Bu yıl 63'üncüsü düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, açılışının ardından film gösterimleri ve söyleşilerle devam etti. Türk ve dünya sinemasından yapımların yer aldığı, bir hafta sürecek festivalin ilk gününde ulusal ve uluslararası yarışma filmleri ile özel gösterim programındaki yapımların ekipleri sinemaseverlerin karşısına çıktı. Yönetmenler, oyuncular ve yapımcılar, gösterimlerin ardından gerçekleştirilen söyleşilerde filmlerin ortaya çıkış süreçlerine, senaryo çalışmalarına ve yapımların ele aldığı konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Festival programında göç, kimlik, aidiyet, kadın dayanışması, kentsel dönüşüm, aile ilişkileri ve toplumsal sorunlar gibi farklı konuların işlendiği filmler yer aldı.

Kameranın Arkasındaki Kadınlar'ın yapım süreci anlatıldı

Açılış gününün özel belgesel gösteriminde seyirciyle buluşan 'Kameranın Arkasındaki Kadınlar' filminin yönetmeni Şeyda Canan, gösterimin ardından yapım sürecine ilişkin soruları yanıtladı.

İlk filmini küçük bir ekiple hazırladığını belirten Canan, sinema sektöründen beklediğinin üzerinde destek gördüğünü söyledi. Kadınların ve erkeklerin yanı sıra sektördeki farklı alanlarda çalışan isimlerin de projeye katkı sağladığını dile getiren yönetmen, yapım stüdyolarının kendisine kapılarını açtığını ifade etti.

Canan, büyük oyuncularla çalışmış yönetmenler, yapımcılar ve senaristlerle görüşmeler gerçekleştirdiğini belirterek, bu görüşmelerin her birinin yaklaşık iki saat sürdüğünü aktardı.

Bir Türk Meselesi filminde göç ve asimilasyon ele alındı

Festivalin 25 Ekim Pazar günü gerçekleştirilen ilk buluşmasında, Uluslararası Yarışma filmlerinden 'A Turkish Case' (Bir Türk Meselesi) seyircilerle buluştu. Filmin yönetmeni Hüseyin Aydın Gürsoy, yapımın kendi yaşamından izler taşıdığını anlattı.

Üç yaşındayken Fransa'ya gittiğini ve hayatını kolaylaştırmak amacıyla adını Fransızca bir isimle değiştirdiğini belirten Gürsoy, Türkiye ile Fransa arasında kalan bir karakterin hikâyesini anlatmak istediğini söyledi.

Filmin temel konularından birinin asimilasyon ve entegrasyon olduğunu vurgulayan Gürsoy, Fransa'daki sistemin göçmenler üzerindeki etkilerini ele aldıklarını ifade etti. Yönetmen, baş karakterin elde ettiği ayrıcalıkları kaybetmemek için çeşitli tercihler yaptığını, ancak hikâye ilerledikçe kendisine yeniden bir göçmen olarak davranıldığını anlattı.

Fransa'da yalnızca hükümet düzeyinde değil, iş dünyasında da asimilasyon beklentisi bulunduğunu savunan Gürsoy, Arap kökenli bir isim taşıyan kişilerin iş bulma olanaklarının daha sınırlı olduğunu söyledi. Filmin Fransa'da yaz aylarında gösterime girdiğini belirten yönetmen, yaklaşık 30 özel gösterim ve söyleşi düzenlendiğini aktardı.

Gürsoy, filmin Türkiye'deki toplumsal ve siyasi yapıyla ilişkilendirilmesine yönelik bir soruya ise yapımın esas olarak Fransa'daki Türk diasporasının deneyimlerine odaklandığını belirterek yanıt verdi. Türkiye'de yaşayan Türklerle Fransa'daki Türklerin yaşam deneyimleri arasında önemli farklılıklar bulunduğunu ifade eden yönetmen, filmin yalnızca Türk göçmenleri değil, farklı ülkelerden göç eden insanları da ilgilendirdiğini söyledi.

Yönetmen, gösterimlerin ardından gerçekleştirilen söyleşilerde Polonya başta olmak üzere farklı ülkelerden göçmenlerin de filmde kendilerinden izler bulduklarını dile getirdi.

