Akıllara Yüzyılın Felaketi olarak kazınan 6 Şubat Kahramanmaraş Depremi’nin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen, depremin ardında bıraktığı soru işaretleri hala cevaplanmadı. Öte yandan resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ve 38’i çocuk 140 kişinin ise akıbetinin hala bilinmediği bu depremde, kaybolan vatandaşlar için TBMM’ye sunulan araştırma önergesi Cumhur İttifakı oyları ile reddedildi. Üstelik yaşananlar bununla da kalmayıp, Amerika’yı sarsan ve önde gelen pek çok kişinin isminin geçtiği Epstein dosyasına kadar dayandı. 6 Şubat’ta kaybolan çocukların Amerika’daki bu fuhuş ve işkence ağına alet edilme olasılığı üzerine varsayımlarda bulunan CHP İzmir Milletvekili Av. Sevda Erdan Kılıç ise “Ortada uluslararası bir çocuk ticareti ve cinsel istismar ağına dair ciddi iddialar vardır. Bunlar bir sosyal medya söylentisi değil, mahkeme belgelerinde yer alan iddialardır. Anayasamız ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler devlete susma değil, harekete geçme yükümlülüğü yükler” şeklinde konuştu.
KAYBOLAN 140 YURTTAŞIMIZDAN HÂLÂ HABER ALINAMIYOR
Depremde kaybolan çocukların başına ne geldiği konusunda bir araştırma yapılmaması sebebiyle yaşananların gizemini koruduğunu dile getiren Kılıç, Epstein davasının üzerinde durdu. Ayrıca hükümetin bu konuya gereken özeni göstermediğini aktaran Kılıç, “6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri’nin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen, depremde kaybolan 140 yurttaşımızdan hâlâ haber alınamıyor. Bu kayıpların akıbetinin araştırılması için verilen Meclis araştırma önergeleri ise Cumhur İttifakı oylarıyla reddedildi. Yani iktidar, felaketin ardından sadece binaları değil, soruları da enkaz altında bırakmayı tercih etti. Tam da bu suskunluk ortamında, bugün ‘Epstein davası’ olarak bilinen ve dünyayı etkisi altına alan dosyalarda ortaya çıkan belgeler, Türkiye açısından son derece ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Epstein dava dosyaları içinde yer alan 1328 numaralı dosyanın 407-6, 407-8 ve 407-9 numaralı eklerinde, Epstein’in özel pilotu Nadya Marçinko’nun sorgu kayıtları bulunmaktadır. Bu sorgularda, kaçırılan kız çocuklarının avukatlığını üstlenen Avukat Katherine W. Ezell, Epstein’in çocukları hangi ülkelerden kaçırdığına ilişkin sorular yöneltmiş; bu ülkeler arasında Türkiye de açıkça sayılmıştır. Aynı belgelerde, 15 yaşındaki Jane Doe #102 kodlu mağdur için Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell tarafından çeşitli pasaportlar temin edildiği, bu çocuğun Palm Beach’ten New York’a, Avrupa’dan Afrika’ya kadar birçok noktaya taşındığına dair ifadeler yer almaktadır” dedi.
ÇOCUKLARIN ARAŞTIRILMASI İÇİN MECLİS’E ÖNERGE VERDİM
“Epstein’in özel uçağının Türkiye’ye dokuz kez giriş yaptığına ilişkin kayıtlar da dava dosyalarına girmiştir. Bunlar bir sosyal medya söylentisi değil, mahkeme belgelerinde yer alan iddialardır” diyerek durumun ciddiyetine dikkat çeken Kılıç, kaybolan çocuklar için meclise iki kere önerge verdiğini ancak her ikisine de kayıtsız kalındığını belirtti. Kılıç, “Elbette bu belgelerle 6 Şubat depremleri arasında doğrudan bir nedensellik kurmak mümkün değildir; ancak şunu söylemek zorundayız: Bir ülkede kayıp çocuklar meselesi yıllardır şeffaf biçimde araştırılmıyorsa, istatistikler 2016’dan sonra bilinçli biçimde tutulmuyorsa, büyük bir felaketten sonra kaybolan çocuklarla ilgili Meclis devre dışı bırakılıyorsa; uluslararası bir çocuk istismarı ve insan ticareti dosyasında o ülkenin adının geçmesi artık ‘tesadüf’ olarak geçiştirilemez. Ben bu nedenle, Epstein dosyaları gündeme gelmeden önce, 2022 yılında Türkiye’de kaybolan ve kaçırılan çocukların araştırılması için Meclis’e önerge verdim. 2024 yılında ise Epstein dava dosyalarında Türkiye’nin adının geçmesi üzerine, bu uluslararası ağla olası bağlantıların araştırılması için yeni bir araştırma önergesi sundum. İktidarın her iki önerge karşısındaki tutumu da aynı oldu: Susmak, beklemek ve konunun kapanmasını ummak” açıklamasında bulundu.
BİZİM DURDUĞUMUZ YER NETTİR
Kaybolan çocuklar için devlet yetkililerinin kapsamlı ve hızlı bir şekilde araştırma yapması gerektiğini dile getiren Kılıç, çocukların akıbetinin açıklığa kavuşamaması durumunda Türkiye’de adaletten söz edilemeyeceğinin de altını çizerek, “Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekir: Bu mesele birkaç açıklamayla, birkaç cümleyle geçiştirilecek bir mesele değildir. Ortada uluslararası bir çocuk ticareti ve cinsel istismar ağına dair ciddi iddialar vardır. Anayasamız ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler devlete susma değil, harekete geçme yükümlülüğü yükler. Çocukların yaşam hakkı, siyasi konfor alanlarının arkasına gizlenemez. Bizim durduğumuz yer nettir: Güçlülerin, paranın ve ilişkilerin değil; çocukların tarafındayız. Bu dosyalar açılmadan, kayıp çocukların akıbeti açıklığa kavuşmadan, bu ülkede adaletten söz edilemez” diye konuştu.





