İtalya denildiğinde akla gelen tarihi yapılar, sanat eserleri ve meydanlar, ülkenin farklı şehirlerinde bambaşka hikayeler barındırıyor. Altı günlük İtalya seyahatinde ziyaret edilen Roma, Venedik, Milano ve Floransa, Avrupa tarihinin farklı dönemlerini yansıtan mimarileri ve kültürel miraslarıyla dikkat çekiyor. Dört bölümlük bu seyahat yazısı dizisinde, her şehrin tarihi yapıları, turistik noktaları ve sokaklarında karşılaşılan ayrıntılar yer alacak. İlk durak ise antik Roma İmparatorluğu'nun izlerini günümüze taşıyan başkent Roma...
Roma'da ilk gün: Tarihin günlük yaşamla buluştuğu sokaklar
Roma’ya varıldığında ilk dikkat çeken ayrıntılardan biri, tarihi yapıların şehrin günlük yaşamıyla iç içe olması. Bir meydandan diğerine yürürken antik sütunlarla, tarihi kiliselerle ve yüzyıllardır ayakta duran çeşmelerle karşılaşmak mümkün. Şehrin sokaklarında ilerledikçe modern yaşamın hemen yanında antik dünyanın izleri kendisini gösteriyor. Seyahatin ilk günü Roma'nın sokaklarını ve meydanlarını keşfetmekle geçti. Şehrin temizliği, ulaşım olanakları ve tarihi merkezindeki hareketlilik ilk izlenimler arasında yer aldı. Özellikle turistik bölgelerde yoğun bir kalabalık bulunmasına rağmen farklı tarihi noktalar arasında ulaşım sağlamak oldukça kolaydı. Roma'nın turizm açısından taşıdığı önem, ziyaretçi sayılarında da kendisini gösteriyor. Açıklanan 2025 yılı turizm verilerine göre şehir, 22,9 milyon ziyaretçi ve 52,92 milyon gecelemeyle rekor seviyeye ulaştı. Bu yoğunluğun izlerini tarihi meydanlarda, müzelerin önünde ve turistik sokaklarda görmek mümkün.
Kolezyum'da üç saatlik bekleyiş: Antik Roma'nın izinde
Roma seyahatinin ikinci gününde ilk durak, şehrin en önemli simgelerinden biri olan Kolezyum oldu. Her ayın ilk pazar günü ücretsiz ziyaret imkânı sunulması nedeniyle Kolezyum'un önünde oldukça uzun kuyruklar oluşmuştu. Yaklaşık üç saat süren bekleyişin ardından antik Roma'nın en önemli yapılarından birine giriş yapıldı. Kolezyum, yalnızca büyüklüğüyle değil, geçmişte yaşanan olaylara tanıklık eden yapısıyla da dikkat çekiyor. MS 72 yılında İmparator Vespasianus döneminde yapımına başlanan ve MS 80 yılında İmparator Titus döneminde tamamlanan amfitiyatro, Roma İmparatorluğu'nun en önemli yapıları arasında bulunuyor. Yaklaşık 50 bin ila 80 bin seyirci kapasitesine sahip olduğu belirtilen Kolezyum, geçmişte gladyatör dövüşlerine, vahşi hayvan gösterilerine ve çeşitli halka açık etkinliklere ev sahipliği yaptı.

Bugün ise dünyanın farklı ülkelerinden gelen turistler, bir zamanlar binlerce kişinin toplandığı bu yapının koridorlarında dolaşıyor. Tribünlerin kalıntıları, taş duvarlar ve yapının merkezindeki alan, Roma İmparatorluğu dönemindeki yaşam hakkında önemli izler taşıyor. Üç saatlik bekleyişin ardından Kolezyum'un içine girmek, seyahatin en dikkat çekici deneyimlerinden biri oldu. Yapının büyüklüğü ve günümüze ulaşan mimari ayrıntıları, antik dönemdeki mühendislik anlayışını da gözler önüne seriyor.
Roma'da Anadolu'nun izleri: Troia sergisine yoğun ilgi
Kolezyum ziyaretinde dikkat çeken konulardan biri de Anadolu ile Roma arasındaki tarihsel ve mitolojik bağ oldu. Kolezyum'da düzenlenen Troia ve Roma: Antik Akdeniz'in Mitleri, Efsaneleri ve Hikayeleri sergisi, Çanakkale'deki Troia Antik Kenti'nin Roma kültüründeki yerini ziyaretçilere aktarıyor. Ağustos 2026 itibarıyla 2 milyon 66 bin 178 ziyaretçiye ulaştığı açıklanan sergi, Anadolu'nun kültürel mirasının uluslararası alanda gördüğü ilgiyi ortaya koyuyor. Roma mitolojisinde Troialı kahraman Aeneas'ın hikayesi, Roma'nın efsanevi kökenleriyle ilişkilendiriliyor. Bu nedenle Troia, yalnızca Anadolu tarihi açısından değil, Roma'nın kuruluş anlatıları bakımından da önemli bir yere sahip. İtalya'da Anadolu'ya ait bir hikayenin milyonlarca ziyaretçiyle buluşması, seyahatin Türkiye ile bağlantı kurulan önemli ayrıntılarından biri oldu.
