Amerikalı keman sanatçısı ve etnomüzikolog Audrey Wozniak’ın farklı ülkelerin müzik kültürlerini tanımak amacıyla çıktığı yolculuk, 2015 yılında Türkiye’ye gelmesiyle yeni bir yön kazandı. Hawaii’de dünyaya gelen ve daha sonra ailesiyle Teksas’a yerleşen Wozniak, müzik eğitimine 6 yaşında başladı.
Çocuk programı “Susam Sokağı”nda keman sanatçısı Itzhak Perlman’ı izleyen Wozniak, ailesinin desteğiyle kemana yöneldi. Çocukluk ve gençlik döneminde Beethoven, Bach ve Mozart gibi Batı müziğinin önemli bestecilerinin eserleriyle yetişen Wozniak, lise yıllarında Japonya’da bir yıl eğitim aldı.
Japonya deneyiminin ardından Çince öğrenmeye başlayan Wozniak’ın farklı kültürlere olan ilgisi üniversite yıllarında da devam etti. Üniversitenin müzik kütüphanesinde Azerbaycan, Uygur Türkleri, Çin ve Endonezya’nın geleneksel müzikleriyle karşılaşan Wozniak, kemanın farklı kültürlerde ve farklı tekniklerle nasıl kullanıldığını araştırmaya başladı.
Bu süreçte İranlı kemençe sanatçısı Kayhan Kalhor ile tanışan Wozniak, Kalhor’un İstanbul’a gitmesini tavsiye etmesi üzerine 2015 yılında Türkiye’ye geldi. Toplumları müzik ve ses üzerinden anlamaya çalışan etnomüzikoloji alanıyla ilk kez Türkiye’de tanışan Wozniak, daha sonra Harvard Üniversitesinde bu alandaki doktorasını tamamladı.
Wozniak, konserleri, araştırmaları ve hazırladığı televizyon programları aracılığıyla Türk müziğini farklı kültürlerle buluşturmayı amaçlıyor.
Türk müziğini “meşk” geleneğiyle öğrendi
Türkiye’deki ilk dönemlerinde kendisini en çok etkileyen unsurlardan birinin “meşk” geleneği olduğunu belirten Wozniak, bir hocasının ofisinde müzisyenlerin çay içip sohbet ettikten sonra sazlarını çıkararak birlikte eser icra etmeye başladığını anlattı.
Türk müziğinin Batı müziğinden farklı öğrenme ve aktarma biçiminin dikkatini çektiğini ifade eden Wozniak, bu dönemde Türkçe bilmediğini belirtti.
Wozniak, “Mikrotonal müzikteki ses aralıkları bana çok tuhaf hatta akortsuz geliyordu fakat müziğin farklılığı bir yandan da çok dikkatimi çekiyordu çünkü kendi enstrümanım keman, 250 yıldan uzun süredir Türk müziğinde bulunmasına rağmen burada tamamen farklı bir şekilde çalınıyordu.” diye konuştu.
Türkiye’de tanıştığı müziğin kendisini farklı düşüncelere yönlendirdiğini anlatan Wozniak, Londra’da iletişim ve siyaset alanında yüksek lisans yaptığı dönemde de Türkiye’ye gelmeye devam ettiğini söyledi.
Doktorasını tamamladıktan sonra 2024 yılında Türkiye’de kalmaya karar verdiğini ifade eden Wozniak, keman sanatçısı olması nedeniyle kemanın bulunduğu farklı müzik kültürlerine ilgi duyduğunu belirtti.
Wozniak, “Keman sanatçısı olduğum için kemanın bulunduğu her müzik kültürü dikkatimi çekiyor. Karadeniz müziğinde kemençe var. Bir yaylı çalgı icracısı olarak kemençe de çok ilgimi çekiyor. Karadeniz müziğindeki karmaşık ritimler, çarpmalar ve teknikler aslında çok üst seviyede. Ben de bir şeyi taklit ederek öğrenmeye çalışıyorum.” ifadelerini kullandı.
Kırşehir ve Elazığ müziğinden etkilendi
Müzik açısından Kırşehir ve Elazığ’dan etkilendiğini dile getiren Wozniak, iki şehrin de binlerce yıl öncesine uzanan derin bir müzik tarihine sahip olduğunu ve kemanın bu kültürlerde yüzyıllar boyunca önemli bir rol oynadığını vurguladı.