Filmin müziklerinde iki kültürün temsil edilmesine önem verdiklerini belirten Gürsoy, Fransa'da büyüyen Türk göçmen müzisyen Emrah Kaptan ile çalıştıklarını açıkladı. Yönetmen, Fransız kimliğini gitarla, Türk kimliğini ise sazla ifade etmeyi amaçladıklarını söyledi.

Sevda filminde kentsel dönüşüm ve aidiyet anlatıldı

Festival kapsamında gösterilen 'Sevda' filminin ardından yönetmen Ufuk Emiroğlu, oyuncular Tülin Özen, Mert Fırat, Ercan Kesal, Süreyya Kilimci Köse ve Fatma Zehra Durgut ile yapımcılar Ersan Çongar ve Cihan Aslı Filiz, sanat yönetmenleri Meral Efe Yurtseven ve Yunus Emre Yurtseven seyircilerin sorularını yanıtladı.

Kentsel dönüşüm süreciyle kişisel hafıza arasındaki ilişkiyi ele alan filmin yönetmeni Ufuk Emiroğlu, hikâyenin çıkış noktasını anne ve babasının anlattıkları üzerine düşünmeye başlamasıyla açıkladı.

Senaryo çalışmaları sırasında İstanbul'a sık sık gittiğini belirten Emiroğlu, Fikirtepe Mahallesi'nde yaşanan değişimi, mahallelerin dönüşümünü ve yeni binaların inşa edilmesini yıllarca takip ettiğini söyledi.

Filmin senaryo sürecinde de yer alan Ercan Kesal ise Emiroğlu ile tanışıklıklarının 'Babam Devrim ve Ben' belgeseline dayandığını anlattı. Emiroğlu'nun söz konusu yapımla Dokumentalist adlı belgesel festivalinde En İyi Film ödülünü aldığını, kendisinin de o dönemde jüri üyesi olduğunu belirten Kesal, daha sonra birlikte çalışma fırsatı bulduklarını ifade etti.

Kesal, filmin temelinde sürgün, tutunamama ve bir yere ait olamama duygularının bulunduğunu söyledi. Kendi kuşağının 1980 darbesini yaşadığını belirten oyuncu, Türkiye'de iç göçün devam ettiğine ilişkin görüşlerini paylaştı.

Filmi değişime direnemeyen bir kadının hikâyesi olarak değerlendiren Kesal, yapımın aynı zamanda bir baba-kız ilişkisini ele aldığını vurguladı.

Tatlı Maya filminin oyuncuları kadın dayanışmasını anlattı

Festivalin Ulusal Yarışma bölümünde 25 Ekim Pazar günü gösterilen filmlerden biri de Biket İlhan'ın yönettiği 'Tatlı Maya' oldu.

Gösterimin ardından yönetmen Biket İlhan, senarist ve yapımcı Nihan Belgin, oyuncular Ayça Bingöl, Emre Altuğ, Cansu Tosun, Suna Yıldızoğlu, Erdem Ergüney ve Fatih Serdar Yılmaz, sanat yönetmeni Natali Yeres ile ortak yapımcı Yalçın Akyıldız seyircilerle buluştu.

Birbirinden farklı üç kadının hikâyesini konu alan filmin yönetmeni Biket İlhan, gençlik yıllarında yaşadığı mahalle ilişkilerine duyduğu özlemin yapımın ortaya çıkışında etkili olduğunu söyledi.

Farklı kültürlerden, tarihlerden, dillerden ve dinlerden gelen üç kadının mücadelesini anlattıklarını belirten İlhan, bu karakterlerin dayanışmasına dikkat çekti.

Oyuncu Ayça Bingöl, projede yer almak istemesinin en önemli nedeninin Biket İlhan ile çalışma fırsatı olduğunu ifade etti. İlhan'ın Türk sinemasındaki yerini ve çalışmalarını önemsedigini belirten Bingöl, kadın dayanışmasını konu alan bir senaryoda yer almaktan mutluluk duyduğunu söyledi.

Cansu Tosun ise senaryodaki dışlanma ve ötekileştirilme konularının kendisini etkilediğini anlattı. Kadın dayanışmasının güçlü biçimde işlendiğini belirten oyuncu, başkalarına yardım etmenin kişinin kendi yaşamında da değişimler yaratabileceği düşüncesinin filmde yer aldığını ifade etti.

