Değişimle birlikte gelenekten gelen bazı uygulamaların da dinselleştirilmesi aile ve evlilik bağlamında yanlış algı ve tutumlara neden olabilmektedir. Bu yanlışlar çoğu zaman Kur’an ve sahih sünnetle bağdaşmamakta, aile içi huzuru ve adaleti zedelemektedir. Bu makalede, evlilik ve aileyle ilgili yaygın yanlış algılar ele alınacak, İslam’ın ortaya koyduğu dengeleyici yaklaşım vurgulanacaktır.
Nikah:
Tarihî süreçte yaşanan değişiklikler, dinî nikâh ve resmî nikâh olmak üzere iki ayrı uygulamanın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ülkemizde insanların, çoğu zaman resmî nikâhın ardından dini nikâhına da yöneldikleri gözlenmektedir. Sadece resmi nikah ile evlilik başlayabilse de, bir Müslümanın evlilik akdini dualar eşliğinde İslam’ın öngördüğü şartlar yerine getirilerek yapmak istemesi doğaldır. Fakat bu nikaha amacından farklı işlevler de yüklenebilmekte, bazı durumlarda amacını aşan kullanımlara yol açtığı görülmektedir. Bunları; dini endişeler veya mahremiyet sınırları konusunda esnek olma isteği sebebiyle nişanlı çiftlerin resmi nikahın kıyılacağı tarihe kadar dini nikaha başvurmaları, kişinin resmi nikah yaptırmak istemediği durumlarda dini nikah ile gayri meşru ilişkisini şer’i hale getirebileceği yanılgısı, bir kimsenin dünyevî bazı kazançlar elde etmek için nikâhı suistimal etmesi mesela bir kişinin, yurt dışında çalışabilmek için oturum izni almak maksadıyla bulunduğu yerin vatandaşlarından birisi ile formalite evliliği yapması veya vefat eden babasının emekli maaşından yararlanmak üzere eşinden mahkeme kararıyla boşanması vb. şeklinde sıralayabiliriz. Nikahın bu tür kullanımlarında bilinmesi gereken bazı hususlar vardır. Nikah esnasında kurulan yuvanın mutluluklar getirmesi, sâlih ve sağlıklı nesillere vesile olması için dua edilmesi elbette iyidir. Bu aynı zamanda örfümüze de uygundur. Ancak günümüzde resmî nikâh olmadan dinî nikâh yapılması kadının ve çocukların haklarının korunması açısından uygun değildir. Nitekim Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnâmesinde de şehrin kadısına kayıt yaptırılması şart koşulmuş ve nikâhın tescili üzerinde ısrarla durulmuştur.
Kadın ve erkek, birlikteliklerini toplumdan gizlemek için resmi nikah yerine dini yani bir nevi gizli nikahı tercih edebilmektedir. Tarafların şahitler huzurunda irâde beyanında bulunmalarına rağmen ailelerinden ve yakın çevrelerinden gizleyerek yaptıkları akit, gizli nikâh olarak adlandırılır. Böyle bir akit, nikâhta bulunması gereken aleniyet niteliğini taşımadığından dinin, nikâh ile ilgili genel ilkelerine aykırıdır.
Dini nikah üzerinden yanlış ve yalan beyanlarla elde edilen kazanç, haksız bir kazançtır.
Haksız yollarla elde edilen kazanç ise haramdır.
Ayrıca nikah konusunda gelenekten gelen, dini bağlamı olmayan bazı yanlış anlayış ve uygulamaların doğrusu şöyle sıralanabilir:
İslam dininde başlık parası, muta nikahı, kişilerin rızası alınmadan evlendirilmesi yasaklanmıştır.
Şartlar ve imkânlar müsait olduğu zaman senenin bütün günlerinde ve günün her saatinde düğün yapılabilir, nikâh kıyılabilir. Misal: İki bayram arası da evlenilebilir.
Boşanma:
Boşanmanın mutlak biçimde haram olduğu veya Allah katında affedilmez bir günah sayıldığı yönündeki inanış, bireyleri sağlıksız evliliklere mahkûm edebilmektedir. İslam, evliliği korumayı teşvik etmekle birlikte, zorunlu hâllerde boşanmayı meşru görmüştür: “Boşanma iki defadır. Bundan sonra ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermek vardır.” (Bakara 2/229) Hadiste ise boşanmanın sevimsiz ama helal bir çözüm olduğu ifade edilir: “Allah katında helallerin en sevimsizi boşanmadır.” (Ebû Dâvûd, Talâk) Bu yaklaşım, evliliğin amaç değil, insanın huzuru için bir araç olduğunu gösterir.