Roma Forumu'ndan Trevi Çeşmesi'ne uzanan yürüyüş
Kolezyum ziyaretinin ardından rota, antik Roma'nın siyasi, ticari ve sosyal yaşamının merkezlerinden biri olan Roma Forumu'nun çevresine çevrildi.
Antik sütunların, tapınak kalıntılarının ve tarihi yapıların bulunduğu bölge, Roma'nın geçmişte nasıl bir şehir olduğunu anlamak açısından önemli bir noktada yer alıyor. Forum çevresindeki yürüyüşün ardından Roma'nın en çok ziyaret edilen turistik noktalarından Trevi Çeşmesi'ne geçildi. Türkiye'de Aşk Çeşmesi olarak da bilinen Trevi Çeşmesi, Barok mimarisi ve büyük heykelleriyle dikkat çekiyor. Nicola Salvi tarafından tasarlanan ve 1762 yılında tamamlanan çeşme, Roma'nın en tanınmış yapılarından biri. Çeşmenin bulunduğu meydana ulaşıldığında ise yoğun turist kalabalığı hemen fark ediliyor. Fotoğraf çektirmek isteyenler, heykelleri inceleyenler ve çeşmeye para atmak için bekleyen ziyaretçiler, meydanda sürekli bir hareketlilik oluşturuyor.
Aşk Çeşmesi'nin hikayesi ve dilek geleneği
Trevi Çeşmesi'nin geçmişi, antik Roma dönemine uzanan bir su hikayesine dayanıyor. Rivayete göre, susuz kalan Roma askerlerine genç bir kız tarafından su kaynağının yeri gösteriliyor. Daha sonra bu kaynaktan elde edilen su, Agrippa tarafından yaptırılan Acqua Vergine su kemeri aracılığıyla Roma'ya taşınıyor.
Çeşmenin mimarisinde bu hikayeye gönderme yapan kabartmalar da bulunuyor. Günümüzde Trevi Çeşmesi'nin en bilinen geleneklerinden biri ise suya bozuk para atmak. Roma'ya yeniden dönmek isteyen ziyaretçilerin çeşmeye para atması, yıllardır devam eden turistik ritüeller arasında yer alıyor. Ziyaret sırasında çeşmenin yakınından para atabilmek için 2 euro ödeme yapılan bir düzenlemeyle karşılaşıldı. Çeşmenin çevresindeki heykeller ve yoğun turist kalabalığı, Roma'nın en hareketli noktalarından birinde bulunulduğunu hissettiriyordu.
Pantheon: İki bin yıllık mimari miras
Trevi Çeşmesi'nin ardından Roma'nın bir diğer önemli tarihi yapısı Pantheon'a geçildi. Antik Roma mimarisinin günümüze ulaşan en önemli örneklerinden biri olan Pantheon'un tarihi yaklaşık iki bin yıl öncesine dayanıyor. İlk olarak MÖ 27 yılında Marcus Vipsanius Agrippa tarafından yaptırılan yapı, daha sonraki dönemlerde meydana gelen yangınların ardından İmparator Hadrianus döneminde yeniden inşa edildi. Pantheon'un en dikkat çekici mimari özelliği, merkezinde yaklaşık 9 metre çapında açıklık bulunan devasa kubbesi. Oculus adı verilen bu açıklık, yapının içine doğal ışık girmesini sağlıyor. Pantheon, 609 yılında Hristiyan kilisesine dönüştürüldü. Günümüzde yapının içerisinde ressam Raphael'in ve İtalya krallarından bazılarının mezarları da bulunuyor. Roma gezisi sırasında Pantheon'a ulaşıldığında ziyaret saatleri sona erdiği için içeri girilemedi. Ancak yapının dış cephesi, büyük sütunları ve bulunduğu meydan, Roma'nın mimari geçmişini yakından görmek için yeterince etkileyiciydi.