Emre Altuğ, Tatlı Maya'daki rolünü anlattı

Filmin oyuncularından Emre Altuğ, Biket İlhan'ın adını duyduğunda senaryoyu beğenmeyi umduğunu, metni okuduktan sonra da projeyi sevdiğini söyledi.

Filmde anlatıcı karakterini canlandıran Altuğ, rolün kendisini etkileyen yönlerini anlattı. Hayatı değerlendirme biçimiyle öne çıkan karakterin, gölde kaybolan oğlunu her şeye rağmen beklemesini önemli bir karşıtlık olarak değerlendiren oyuncu, bu hikâyenin umut kavramını gündeme getirdiğini dile getirdi.

Altuğ, aynı filmde rol alan ve okul arkadaşı olduğunu belirttiği Erdem Ergüney'in oyunculuğunu da değerlendirdi. Ergüney'in canlandırdığı olumsuz karakteri abartıya kaçmadan başarıyla yansıttığını ifade etti.

Erdem Ergüney ise sette Yeşilçam filmlerini hatırlatan bir çalışma ortamı oluştuğunu söyledi. Yönetmen Biket İlhan'ın yanı sıra deneyimli ve genç oyuncuların birlikte çalışmasının ekip içerisinde uyum sağladığını belirten Ergüney, farklı yaşlardan ve özelliklerden insanların ortak bir amaçta buluşabileceğini ifade etti.

Suna Yıldızoğlu sosyal medya deneyimlerini paylaştı

'Tatlı Maya' söyleşisinde söz alan Suna Yıldızoğlu, filmde ele alınan kötülük kavramından hareketle Türkiye'deki yaşamına ve sosyal medya deneyimlerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

1974 yılında Türkiye'ye geldiğini belirten Yıldızoğlu, sosyal medyanın yaygınlaşmasına kadar ülkede sevgiyle karşılandığını söyledi. Avustralya, İngiltere, Fransa ve İspanya'da yaşadığını anlatan oyuncu, Türk toplumundaki misafirperverliği ve insanları oldukları gibi kabul etme yaklaşımını başka ülkelerde aynı biçimde deneyimlemediğini ifade etti.

Son yıllarda sosyal medya üzerinden olumsuz davranışlarla karşılaştığını belirten Yıldızoğlu, bu ortamın bazı insanlara başkalarını incitebilecekleri bir alan sunduğunu söyledi.

Festival kortejine de katıldığını belirten oyuncu, etkinlik sırasında Türkiye'de geçmişte yaşadığı olumlu duyguları yeniden hissettiğini dile getirdi.

Taş ve Tüy filminde barınma sorunu gündeme geldi

Ulusal Yarışma bölümünün bir diğer yapımı, Ragıp Türk'ün yazıp yönettiği 'Taş ve Tüy' oldu.

Filmin gösteriminin ardından yönetmen Ragıp Türk, oyuncular Duygu Aktoprak, Melda Tuzluca, Özgür Meriç, Ersen Karagöz, Tuğba Kürükoğlu ve Deniz Tekeroğlu, görüntü yönetmeni Emre Pekçakır, sanat yönetmeni Levent Uçma, yapımcı İris Tahhuşoğlu ve uygulayıcı yapımcı Alican Bektaş Katılmış seyircilerin sorularını yanıtladı.

Film, cezaevinden çıktıktan sonra oğlunu sosyal hizmetlerden geri alabilmek için mücadele eden Nazire karakterinin hikâyesini konu alıyor.

Yönetmen Ragıp Türk, yapımın içinde bulunulan dönemin sorunlarına tanıklık etmesini istediğini söyledi. Hikâyenin temelinde barınma sorununun bulunduğunu belirten Türk, güvensiz bir atmosfer içerisinde yaşam mücadelesi veren ve doğruyu yapmak isterken sistem tarafından suç işlemeye sürüklenen insanların durumunu ele aldıklarını anlattı.

Oyuncu Melda Tuzluca, farklı sosyoekonomik koşullarda yaşayan insanların çeşitli sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldığını belirterek, filmin bu ortak yaşam mücadelesine dikkat çektiğini ifade etti.