Zürih Türk Musikisi Cemiyetinin konser davetini aldığını belirten Wozniak, konserin Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaşandığı döneme denk geldiğini söyledi. Organizasyonun iptal edilmesi yerine dayanışma konserine dönüştürüldüğünü anlatan Wozniak, bu konserde Neşet Ertaş’ın “Neredesin Sen” isimli eserini çaldığını ifade etti.
“Neşet Ertaş’ın önemli rolünü daha sonra öğrendim”
Türk müziğiyle daha yakından ilgilenmeye başlamasıyla uzun havalar, kırık havalar ve bozlaklarla karşılaştığını belirten Wozniak, Neşet Ertaş’ın müzik dünyasındaki yerini daha sonra öğrendiğini söyledi.
Wozniak, “Uzun havalar, kırık havalar ve bozlaklarla karşılaşınca 'burada neler varmış?' dedim. Neşet Ertaş'ın önemli rolünü daha sonra öğrendim. Yalnızca Türkiye için değil, dünya için de çok önemli bir usta müzisyen olduğunu fark ettim. Eserlerinin çok anlamlı sözleri ve yüksek bir müzik seviyesi var. Keman sanatçısı olarak bu müziği icra etmekten büyük keyif alıyorum. Bir eseri çalıyorsunuz herkes sözleriyle eşlik etmeye başlıyor ve duygusunu yaşadığını gösteriyor. Ben de buna dahil olduğumda çok anlamlı bir his yaşıyorum. Bir şeyi, ortak bir duyguyu yeniden canlandırdığımı hissediyorum.” diye konuştu.
Batı ve Türk müziğini birleştiriyor
Wozniak, Türk müziğinin yalnızca anlatılarak anlaşılmasının kolay olmadığını belirterek kendi çalışmalarında ve özellikle sahnelerinde küçük örnekler göstermeye çalıştığını söyledi.
“Kendi çalışmalarımda ve özellikle sahnelerimde küçük bir örnek göstermeye çalışıyorum. Batı ve Türk müziğini birleştiren projelerde yer almaya çalışıyorum. Hem Batı müziği eğitimi aldım hem de yıllarca Türk müziği üzerinde çalıştım. Türkiye'nin bir numaralı kemancısı olmasam da farklı bir perspektife sahip olduğumu ve bu bakış açısını çalışmalarıma katabildiğimi düşünüyorum. Türkiye'de müzik gerçekten yaşamın bir parçası. İnsanlar bir araya geldiğinde müzik buna eşlik ediyor.” ifadelerini kullanan Wozniak, Türk müziğinin farklı bir bakış açısıyla ele alınmasına yönelik çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.
TRT Müzik için hazırladığı “Türkiye’yi Dinliyorum” adlı programın kendisine Türkiye’nin birçok bölgesini ziyaret etme fırsatı sunduğunu anlatan Wozniak, gittiği bölgelerde yerel sanatçılardan o yöreye ait müzikleri öğrendiğini ifade etti.
“Türkiye’de kendimi çok rahat hissediyorum”
Türkçe öğrenmeye karar verdikten sonra bu konuda daha fazla çalıştığını dile getiren Wozniak, Türkiye’deki yaşamına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Wozniak, “Burada kendimi bir mitolojinin içinde yaşıyormuş gibi hissediyorum. Türkiye'nin çevresi, ekolojisi ve tarihi konumları çok etkileyici. Potansiyeli çok yüksek bir ülke. Burada olmak ve Türkiye'nin farklı bölgelerini keşfetmek benim için büyük bir şeref. Kendimi çok şanslı hissediyorum.” dedi.
Yaşamını İngiltere, İstanbul ve Rize arasında sürdürdüğünü belirten Wozniak, bu üç bölgenin hayatındaki karşılıklarını şöyle anlattı:
“Şu anda bir üçgenin içinde yaşıyorum. İngiltere, İstanbul ve Rize benim üçgenim. Cambridge görev, İstanbul iş ve araştırma, Rize ise keyif, ekoloji ve huzur demek. Türkiye'de kendimi çok rahat hissediyorum. Burada olduğum için çok mutluyum, güvende hissediyorum. Her ülkenin sıkıntıları var. Türkiye'de olduğum için gerçekten çok mutluyum.”