İspanyol Merdivenleri'nde Roma akşamı
Roma'daki ikinci günün son durağı İspanyol Merdivenleri oldu. Şehrin en bilinen buluşma noktalarından biri olan merdivenler, Piazza di Spagna ile Trinità dei Monti Kilisesi'ni birbirine bağlıyor. 1723-1725 yılları arasında inşa edilen ve 135 basamaktan oluşan merdivenler, Barok mimarisinin Roma'daki önemli örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Merdivenlerin alt bölümünde, kayık biçimindeki Fontana della Barcaccia Çeşmesi bulunuyor. Üst bölümde ise Trinità dei Monti Kilisesi yer alıyor. İspanyol Merdivenleri, özellikle akşam saatlerinde turistlerin yoğun olarak ziyaret ettiği noktalardan biri. Çevredeki tarihi binalar, mağazalar ve meydandaki hareketlilik, Roma'nın farklı bir yüzünü ortaya koyuyor. Tarihi yapının korunması amacıyla merdivenlerin basamaklarında oturmak ve yemek yemek yasak. Buna rağmen çevresi, Roma'yı ziyaret eden turistlerin en çok vakit geçirdiği alanlardan biri olmayı sürdürüyor.
Vatikan Müzeleri: Sanat tarihinin içinde yarım gün
Roma seyahatinin en önemli duraklarından biri de Vatikan Müzeleri oldu. Gezi programının yaklaşık yarım günü, dünyanın en önemli sanat koleksiyonlarından bazılarına ev sahipliği yapan bu müzelerde geçirildi. Vatikan Müzeleri'ne girildiği andan itibaren yalnızca sergilenen eserler değil, galerilerin mimarisi de dikkat çekiyor. Yüksek tavanlar, duvar resimleri, heykeller ve yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan sanat eserleri, ziyaretçilere farklı dönemlerin izlerini bir arada görme imkanı sunuyor. Koleksiyonlarının temelleri 1506 yılına dayanan Vatikan Müzeleri, antik Yunan ve Roma heykellerinden Rönesans resimlerine kadar geniş bir sanat mirasını barındırıyor. Müzelerde Leonardo da Vinci, Raphael, Giotto, Caravaggio ve Titian gibi sanatçıların eserleri bulunuyor. Özellikle Raphael Odaları, Haritalar Galerisi ve Sistine Şapeli, müzelerin en önemli bölümleri arasında yer alıyor.
Haritalar Galerisi ve Sistine Şapeli'nin ihtişamı
Vatikan Müzeleri'nin dikkat çeken bölümlerinden Haritalar Galerisi, duvarlarındaki tarihi İtalya haritaları ve altın yaldızlı tavan süslemeleriyle öne çıkıyor.
Papa XIII. Gregorius döneminde hazırlanan haritalar, dönemin coğrafi bilgisini ve sanat anlayışını bir araya getiriyor. Müzelerin en tanınmış bölümlerinden Sistine Şapeli ise Michelangelo'nun tavan freskleriyle dünya sanat tarihinde önemli bir yere sahip.

Vatikan Müzeleri'nin geniş koleksiyonları arasında ilerlerken her salonun farklı bir dönemi temsil ettiği görülüyor. Antik heykellerden dini resimlere, tarihi haritalardan mimari süslemelere kadar pek çok eser aynı gezi içerisinde incelenebiliyor. Müzelerin yoğun turist kalabalığı da dikkat çeken ayrıntılar arasındaydı. Farklı ülkelerden gelen ziyaretçiler, galerilerde sergilenen eserleri görmek için uzun koridorlardan geçiyordu. Yaklaşık yarım gün süren Vatikan Müzeleri ziyareti, Roma seyahatinin sanat tarihi açısından en kapsamlı bölümünü oluşturdu.
Roma'dan geriye kalanlar
Roma'da geçirilen iki gün, şehrin bütün tarihi ve kültürel zenginliklerini keşfetmek için yeterli olmasa da önemli yapılarını yakından görme fırsatı sundu.
Kolezyum'da antik Roma'nın izleri, Trevi Çeşmesi'nde yüzyıllardır devam eden gelenekler, Pantheon'da mimari miras, İspanyol Merdivenleri'nde kent yaşamı ve Vatikan Müzeleri'nde sanat tarihinin farklı dönemleri bir araya geldi. Roma'yı diğer şehirlerden ayıran özelliklerden biri, tarihin yalnızca müzelerde ya da koruma altındaki alanlarda değil, sokaklarda ve meydanlarda da varlığını sürdürmesi. Şehrin bir noktasında Roma İmparatorluğu döneminden kalma yapılarla karşılaşırken birkaç sokak sonra Rönesans ve Barok dönemlerinin mimari eserlerini görmek mümkün. Altı günlük İtalya yolculuğunun ilk durağı olan Roma, tarihi mirası ve turistik yoğunluğuyla seyahatin unutulmaz bölümlerinden biri oldu.
Bir Muhabirin Gözünden İtalya yazı dizisinin bir sonraki bölümünde ise sokakların yerini kanalların aldığı, gondolların tarihi binaların arasından geçtiği Venedik'in sokaklarına uzanacağız.














