efsunvari etkisi, bizlerin doğası gereği, bu madenin çevresel unsurlar ve mistikleşmiş ögelerle ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Etraflıca bahsetmenin zor olduğu bu bağlamda altın, genellikle, güneş ve güneşe ilişkin inançsal konseptlere veya mükemmelliğe bağlanmıştır. Ancak altına atfedilen önem ve ilahilik, sahtecilik ve hileciliğin önüne geçememiştir, ayrıca farklı yollardan somut zenginlik veya ilahiliğe yaklaşma arayışlarının doğuşuna da kaynak sağlamıştır.
Simyada altın, yalnızca maddi bir zenginlik değil, doğanın düzenini kavramanın anahtarı olarak da görülebilir bir maddedir. Bu düzeni kavrama yolunun ise anahtarı bulmak mı, yoksa anahtar peşinde yürünen yol veya bu yolun etkileri mi olduğu ise kadim bir bilmeceden ibaret olsa da, uzun zamanlar akılları kurcalamış bu konular bazı gaye, umut ve tekniklerin doğuşuna, olgunlaşmasına ve aktarılışına yordam sağlamıştır.
Altın ve altınlaşma peşindeki serüven farklı dönemlerin alimleri ve bilim insanlarının etkileriyle modern bilimin temellerinin atılmasında rol almıştır. Son yüz yıl içinde, altın üretebilme rüyası, maddenin sırlarını anlama yolunda ilerlemeyi sürdüren bizler için nükleer bilim sayesinde bir nevi mümkün hale geldi. 1920’lerde cıvayı altına çevirdiğini iddia eden bazı deneyler gazete manşetlerine taşındı; ancak bunlar genel olarak gündemden silinip gitti. 1941’de civanın bir nötron bombardımanına maruz kalışı ile kalıcı olmayacak formda olsa da altın edildi, ardından 1980’de bir parçacık hızlandırıcıda yapılan deney, bizmuttan proton ve nötronlar eksilterek birkaç kalıcı altın atomu elde etti. Fiziki olarak simyagerlik hayali gerçekleşmiş sayılsa da maaliyeti inanılmaz derecede yüksek olduğundan bu sistem yaygınlaşmadı.
Altın, Bretton Woods Anlaşması sonrası para ile arasındaki bağ koparılınca sistem dışına itilmiş gibi dursa da bugün merkez bankaları için yeniden stratejik bir bağımsızlık simgesine dönüştü. Bugün, fiziksel kıtlığı sayesinde herhangi bir kuruma, hukuka veya ağ altyapısına ihtiyaç duymadan bile güven telkin edebilme potansiyelindeki altın, elektrik devrelerindeki önemi ve modern değerlerin elektriğe muhtaçlaştırılması ile bir o kadar ilginç, bir o kadar da öngörülebilir bir konumda sayılabilir, ancak Polybius’un bir anlatısında Antik Roma’da yeni bir madenin keşfi ile altın fiyatlarının düşmesi üzerine otoriter güçlerin bu madene el koyması gibi eski çağlarda kaydedilmiş farklı durum örnekleri, bu maddenin insanlığın önündeki patikada nasıl bir görev alacağı konusunda iyice merak uyandırır bir hale getiriyor.