Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, CHP İzmir İl Binası’nda gerçekleştirdiği basın toplantısında; ülkemizdeki güvenlik durumu ve savunma sanayisi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Ayrıca Bağcıoğlu, yaptığı açıklamada emekli Koramiral Aydan Erol’un cenazesinde resmi tören yapılamasına da tepki gösterdi.

"FETÖ MENSUPLARI TARAFINDAN MAHKUM EDİLDİ"

Emekli Koramiral Aydan Erol ebediyete uğurlandığını ancak cenazede askerî tören yapılmadığını belirten Bağcıoğlu, Erol’un FETÖ mensubu bir savcının hazırladığı iddianameyle mahkûm edildiğini de hatırlatarak, “Bahriye üniformasını 44 yıl boyunca şerefle taşıyan, emrinde görev yapmaktan onur duyduğum emekli Koramiral Aydan Erol ebediyete uğurlandı. Cenazede askerî tören yapılmadığına, hayatı boyunca namusunu koruyacağına yemin ettiği Türk bayrağının tabutuna sarılmasının dahi çok görüldüğüne dair acı bir manzaraya şahit olundu. Bayrağımız, bir akrabası tarafından tabutuna örtüldü, üniformalı fotoğrafı ise ailesi tarafından getirildi. Koramiral Erol, FETÖ mensubu bir savcının hazırladığı iddianameyle mahkûm edilmişti. Unutulmamalıdır ki; bir dönem Balyoz ve Askerî Casusluk kumpaslarında yargılanan askerlerimiz de iftiracılar tarafından darbeci ve casus olarak yaftalanmıştı. Ancak onlar, hapisteyken dahi vatanlarını ve TSK’yı canlarından çok sevmeye devam ettiler. Onların vatan sevgisini 15 Temmuz gecesi hain darbecilere karşı koyarken ve devlete, millete hizmet etmeyi sürdürürken gördük. Varsın resmî tören yapılmamış, muvazzaf personel katılmamış, Atatürk düşmanlarının cenazelerinde gösterilen ihtimam gösterilmemiş olsun; Aydan Amiral, çok sevdiği al bayrağa sarılı olarak hem kalbimize hem de vatan toprağına defnedildi” dedi.

Whatsapp Image 2026 02 27 At 11.32.58

"CİDDİ TEHDİT"

Rusya – Ukrayna savaşının Türkiye içinde de bir tehdit unsuru olduğunu belirten Bağcıoğlu, “Türkiye’de ve Türkiye’ye mücavir bölgelerde yaşanan güvenlik gelişmelerine ilişkin olarak; Rusya – Ukrayna savaşında, kara cephesindeki Rusya Federasyonu kazanımları verilen kayıplar dikkate alındığında sınırlı kalmış; buna karşın Rusya, Ukrayna’nın enerji, ısıtma altyapısı ve tarım ihracat kapasitesini hedef alarak sivil-ekonomik baskıyı artırmıştır. Ukrayna ise Rusya’nın petrol rafinerileri ve enerji tesislerine yönelik derinlikli saldırılarla Moskova açısından savaşın maliyetini yükseltmeyi amaçlamaktadır. Savaşta meydana gelen kayıp ve zayiatların yüzde 80’i insansız araç ve dron saldırıları neticesinde meydana gelmiştir. Bu durum taarruzi harekatta insansız araçların aldığı rolü gösterdiği gibi kuvvet korumasında insansız araçlar ve dronlara karşı savunma planlamasının önemini vurgulamaktadır. Savaşın yeni alanı Karadeniz olmaya devam etmektedir. Geçtiğimiz aylarda meydana gelen tankerler ve ticari gemilere yönelik saldırılar, serseri mayınların oluşturduğu tehdit Karadeniz’de deniz güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmiştir” diye konuştu.

"MAVİ VATAN SEÇİM SLOGANI OLARAK KALMAMALI"

“Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki gayriaskeri statüdeki adaları artan tempoda silahlandırmaya ve askeri tatbikatlara devam etmesi, Lozan ve Paris Anlaşmalarının doğrudan ihlalidir” diyen ve Mavi Vatan kavramının hükümetin seçim sloganı haline geldiğine değinen Bağcıoğlu, "Yunanistan’ın bu adalardaki askeri faaliyetlerine ilişkin video paylaşımları uluslararası hukuk ihlallerinim belgesi, kural tanımazlığın göstergesidir. Doğu Akdeniz’in milli hak ve menfaatlerimizin korunması açısından önemi her geçen gün artıyor. GKRY’nin siyasi ve askeri girişimlerinin yanı sıra Lübnan ile münhasır ekonomik bölge anlaşması son dönemin dikkate alınması gereken önemli olaylarıdır. Ayrıca Yunanistan'ın Girit'in güneyi ve Mora Yarımadası açıklarındaki dört alan için işletme sözleşmesi imzalaması ve arama alanını 48 bin kilometrekareden 94 bin kilometrekareye çıkarması da dikkatle takip edilmelidir. Akdeniz’in en büyük araştırma ve sondaj filosuna sahip olan ülkemizin Doğu Akdeniz’de “mevcut durum itibari ile” araştırma veya sondaj faaliyeti icra etmeyen Suriye ve Lübnan ile birlikte üç ülkeden biri olması da izaha muhtaç bir durum yaratmaktadır. Deniz Yetki Alanlarımızda yapılacak her sismik araştırma faaliyetinin, kazılan her sondaj kuyusunun; uluslararası hukuktan doğan haklarımızın tescili ve devlet uygulaması ile uzun vadeli kazanımların elde edilmesi açısından hayati önemi haiz olduğu da izahtan varestedir. Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuk çerçevesinde münhasıran haklarımız olan, ancak 2020 yılı aralık ayından itibaren faaliyet gösterilmeyen bölgelerde, “araştırma faaliyeti icra edilerek devlet uygulaması yapılması”, bayrak ve varlık gösterilmesi, milli menfaatlerimiz açısından zorunludur. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin 1 Ekim 2025 tarihinde yaptığı “Türkiye, kendi kıta sahanlığında ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin TPAO’ya tahsis ettiği ruhsat sahalarında petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini planlı şekilde sürdürmekte” açıklaması da ne yazık ki sahada karşılık bulmamaktadır. Yapılması gereken "MAVİ VATAN” kavramını seçim dönemlerinde hatırlanan bir slogandan çıkarıp ruhuna ve anlamına uygun eylemselliği Doğu Akdeniz'de göstermektir” açıklamasında bulundu.

