OECD-FAO Tarım Görünümü verileri, Türkiye ile Avrupa arasındaki gelir ve beslenme farkını bir kez daha gözler önüne serdi. Verilere göre Türkiye’de kişi başına yıllık kırmızı et tüketimi 16.6 kilogram seviyesinde kalırken, Avrupa ülkelerinde bu rakam ortalama 34.5 kiloya ulaşıyor. Başka bir ifadeyle Avrupa’da yaşayan bir kişi, Türkiye’deki bir vatandaşa göre 2 kattan fazla et tüketebiliyor. Uzmanlara göre bu tablo yalnızca beslenme alışkanlıklarını değil, derinleşen ekonomik krizin sofralara yansımasını da ortaya koyuyor. Artan yem maliyetleri, üretimde yaşanan gerileme, yüksek enflasyon ve düşen alım gücü nedeniyle kırmızı et birçok vatandaş için temel gıda olmaktan uzaklaşıyor. Artan yem maliyetleri, enerji giderleri, veterinerlik hizmetleri ve nakliye masrafları kırmızı et fiyatlarını yukarı çekmeye devam ederken, dana kıymanın kilogram fiyatı 950 TL’ye dana kuşbaşı ise 1100 liraya kadar çıkabiliyor.

Adnan Gürcan Kopya

‘Artık lüks oldu’

Kırmızı et fiyatlarının el yaktığını belirten İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Şube Yöneticisi Adnan Gürcan Dalıcı, ülkemizde kırmızı etin son 2 yılda yaşanan rekor artışlarla vatandaşın sofrasından neredeyse tamamen çekildiğini vurguladı. Dalıcı, “Et artık temel besin kaynağı olmaktan çıktı, lüks tüketime dönüştü. Et üretiminin en önemli girdisi olan yem, Türkiye’de büyük ölçüde ithalata bağımlı. Dolar kurundaki her yükseliş, yem fiyatlarını da yukarı taşıyor. Bu da üreticinin maliyetini katlıyor, tüketicinin tabağından eti eksiltiyor” diye konuştu. Vatandaşların artık eskiden hayvanın rağbet görmeyen yerlerini almaya başladığını da sözlerine ekleyen Dalıcı, “Yani vatandaş sakatata yöneldi. Böbrek, ciğer, yürek, işkembe alıyorlar çünkü onlar etten ucuz. Özellikle yürek çok satılıyor. Vatandaş sakatatı alıyor ve kıyma olarak çektiriyor. Yürekten kıyma yiyor. Artık halk etin kendisine değil, sakatata yöneliyor. Kasap tezgâhlarında ciğer, yürek, dalak, kelle ve paça yeniden rağbet görmeye başladı. Et, mutfaklardan silinip yerini ‘sakatat ekonomisi’ne bıraktı” dedi.

Ayhan Bülent Toptaş-3

Et yerine sakatat

Eskiden haftalık alışverişin rutin ürünlerinden biri olan kırmızı etin, artık gram hesabıyla alınırken, birçok yurttaş kasap yerine daha ucuz olduğu için sakatat ya da işlenmiş ürünlere yöneldiğini belirten Ekonomist Ayhan Bülent Toptaş, “Emekliler, asgari ücretliler ve işsizler artan kira, fatura ve temel ihtiyaç giderleri nedeniyle harcamalarını barınma ve zorunlu kalemlere ayırırken, sağlıklı beslenme giderek geri plana itiliyor. Özellikle çocuklu ailelerde protein tüketiminin azalması, uzmanlara göre ekonomik boyutu aşarak önemli bir halk sağlığı sorununa dönüştü. Yükselen yem fiyatları, ithalata dayalı hayvancılık politikaları ve küçük üreticinin sistem dışına itilmesi üretimi sürdürülemez hale getiriyor. Bu koşullar altında birçok yetiştirici hayvanlarını kesime göndermek ya da tamamen üretimden çekilmek zorunda kalıyor. Sonuç olarak et, milyonlarca yurttaş için temel bir beslenme hakkı olmaktan çıkıp, ancak maddi imkânlar el verdiğinde ulaşılabilen bir tüketim ürününe dönüşüyor. Bir dönem haftalık mutfak alışverişinin olağan bir parçası olan kıyma ve kuşbaşı, bugün pek çok hanede yalnızca özel günlerde alınabilen ürünler arasında yer alıyor” şeklinde konuştu.

Adnan Çobanoğlu-1

‘Bu fiyatlar düşmez’

Türkiye’de et fiyatlarındaki sürekli artışın yalnızca piyasa dinamikleriyle açıklanamayacağını söyleyen Çiftçi-Sen Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu, sorunun yıllardır uygulanan tarım ve hayvancılık politikalarından kaynaklandığını vurguladı. Çobanoğlu, Büyükşehir Yasası’yla birlikte köylerin mera ve otlaklarının merkezi yönetime devredildiğini, bu alanların önemli bir kısmının zamanla özelleştirildiğini ya da farklı amaçlarla kullanıma açıldığını belirtti. Çobanoğlu, “Çiftçi artık hayvanını doğal ortamında otlatamaz hale geldi. Meralar ya yasaklandı ya da erişilemez oldu. Doğal yem kaynaklarının ortadan kalkmasıyla üretici fabrikasyon yeme mahkûm bırakıldı. İthalata dayalı yem piyasasının döviz artışlarıyla birlikte maliyetleri katladı” ifadelerini kullandı. Hayvancılığı bırakan köylü sayısının hızla arttığını söyleyen Çobanoğlu, “Hayvancılığın çökmesi sadece eti değil, bitkisel üretimi de etkiliyor; gübre bulunamıyor, toprak verimi düşüyor. Üretici hem tarlasını hem ahırını kaybediyor. Üretici yeniden merasına ve doğal kaynaklarına kavuşmadan et fiyatları düşmez” dedi.

Kaynak: Filiz Erol