ABD ile İran arasındaki gerilimin yeniden yükselmesi, Ankara’da güvenlik ve göç başlıklarında alarm seviyesini artırdı. Bloomberg’in diplomatik ve askeri kaynaklara dayandırdığı analizine göre Türkiye, olası bir askeri harekâtın tetikleyebileceği zincirleme etkileri masaya yatırarak en uç senaryolar dahil kapsamlı bir hazırlık süreci yürütüyor.
NATO’nun Radar Gözü İran’a Çevrildi
Haberde öne çıkan en dikkat çekici başlıklardan biri, NATO’nun Türkiye’de konuşlu AWACS erken uyarı ve kontrol uçaklarının görev odağındaki değişim oldu. İttifakın bugüne kadar Türkiye’deki üslerden hem Rusya’yı hem de İran’ı izlemek amacıyla düzenli uçuşlar gerçekleştirdiği biliniyor.
Son dönemde ise Orta Anadolu’daki Konya’dan kalkan uçakların İran’a yönelik görevlerinde belirgin bir artış yaşandığı ifade ediliyor. İsmini vermek istemeyen kaynaklar, artan uçuş trafiğinin ABD öncülüğünde İran’a karşı olası bir askeri harekât ihtimaliyle bağlantılı olabileceğini dile getirdi.
Konuya ilişkin olarak Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı yorum yapmazken, NATO da e-posta yoluyla iletilen sorulara yanıt vermedi.
Washington’dan “Askeri Seçenek” Mesajı
ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığını güçlendirdiği belirtiliyor. İki uçak gemisi ve savaş uçaklarını kapsayan geniş kapsamlı bir askeri yığınak dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump İran’a yönelik sınırlı bir saldırı seçeneğini “değerlendirdiğini” açıklamıştı.
Washington ile Tahran arasında yeni bir nükleer anlaşma için diplomatik temasların sürdüğü, ancak Trump yönetiminin askeri müdahale tehdidini müzakere masasında baskı unsuru olarak kullandığı ifade ediliyor. Mart ayı başına kadar bir anlaşmaya varılmasının hedeflendiği, aksi halde daha geniş çaplı bir harekâtın gündeme gelebileceği öne sürülüyor.
Kaynaklara göre, ABD öncülüğünde olası bir saldırı İran’ı nükleer programını sınırlandırmaya zorlayabilir; ancak aksi bir gelişme daha kapsamlı ve bölgesel etkileri ağır bir çatışma riskini beraberinde getirebilir. Türkiye’nin ise her iki tarafa da gerilimi tırmandırmamaları yönünde diplomatik çağrılarda bulunduğu aktarılıyor.
Ankara’nın En Büyük Kaygısı: Yeni Göç Dalgası
Ankara açısından en kritik başlık ise güvenlikten ziyade insani ve ekonomik etkiler. Türkiye’nin temel endişesinin, olası bir çatışmanın yeni ve kontrolsüz bir göç dalgasını tetiklemesi olduğu belirtiliyor. Kaynaklara göre özellikle İran’da yaşayan Afgan ve Pakistan uyruklu kişilerin Türkiye’ye yönelme ihtimali üzerinde duruluyor. Halihazırda yaklaşık 3 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye’nin, İran kaynaklı yeni bir göç akınının zaten kırılgan olan ekonomik dengeler üzerinde ilave baskı oluşturacağı değerlendirmesini yaptığı ifade ediliyor.
Sınırda Kamp ve “Tampon Bölge” Seçeneği
Haberde dikkat çeken bir diğer başlık ise Türkiye’nin acil durum planları. Büyük çaplı bir çatışma ihtimaline karşı sınır hattına yakın bölgelerde geçici barınma merkezleri kurulması seçeneğinin güncellendiği kaydediliyor. Daha ileri bir senaryo olarak ise, İran’da merkezi otoritenin zayıflaması halinde mültecilerin Türkiye’ye geçişini engellemek amacıyla İran topraklarında önleyici adımlar atılması ihtimalinin değerlendirilebileceği öne sürülüyor. Ancak bu seçeneğin yalnızca İran’da ciddi bir otorite boşluğu oluşması durumunda gündeme gelebileceği vurgulanıyor.
Bölgesel Risk Büyüyor
ABD-İran hattındaki gerilim yalnızca iki ülke arasındaki bir kriz olarak görülmüyor. Uzmanlara göre olası bir askeri hamle; Orta Doğu genelinde güvenlik dengelerini sarsabilir, vekil güçler üzerinden çatışma alanlarını genişletebilir ve Avrupa’ya kadar uzanan yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabilir. Ankara ise bu süreçte hem NATO yükümlülükleri hem de bölgesel istikrar perspektifi arasında dikkatli bir denge gözetiyor. Güvenlik, diplomasi ve göç yönetimi başlıklarında çok katmanlı bir hazırlık yürütülürken, en kötü senaryoya karşı planların güncel tutulduğu değerlendiriliyor.





