Efendimiz (sav) çocuğun hatırını kırmadı, sırasını atlamadı ve “İçeceği önce bu yaşlılara vermeme izin verir misin?” diye sordu. Çocuğun cevabı ise son derece akıllıcaydı. “Hayır! Vallahi senden gelen nasibim için kimseyi kendime tercih edemem” demişti. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav) ikrama çocuktan başladı. Çocuklara meclisinde ve mescidinde daima yer ayıran Allah Resûlü (s.a.s), onlara değer vermiş “Geleceğin yetişkini” gözüyle bakmış ve haklarını korumuştur. Zira çocuk, Kur’an’ın ifadesiyle “Dünya hayatının süsü” Peygamber Efendimizin diliyle de, kişinin amel defterini açık tutacak iyilik kaynağıdır.

Çocuk, evin bereketi, ailenin umudu, toplumun geleceğidir. “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil ihsan et.” diye edilen duaların cevabı, ilâhî ikramın adıdır. Hepimizin Rabbimiz’e, birbirimize ve çevremize karşı sorumlulukları vardır. En önemli sorumluluklarımızdan birisi de çocuklarımıza karşı olandır. “Çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır.” buyuran Allah Resulü (s.a.s) bu hususa dikkat çekmiştir. Çünkü çocuk, kendisi küçük olsa da asla küçümsenemeyecek haklara sahiptir. Allah’ın emaneti olan çocuğun haklarını korumak ise biz yetişkinlere düşmektedir.

Kız ya da erkek olduğuna bakmaksızın, her çocuğun dünyaya gelişini gönül rızası ile kabullenmek, onu sevgiyle ve dualarla karşılamak bizim görevimizdir. Ona güzel bir isim koymak, hak ettiği ilgiyi ve şefkati göstermek, kardeşleriyle arasında ayrım yapmadan adaleti gözetmek bizim sorumluluğumuzdur.
Yavrularımızı helâl ve sağlıklı gıdalarla büyütmeli, eğitimlerine gereken hassasiyeti göstermeli, sadece maddî ihtiyaçlarını değil, manevî ihtiyaçlarını da karşılamalıyız. Sosyal hayatı tanımaları, kültürlerine âşina olmaları, örf ve âdetlerini öğrenmeleri için çocuklarımıza rehberlik etmeliyiz. Zira çocuğun sosyal ve kültürel gelişimi, bedensel ve zihinsel eğitimi, dinî ve ahlâkî terbiyesi ailede başlar. Yarınlarımızın ümidi olan hayırlı nesiller, bilinçli anne babaların eseri olacaktır. Unutmayalım ki, hakları ihlal edilerek ezilen çocuk, adaletin değerini bilemez. Şiddete maruz kalarak örselenen çocuk, merhametin anlamını çözemez. Kişiliği yok sayılarak aşağılanan çocuk, geleceğini sağlıklı bir şekilde inşa edemez.

Çocuk eğitimi ve çocukla iletişim konusunda en güzel rehberimiz Peygamberimizdir. O, çocukların bir insan olarak taşıdığı onura saygı gösterirdi. Onlara değerli olduklarını hissettirir, yanlarından geçerken selâm verip hatırlarını sorar, sorularını cevaplardı. Kimsenin kınamasına aldırmadan onları öpüp kucaklar, bağrına basar, oyunlarına eşlik ederdi. Allah Resûlü (s.a.s) çocuklara kötü söz söylemeyi ve beddua etmeyi yasaklamıştı. Kendisi de yanına gelen, kucağına verilen her çocuğa dua ederdi. Çocukların ibadet eğitimine ayrı bir önem gösterir, gönlü camide asılı kalan ve ibadetin tadına varan nesiller yetiştirmek için onları asla mescidinden uzaklaştırmazdı.

“Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” buyuran Sevgili Peygamberimize (sav) kulak verelim. Onu örnek alalım, onun şefkat ve hakkaniyete, sabır ve hoşgörüye dayanan eğitim metotlarını uygulayalım.

Çocuklarımızın hem dünya hem ahiret saadetine kavuşmalarına vesile olalım. Lokman (a.s), evladına öğüt verirken şöyle diyordu: “Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.” Biz de O’nun gibi, daima çocuklarımızın yanında olalım, ellerinden tutalım.

Yazımı Kur’an’ın bize öğrettiği bir dua ile bitirmek istiyorum: “Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.”

BİR FETVA:

Baba çocuğunu evlendirmekle yükümlü müdür?

İslâm âlimleri erkek çocukların nafakalarının, çalışıp kendi rızıklarını kazanacakları zamana kadar babalarına ait olduğunda görüş birliğine varmışlar, ancak babanın evladını evlendirmek zorunda olup olmadığı konusunda farklı görüşler serdetmişlerdir. Hanefî ve Şâfiî âlimleri babanın, çocuğunu evlendirmesinin vâcip olmadığını söylerken, Hanbelî âlimleri, ‘Çocuğun nafakası babasına aitse, babası onu evlendirmek zorundadır’ demişlerdir. Meseleye dinen vâcip olup olmama noktasından bakınca durum böyle olmakla beraber, maddî imkânı iyi olan bir babanın kendi parası ile evlenme imkânı bulamayan evladını evlendirmesinin güzel bir davranış olacağında şüphe yoktur. Nitekim bazı rivâyetlerde bir evladın baba üzerindeki hakkı; kendisine güzel bir isim koyması, evlenme zamanı geldiğinde evlendirmesi ve okuma-yazma öğretmesidir, şeklinde zikredilmiştir. Yüce Allah; “Ey İman edenler, kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.” buyurmaktadır. Buna göre, imkânı olan bir babanın, evlenmeye ihtiyaç duyan evladını evlendirerek onun günaha girmesine mâni olması, yukarıdaki Âyet’in babaya yüklediği sorumluluklar arasında sayılmalıdır.

KAYNAK: D.İ.B.Hutbeleri ve (Din Görevlisi ile 365 Gün) adlı eser

HAZIRLAYAN: Mustafa ACAR. Vaiz / İzmir İl Müftülüğü

Kaynak: Bülten