AKDENİZ’DE DENİZ GÜVENLİĞİ

Karadeniz Uyumu Harekâtı ve Akdeniz Kalkanı Harekâtı’nın Türkiye’nin deniz güvenliğindeki merkezi rolüne önemli katkılar sağladığını dile getiren Bağcıoğlu, “Karadeniz Uyumu Harekâtı, Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 1 Mart 2004’te BMGK kararlarına dayanılarak deniz güvenliği harekâtı olarak başlatılmıştır. Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Ukrayna katılımını askıya almasına rağmen; harekât Rusya, Ukrayna ve Romanya’nın katılımıyla, Türkiye’nin liderliğinde uluslararası kimliği ile kesintisiz şekilde sürmektedir. Akdeniz Kalkanı Harekâtı ise Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 2006’dan bu yana Doğu Akdeniz’de barış ve güvenliği sağlamak amacıyla yürütülen milli bir deniz güvenliği harekâtıdır. 13 yıl aradan sonra Mısır ile gerçekleştirilen deniz tatbikatı, karargâh görüşmeleri ve imzalanan Askerî Çerçeve Anlaşması, Doğu Akdeniz’de güvenlik ve istikrara katkı sağlayabilecek kritik ve gecikmiş adımlardır. Mısır ile ilişkilerin iç politikaya ve seçim hesaplarına kurban edilmesinin Türkiye’ye ne kaybettirdiğinin açıkça sorgulanması gerekmektedir. Diplomatik ve siyasi ilişkiler kesintiye uğramamış olsaydı Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye’nin millî menfaatlerine daha uygun kazanımlar elde edilebilecekti. Mevcut konjonktürden istifade edilerek, Karadeniz Uyumu Harekâtı’na benzer şekilde Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na da uluslararası bir kimlik kazandırılması Akdeniz’de kalıcı ve kapsayıcı bir güvenlik mimarisi oluşturabilecektir. Bu kapsamda, öncelikle Suriye ve Mısır’ın, müteakiben Libya ve Lübnan’ın Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na katılımının sağlanması; Türkiye’nin öncülüğünde Akdeniz’de barış, istikrar ve deniz güvenliğine somut katkı sunacaktır. Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvenliğidir. Bölünmüş bir Suriye; daha fazla istikrarsızlık ve daha fazla göç demektir. Bu çerçevede 30 Ocak anlaşmasının gereklerinin yerine getirilmesi önemlidir. Suriye’de herkes etnik kökenine ya da inancına bakılmaksızın aynı hak ve özgürlüklere sahip olmalı, yönetimde temsil edilmelidir. Bu eşitlik; hak ve özgürlükleri güvence altına alan güçlü bir anayasa, devletin birliğini ve toprak bütünlüğünü koruyan bir düzen, serbest ve adil seçimler yoluyla sağlanmalıdır. Türkiye’nin Suriye konusunda iki temel hedefi olmalıdır: Birincisi; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve tüm toplumsal kesimlerin haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır. İkincisi ve en önemlisi; Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdide müsaade edilmemesidir. Bu çerçevede, Suriye’de son günlerde artan DEAŞ tehdidinin de ülkemize etkisi dikkatle takip edilmelidir. Türkiye’de bulunan uyuyan terör hücrelerine karşı farkındalık sağlanmalı ve müteyakkız bulunulmalıdır. Önleyici istihbarat ile karşı tedbirler alınmalıdır” ifadelerini kullanandı.

"DÜZENSİZ GÖÇ İLE MÜCADELE EDİLMELİ"

Türkiye’ye, etrafındaki sınır ülkelerden, yıllardır yoğun bir şekilde düzensiz göç aldığımızı vurgulayan Bağcıoğlu, “İran’da meydana gelecek gerginlik ve çatışma ortamı neticesinde hudutlarımıza yönelik oluşabilecek kitlesel göç dalgasına dikkat çekiyor ve gerekli tedbirlerin titizlikle uygulanması gerekliliğini hatırlatıyoruz” dedi.

Muhabir: Ayselin Uzun