Macaristanlı yönetmen, senarist ve yapımcı Béla Tarr, uzun süredir devam eden rahatsızlığının ardından 70 yaşında hayatını kaybetti. Tarr’ın vefat haberi, ailesi adına yönetmen Bence Fliegauf tarafından Macar ulusal haber ajansı MTI’ye bildirildi. Avrupa sinemasında derin izler bırakan Tarr’ın ölümü, sinema dünyasında geniş yankı uyandırdı.
Deneysel sinemadan dünya çapında bir üne
1955 yılında Macaristan’ın Pécs kentinde dünyaya gelen Béla Tarr, sinemaya henüz genç yaşlarda amatör film çalışmalarıyla adım attı. Kariyerinin erken döneminde Macar deneysel sinemasının en önemli merkezlerinden biri olan Balázs Béla Stúdió’da çalıştı. İlk uzun metrajlı filmi Családi tűzfészek (Aile Yuvası), 1977 yılında gösterime girdi ve Mannheim Film Festivali’nde büyük ödül kazandı. Bu başarı, Tarr’ın sinema eğitimi almasının ve profesyonel kariyerinin önünü açtı.

1982 yılında Budapeşte’deki Tiyatro ve Film Akademisi’nden mezun olan Tarr, kısa süre sonra politik nedenlerle 1985’te kapatılan Társulás Filmstúdió’nun kurucuları arasında yer aldı. Stüdyonun kapanmasının ardından bağımsız yönetmen olarak yoluna devam etti.
Karanlık, şiirsel ve politik bir sinema dili
Béla Tarr, insanın varoluşsal yalnızlığını, toplumsal çöküşü ve umutsuzluğu merkezine alan karanlık ve şiirsel sinema diliyle tanındı. Uzun planlar, siyah-beyaz estetik, ağır ritim ve tekrarlar, onun sinemasının ayırt edici unsurları arasında yer aldı. Filmleri çoğu zaman politik alt metinler barındırdı ve Doğu Avrupa’daki sosyal çözülmeyi sert bir gerçekçilikle ele aldı.
1987 yapımı Kárhozat (Damnation), Berlin Uluslararası Film Festivali’nde gösterilerek Tarr’ın uluslararası alanda tanınmasını sağladı. Bu filmle birlikte yazar László Krasznahorkai ile başlayan iş birliği, yönetmenin sinemasında belirleyici bir rol oynadı.
“Sátántangó” ve dünya sinema tarihinde özel bir yer
Béla Tarr’ın en çok ses getiren yapımı, 1994 yılında tamamlanan ve 7,5 saatlik süresiyle sinema tarihine geçen Sátántangó oldu. Krasznahorkai’nin aynı adlı romanından uyarlanan film, Doğu Avrupa’da komünizmin çöküşü sonrasındaki toplumsal ve ahlaki dağılmayı alegorik bir anlatımla ele aldı. Film, uluslararası eleştirmenler tarafından tüm zamanların en önemli filmleri arasında gösterildi.

2000 yılında çekilen Werckmeister Harmóniák ise kıyamet atmosferi, kitle psikolojisi ve düzenin kırılganlığı üzerine kurulu anlatısıyla Tarr sinemasının doruk noktalarından biri olarak kabul edildi.
Sinema kariyerinin sonu: “Torino Atı”
Tarr, sinema kariyerini 2011 yapımı A torinói ló (Torino Atı) ile noktaladı. Friedrich Nietzsche’nin Torino’da bir atın kırbaçlanmasına tanık olduktan sonra yaşadığı ruhsal çöküşten esinlenen film, bir baba ile kızının tekrarlayan, giderek yoksullaşan gündelik yaşamını merkezine aldı. Film, 61. Berlin Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü olan Gümüş Ayı’yı kazandı ve Tarr’ın sinemasal mirasının son halkası oldu.
Bu filmin ardından Tarr, aktif film yönetmenliğini bıraktığını açıkladı.
Eğitime adanan yeni bir dönem
Yönetmenlik kariyerini sonlandırmasının ardından Béla Tarr, sinemanın geleceğine eğitim yoluyla katkı sunmaya yöneldi. 2012 yılında Saraybosna’da uluslararası film okulu film.factory’yi kurdu. Avrupa’nın farklı ülkelerinde ve Budapeşte’de konuk öğretim üyesi olarak dersler verdi, genç sinemacılar için atölyeler ve ustalık sınıfları düzenledi.
Uluslararası saygınlık ve kazandığı ödüller
Béla Tarr, 1997 yılında Avrupa Film Akademisi üyeliğine kabul edildi. Kariyeri boyunca Balázs Béla Ödülü, Kossuth Ödülü, Macar Cumhuriyeti Liyakat Nişanı ve çok sayıda uluslararası yaşam boyu başarı ödülüne layık görüldü. 2023 yılında Avrupa Film Akademisi tarafından Onur Ödülü ile onurlandırıldı. Son yıllarda Macaristan ve Avrupa’daki birçok film festivali, Tarr’a yaşam boyu katkılarından dolayı özel ödüller verdi.
Sinema dünyasında derin bir boşluk
Avrupa Film Akademisi tarafından yapılan açıklamada, Béla Tarr’ın yalnızca büyük bir yönetmen değil, aynı zamanda güçlü bir politik duruşa sahip, meslektaşları tarafından derin saygı gören ve dünya çapında izleyiciler tarafından takdir edilen bir sanatçı olduğu vurgulandı. Tarr’ın ailesi ise bu süreçte basın ve kamuoyundan anlayış talep etti.