Tuğba Kürükoğlu ise hikâyenin sığınma, sahip olma ve ait olma kavramları etrafında şekillendiğini söyledi. Bu kavramların temel insani ihtiyaçlarla ilişkili olduğunu belirten oyuncu, insanların eksikliğini hissettikleri bu ihtiyaçları karşılamak için verdikleri mücadeleyi filmin merkezinde gördüğünü dile getirdi.

Özgür Meriç de karakterlerin karşılaştıkları çaresizlik üzerinden çeşitli soruların gündeme geldiğini söyledi. Özellikle yaşam koşulları nedeniyle zor durumda kalan kişilere destek verilmesi gerektiği düşüncesini dile getiren oyuncu, filmdeki karakterlerin istediklerine ulaşabilmek için mücadele ettiklerini ifade etti.

Filmde Nazan karakterini canlandıran ve yapımcılığı da üstlenen Duygu Aktoprak ise projenin başlangıcından itibaren çalışmalara katıldığını anlattı. Bir yaşında bir kızının bulunduğunu belirten Aktoprak, anne olduktan sonra canlandırdığı karakterin duygularını daha iyi anlamaya başladığını söyledi.

Çekmeceler filminin senaryosu 13 kez yazıldı

Festivalin gün içerisindeki son söyleşisi, AKM Perge Salonu'nda Ulusal Özel Gösterim kapsamında seyirciyle buluşan 'Çekmeceler' filminin ardından gerçekleştirildi.

Söyleşiye filmin yönetmenleri Mehmet Binay ve Caner Alper ile festivalin bu yılki Onur Ödülü sahibi oyuncu Tilbe Saran katıldı.

Yönetmen Mehmet Binay, filmin yakın bir arkadaşlarının yaşadıklarından yola çıkılarak kaleme alındığını açıkladı. Yapımın uzun bir hazırlık sürecinden geçtiğini belirten Binay, senaryonun 13 farklı versiyonunun yazıldığını söyledi.

Caner Alper ise filmin bir psikiyatri kongresinde gösterildiğini ve gösterimin ardından uzmanlardan geri bildirimler aldıklarını anlattı. Alper'in aktardığına göre uzmanlar, filmi borderline tanısı bulunan çocukların ebeveynlerine referans olarak izlettiklerini belirtti.

Filmde baba karakterini canlandıran Taner Birsel'in performansına da değinen Alper, rolün pek çok erkek oyuncu tarafından kabul edilmediğini söyledi.

Birsel'in dışarıdan kibar ve olumlu görünen, ancak kendi içerisinde ciddi sorunlar yaşayan narsist bir ebeveyni canlandırdığını belirten yönetmen, karakterin oyunculuk açısından güçlük taşıdığını ifade etti.

Tilbe Saran, Çekmeceler'in çalışma sürecini anlattı

Söyleşide konuşan Tilbe Saran, filmi yeniden izlediğinde erkek egemen dünyanın bireyler üzerinde oluşturduğu baskıyı ve bu baskının sonuçlarını daha belirgin biçimde hissettiğini söyledi.

Yapımın ağır duygular içeren bir hikâyesi bulunduğunu belirten Saran, filmde Ece karakterinin büyük bir yük taşıdığına dikkat çekti. Oyuncu, değerlendirmesinde Pınar Selek'e de selam gönderdi.

Yönetmenlerle önceki projelerde de birlikte çalıştığını anlatan Saran, sinema ve tiyatroda ortak üretimin önemini vurguladı.

Senaryo ve prova süreçlerinde ekipteki herkesin katkısı bulunduğunu belirten oyuncu, doğaçlama çalışmalarında önceden planlanmayan farklı sonuçlara ulaşıldığını ve bazı fikirlerden daha sonra vazgeçildiğini anlattı.

Saran, filmin ortaya çıkmasında geniş bir ekibin emeği bulunduğunu, ortak çalışma ve karşılıklı katkının yapımı geliştirdiğini ifade etti.

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin ilk günündeki gösterimler ve söyleşiler, yönetmenlerin, oyuncuların ve yapım ekiplerinin sinemaseverlerle bir araya gelmesiyle tamamlandı. Festival programında ulusal ve uluslararası yarışmaların yanı sıra özel gösterimler de yer aldı.

Kaynak: DHA