Bir tiyatro oyununda oyuncunun gözyaşları izleyiciyi neden ağlatır? Sahnede yaşanmayan bir korku, kalp atışlarını hızlandırabilir mi? İnsan beyni, gerçek olmadığını bildiği bir hikâyeden nasıl bu kadar etkilenebilir? Bu soruların yanıtı, beynin duygu, bellek, dikkat ve hareket sistemlerinin karmaşık işleyişinde gizli. Yaklaşık 27 yıldır oyuncu ve yönetmen olarak tiyatroyla ilgilenen, aynı zamanda Alzheimer, Parkinson ve diğer nörodejeneratif hastalıklar üzerine çalışmalar yürüten Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Bölümü'nden Doç. Dr. H. Armağan Uysal, sahne sanatları ile nörobilimin kesiştiği noktada insan beyninin dikkat çekici özelliklerine ışık tuttu.
Oyunculuğun yalnızca ezberlenen bir metni canlandırmaktan ibaret olmadığını belirten Doç. Dr. H. Armağan Uysal, bir karaktere hayat verilirken beynin farklı bölgelerinin eş zamanlı olarak görev üstlendiğini ifade etti. “Bir oyuncu sahnede gerçekte yaşamadığı bir korkuyu, öfkeyi veya mutluluğu canlandırırken beyninde oldukça karmaşık süreçler gerçekleşir” diyen Doç. Dr. H. Armağan Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Davranışların planlanmasında ve düzenlenmesinde prefrontal korteks, duygusal açıdan önemli uyaranların değerlendirilmesinde amigdala ve ilişkili ağlar, bedensel duyumların işlenmesinde insula görev alır. Motor sistemler ise bu duyguların yüz ifadelerine, ses tonuna ve beden hareketlerine yansımasını sağlar. İlginç olan, bu ilişkinin iki yönlü işlemesidir. Duygular bedenimizi etkilediği gibi yüz ifademizi veya beden duruşumuzu değiştirmek de duygusal deneyimimizi belirli ölçülerde etkileyebilir. Dolayısıyla sahnede canlandırılan bir duygu, gerçek bedensel ve fizyolojik karşılıklar oluşturabilir.”

Oyunculuğun temelinde empati var
Bir oyuncunun canlandırdığı karakteri anlayabilmesi için yalnızca onun davranışlarını taklit etmesinin yeterli olmadığını vurgulayan Doç. Dr. H. Armağan Uysal, empati yeteneğinin oyunculuk sürecindeki önemine dikkat çekti. Empatinin bilişsel ve duygusal olmak üzere iki temel boyutu bulunduğunu belirten Doç. Dr. H. Armağan Uysal, “Bilişsel empati, başka bir insanın ne düşündüğünü, olaylara hangi açıdan baktığını ve davranışlarının arkasındaki niyetleri anlayabilmeyi içerir. Duygusal empati ise o kişinin hislerine duyarlılık gösterebilmektir. Beynimizde bu süreçlere katkı sağlayan farklı sinir ağları bulunur. Oyuncu, karakterinin dünyasını anlamaya çalışırken bu becerilerden yararlanır. Ancak empati yalnızca oyuncuyla sınırlı değildir. Seyirci de sahnedeki oyuncunun mimiklerinden, ses tonundan ve beden dilinden etkilenir. İzlediği olayın kurmaca olduğunu bilmesine rağmen üzülebilir, korkabilir veya sevinebilir. Böylece sahnede yaratılan hayali bir dünya, izleyicinin zihninde gerçek bir duygusal deneyime dönüşebilir” diye konuştu.

Tiyatro, nörolojik hastalıkları anlamaya yardımcı olabilir
Sahne sanatlarının yalnızca insan davranışlarını anlamak açısından değil, nörolojik hastalıkların bireylerin yaşamına etkilerini görünür kılmak açısından da değer taşıdığını ifade eden Doç. Dr. H. Armağan Uysal, tiyatro temelli yöntemlerin hasta yakınlarının eğitiminde kullanılabileceğini belirtti. Doç. Dr. H. Armağan Uysal, “Alzheimer hastalığında bellek, Parkinson hastalığında hareket, afazide dil, frontotemporal demansta ise sosyal biliş ve davranış alanlarında önemli değişiklikler ortaya çıkabilir. Bu değişiklikler yalnızca hastayı değil, onunla birlikte yaşayan ve bakımını üstlenen kişileri de etkileyebilir. Bir hasta yakınına hastalığın belirtilerini tıbbi terimlerle anlatmak ile günlük yaşamda karşılaşabileceği bir durumu canlandırarak göstermek aynı şey değildir. Dramatizasyon, hastalığın davranışlara nasıl yansıdığını daha somut biçimde anlamaya yardımcı olabilir. Böylece hasta yakınları, karşılaştıkları güçlükleri farklı bir bakış açısıyla değerlendirme fırsatı bulabilir” ifadelerini kullandı.
Hasta yakınlarının eğitiminde oyunculardan yararlanıldı
Tiyatro ile nörobilimi bir araya getiren çalışmalarından da söz eden Doç. Dr. H. Armağan Uysal, demans hastalarına bakım veren kişilerin eğitimine yönelik yürüttüğü NAVIGATE projesinde dramatize edilmiş senaryolardan yararlandıklarını aktardı. Doç. Dr. H. Armağan Uysal, projeyi şöyle açıkladı: “Demans hastalarında görülebilen davranışsal ve psikolojik belirtiler, bakım veren kişiler için oldukça zorlayıcı olabilir. NAVIGATE projesinde, bakım verenlerin günlük yaşamda sıklıkla karşılaştıkları durumları profesyonel oyuncular aracılığıyla canlandırarak eğitim materyallerine dönüştürdük. Amacımız, bilimsel bilgiyi yalnızca teorik olarak aktarmak değil, yaşanabilecek durumlar üzerinden daha anlaşılır ve uygulanabilir hale getirmekti. Bu yaklaşım, tıbbi bilgi ile insan deneyimi arasında bir köprü kurulmasına katkı sağlayabilir.”
Hayal edilen olaylar da gerçek duygular oluşturabiliyor
Oyunculuğun beynin gerçek ile hayali birbirinden ayırt edememesi anlamına gelmediğini vurgulayan Doç. Dr. H. Armağan Uysal, hayal gücü, bellek ve duygular arasındaki ilişkinin insan davranışlarını anlamak açısından önemli ipuçları sunduğunu belirtti. Doç. Dr. H. Armağan Uysal, sözlerini şöyle tamamladı: “Beyin, gerçek ve hayal edilen olayları her zaman aynı şekilde işlemez. Ancak bu, hayal ettiğimiz veya hatırladığımız bir olayın bizde gerçek duygular oluşturamayacağı anlamına gelmez. Bir oyuncu, hayatında hiç yaşamadığı bir kaybı sahnede canlandırırken bellek, hayal gücü ve bedensel ifadeler aracılığıyla duygusal süreçleri harekete geçirebilir. Seyirci de aynı şekilde gerçek olmadığını bildiği bir hikâyeden derinden etkilenebilir. Oyunculuk, beynin kandırılması değil; dikkat, bellek, duygu, hayal gücü ve beden arasındaki ilişkinin bilinçli olarak kullanılmasıdır. İnsan beynini anlamak için bazen yalnızca laboratuvara değil, tiyatro sahnesine de bakmak gerekir.”





