Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve tırmanan yoksulluk vatandaşın belini bükerken, iktidarın milyarlarca liralık uzay projelerine bütçe ayırması sert tepkilere yol açtı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katıldığı bir programda ‘Ay Projesi’ için 2027 tarihini işaret etmesi ve önümüzdeki aylarda Ay aracı gönderileceğini duyurması, geçim mücadelesi veren kitlelerin ve uzmanların eleştirilerinin hedefi oldu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verileri milyonlarca hanenin temel ihtiyaçlarını ve faturalarını sosyal yardımlar olmadan karşılayamadığını gözler önüne sererken, 8 milyon vatandaşın sağlık primini dahi ödeyemediği ortaya çıktı. Bu kapsamda sivil toplum temsilcileri ve ekonomistler, kaynakların gösteriş projeleri yerine işsizlik, yoksulluk ve sağlık gibi acil toplumsal sorunlara aktarılması gerektiğini vurguladı.

Nesibe Gencer1 (2)

‘Asıl sorun geçinebilmek’

İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD) Genel Başkanı Nesibe Gençer, Türkiye’nin uzay çalışmalarına yönelik harcamalarını eleştirerek, iktidarın önceliğinin işsizlik, hayat pahalılığı ve yoksullukla mücadele olması gerektiğini söyledi. Gençer, “Türkiye’nin bugün en önemli sorunu uzaya çıkmak değildir. Asıl sorun vatandaşın geçimini sağlayamamasıdır. İktidarın önceliği işsizliği, hayat pahalılığını ve yoksulluğu azaltmak olması gerekirken, bir kez daha uzay programları ve büyük projeler gündeme getiriliyor. Elbette bilimsel araştırmalara, teknolojiye ve uzay çalışmalarına karşı değiliz. Ancak milyonlarca insanın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı bir ülkede, kamu kaynaklarının hangi önceliklere göre kullanıldığı sorusunu sormak da vatandaşın en doğal hakkıdır” dedi.

‘Önce yerdekileri çözün’

Bugün ailesinin yanında temel ihtiyaçları bile karşılanamayan 193 bin 601 çocuk bulunduğuna dikkat çeken Gençer, “Haziran 2026 itibarıyla 11,2 milyon hanenin aşırı yoksulluk yaşadığı, yaklaşık 16 bin hanenin oturulamayacak durumda olduğu belirtiliyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre yaklaşık 1,8 milyon hane elektrik faturasını, 606 bin hane ise doğalgaz faturasını sosyal yardım olmadan ödeyemiyor. Bu tablo ortadayken vatandaşın aklına ister istemez ‘önce yeryüzündeki sorunlarımızı çözelim sonra gökyüzüne bakarız’ demek geliyor. Vatandaş pazara çıkamıyor. Markete girdiğinde temel gıda ürünlerinin fiyatına bakıp geri dönüyor. Emekli geçinemiyor, asgari ücretli ay sonunu getiremiyor, gençler iş bulmakta zorlanıyor. Kiralar, faturalar ve gıda fiyatları aile bütçelerini zorluyor. Dahası hastalar, sağlık primini ödeyemediği için tedavi olamıyor ama hükümet uzaydan bahsediyor. Böyle uzay projeleri açıklanınca ironidir diye düşünmeden edemiyorum” diye konuştu.

‘Öncelikler farklı olmalı’

Gençer, teknolojik açıdan gelişmenin ülke geleceği açısından olumlu sonuçlar vereceğini ancak bu projelerin gösteriş amacı taşımaması gerektiğine dikkat çektiği konuşmasında: “Türkiye’nin elbette bilim ve teknoloji alanında ilerlemesini isteriz. Kendi uydularımızı geliştirelim, uzay teknolojilerine yatırım yapalım, gençlerimizi bilim insanı olmaya teşvik edelim. Bunların hepsi ülkenin geleceği açısından değerlidir. Fakat bilimsel yatırım ile gösteriş amacı taşıyan harcamalar arasındaki farkın da açıkça ortaya konması gerekir. Türkiye Uzay Ajansı yetkililerinin açıklamalarına göre bazı uzay projeleri için milyonlarca dolarlık harcamalar yapıldı. Astronot gönderilmesi için de yaklaşık 55 milyon dolar harcandığı ifade edildi. Önümüzdeki yıllarda Milli Uzay Programı kapsamında kullanılmak üzere milyarlarca liralık kaynak ayrılması planlanıyor. Burada mesele sadece ‘uzaya para harcanmalı mı, harcanmamalı mı?’ sorusu değildir. Asıl mesele Türkiye’nin bugün kaynaklarını hangi sorunlara öncelik vererek kullanması gerektiğidir” ifadelerini kullandı.

Hüsnü Erkan-3

‘Seçime yönelik adım’

Ekonomist Prof. Dr. Hüsnü Erkan ise Türkiye’nin mevcut ekonomik tablosu, eğitim politikaları ve teknolojik dönüşüm süreçlerine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Erkan, bozulan gelir dağılımı ile yetersiz eğitim politikalarının Türkiye'nin geleceğini tehdit ettiğini belirterek, bütüncül bir strateji oluşturulmadan atılan adımların kalıcı bir başarı getiremeyeceğini vurguladı. Erkan, “Türkiye’de bozulan gelir dağılımı ve yüksek enflasyon, toplumun geniş bir kesimini hızla yoksullaştırmakta. Enflasyonun en haksız vergi türü olması nedeniyle, bir kesim giderek zenginleşirken dar gelirli kitleler temel sağlık ödemelerini ve sigortalarını dahi karşılayamaz duruma düşmüştür. Toplumun öncelikli beklentisi işsizlik, yoksulluk ve sağlık gibi temel sorunlara çözüm üretilmesi iken; bütüncül bir altyapıdan yoksun uzay programı vaatleri, geçmişteki 'doğalgaz ve petrol bulunduğu' iddiaları gibi seçime yönelik göstermelik adımlar olarak kalmaktadır” dedi.

‘Getirip monte etmekle olmaz’

Eğitim sistemindeki dönüşümün pozitif bilimlerden uzaklaştığını ifade eden Ekonomist Hüsnü Erkan, teknolojik atılımların ancak güçlü bir eğitim ekosistemiyle mümkün olabileceğini belirtti. Erkan, şöyle devam etti: “Uzay veya yüksek teknoloji alanında hamle yapmak; yalnızca yurt dışından temin edilen parçaları monte edip uzaya fırlatmaktan ibaret değildir. Bilim ve teknolojide bir sıçrama gerçekleştirmek için, ilkokuldan üniversiteye uzanan bütüncül bir eğitim ve üretim ekosistemi gereklidir. Ancak Türkiye'de pozitif bilim ve teknoloji eğitimini merkeze alan yaklaşımlar yerine, eğitim kurumlarının giderek bilimsel ilkelerden uzaklaştığı bir tablo mevcuttur.”

Kaynak: Ayselin Uzun