Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 toplantısı öncesinde ÇİFTÇİ-SEN tarafından yapılan açıklamada, uluslararası iklim zirvelerinin mevcut işleyişine yönelik eleştiriler dile getirildi. Açıklamada, devletlerin iklim krizine ilişkin çözüm arayışlarında doğrudan etkilenen kesimlerin taleplerine yeterince yer vermediği, bunun yerine piyasa temelli yaklaşımların öne çıkarıldığı ifade edildi.

Sendika, iklim krizinin doğrudan mağdurlarının seslerini daha güçlü duyurması gerektiğini belirterek, bu süreçte örgütlü ve kolektif bir mücadele yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Bu kapsamda, COP31 sürecine paralel şekilde alternatif platformların oluşturulması gerektiği vurgulandı.

Tarım politikaları ve iklim krizi ilişkisi

Açıklamada, iklim krizinden en fazla etkilenen kesimlerin kırsal bölgelerde yaşayan üreticiler olduğu ifade edildi. Endüstriyel tarım sisteminin hem iklim krizinin nedenleri arasında yer aldığı hem de doğal döngüleri olumsuz etkilediği belirtildi.

Kimyasal kullanımının toprağın karbon tutma kapasitesini azalttığı, üretim ve depolama süreçlerinin ise yüksek enerji tüketimine yol açtığı kaydedildi. Ayrıca yerel ve mevsimsel üretim anlayışının yerine, küresel ölçekte işlenmiş ve depolanmış gıda sistemlerinin teşvik edildiği vurgulandı. Endüstriyel tarım ve gıda sisteminin küresel sera gazı salımındaki payının yüzde 44’ün üzerinde olduğuna dikkat çekilerek, mevcut politikaların küçük üreticileri üretimden uzaklaştırdığı ifade edildi.

Enerji politikaları ve ekolojik etkiler

ÇİFTÇİ-SEN açıklamasında, enerji ve maden politikalarının doğa üzerindeki etkilerine de yer verildi. Meralar, ormanlar ve tarım arazilerinin enerji ve madencilik faaliyetlerine açıldığı, bu süreçte “temiz enerji” ve “yenilenebilir enerji” kavramlarının öne çıkarıldığı belirtildi.

Türkiye’de özellikle Karadeniz Bölgesi’nde hidroelektrik santrallerin (HES) su kaynaklarına erişimi zorlaştırdığı, tarımsal üretimi olumsuz etkilediği ve ekolojik dengeyi bozduğu ifade edildi. Jeotermal enerji santrallerinin (JES) ise atmosfere saldığı gazlar ve su kaynaklarına karışan kimyasallar nedeniyle çevresel riskler oluşturduğu aktarıldı.

Rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarında kullanılan nadir toprak elementlerinin çıkarılması sürecinde yoğun kimyasal kullanımının çevresel tahribata yol açtığına dikkat çekildi. Bu projeler nedeniyle tarım arazilerinin ve ormanlık alanların zarar gördüğü, bazı üreticilerin yerlerinden edildiği ve bunun yeni göç hareketlerine neden olduğu ifade edildi.

Savaşlar ve iklim krizi bağlantısı

Açıklamada, savaşların da iklim krizini derinleştiren unsurlar arasında yer aldığı belirtildi. Silah kullanımı, altyapı yıkımları ve orman yangınlarının atmosferde sera gazı artışına neden olduğu ifade edildi. Bu durumun ekolojik dengeyi bozduğu ve iklim krizini hızlandırdığı vurgulandı.

Buna karşın, uluslararası iklim müzakerelerinde bu tür etkenlerin yeterince gündeme getirilmediği ve mevcut süreçlerin piyasa odaklı çözümlerle sınırlı kaldığı görüşü paylaşıldı.

İklim Adaleti Forumları için örgütlenme çağrısı

ÇİFTÇİ-SEN, iklim krizinin etkilerine karşı çiftçiler, emekçiler, kentliler ve ekoloji örgütlerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, COP31 sürecinde yalnızca resmi toplantıların izlenmesi yerine, alternatif zirveler ve uluslararası forumlar aracılığıyla ortak mücadele alanlarının oluşturulmasının hedeflendiği ifade edildi.

Dünya genelinden iklim krizinden etkilenen kesimlerin Antalya’da bir araya gelerek “İklim Adaleti” talebini dile getireceği belirtilirken, bu sürecin yerelden başlayarak örgütlenmesi gerektiği vurgulandı. Halkın karar süreçlerine katılımını esas alan bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği ifade edildi.

Kaynak: Bülten