Resmi olarak mahkeme yoluyla boşanan eşler, dinî hükümlere göre bir bâin talâkla boşanmış olurlar. Bu şekilde boşanmış kişilerin “Allah katında nikahımız devam ediyor” söylemi yanlıştır.
Toplumda yaygın olan bir diğer anlayış şudur: “Nikâh erkeğin elindedir, dolayısıyla boşama yetkisi de mutlak olarak ona aittir.” Bu düşünce, fıkhî bir düzenlemeyi, ahlakî ve hukuki sınırlarından koparıp sınırsız bir güce dönüştürmektedir. Oysa İslam’da hiçbir yetki hesapsız ve sorumsuz değildir. Aksine İslam’da kadına da çeşitli yollarla boşama yetkisi verilmiştir. Erkeğin boşama yetkisini mutlak bir güç gibi görmesi, aileyi değil, kişilerin egosunu koruyarak zulme dönüşen bir araç halini alır. Bu durum Kur’an’ın ruhuna aykırıdır ve sünnetle bağdaşmaz. Eğer eşler boşanmaya karar vermişlerse resmi yollar ile bu süreci yürütmelidir. İslam, evliliği merhametle başlatır, adaletle sürdürür, zaruret varsa vakar ile sonlandırır.
Aile içi roller:
İslam dininde aile içi roller keskin hatlarla belirlenmemiştir. Bazı ayet ve hadislerde karı-koca ve anne-baba rollerinin sınırları belirlenmiş, ancak içerik muğlak bırakılmıştır. Her aile bireyinin farklı kişilik özellikleri olduğu gibi, her ailenin de farklı dinamikleri vardır ve bu dinamikler zamana ve mekana göre değişebilmektedir. Bir hadis-i şerifte, “Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz idareniz altındakinden sorumlusunuz. Erkek ailesinin çobanıdır ve idaresi altındakilerden sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve idaresi altındakilerden sorumludur” (Nevevi, 1990), denilmiştir. Görüldüğü üzere karı ve kocanın aile içindeki görevinin çerçevesi çizilmiş, fakat bunun nasıl yapılacağının detayları verilmemiştir. Bunun nasıl yapılacağı İslam dinine mensup toplumun yapısıyla, gelenek ve görenekleriyle ve
karı-koca arasındaki iletişimle ortaya çıkacaktır. Bu esnada ise eşlerin birbirlerine sevgi ve merhametle (Rum, 30/21) davranmaları, iyilik ve ihsanda bulunmaları (Bakara, 2/237) ve birbirlerine karşı hayırlı olmaları (Nevevi, 1990), tavsiye edilmektedir. Ancak sevgi ve merhametin nasıl olacağı yine muğlak bırakılmıştır ve eşler sevgi ve merhametli davranışın, iyilik ve ihsanda bulunmanın ve hayırlı davranışın içini beraber dolduracaklardır.
Anne babaya Allah’ın bir lütfu ve sevinç kaynağı olan çocukların bakım ve eğitimi de kendilerinin görevidir. Bu görev sadece anneye veya sadece babaya yüklenemez. İslam dinine göre, çocuğun bakım ve eğitilmesi görevi devletten daha çok anne babalara ve onlar yoksa yakınlarına verilmiş bir görevdir. Anne babalar veya yakınlar, çocukların iyi/salih davranışlarından kazandıkları sevaplara ortak olduğu gibi onları günahlardan da korumakla emredilmektedir
Evlilik ve aile konusunda ortaya çıkan birçok yanlış dini algı, İslam’ın asli kaynaklarından değil, kültürel yorumlardan beslenmektedir. Kur’an ve sünnet, aileyi sevgi, adalet, merhamet ve karşılıklı sorumluluk temelinde inşa eder. Bu nedenle dini bilgi, bağlamından koparılmadan ve bütüncül bir bakışla ele alınmalıdır. Yukarıda zikrettiğimiz yaşanılan örneklerin ve nice yanlış algı ve tutumların azalmasının yolu ancak sahih kaynaklara ulaşılarak toplumda zihni bir bilinçlenme sağlamaktır. Bu bağlamda müftülüklerimize bağlı Aile ve Dini rehberlik Büroları tarafından hem telefon hem de yüz yüze danışmanlık hizmeti verilerek, ailevi sorun ve sorulara çözüm üretilmektedir. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çıkardığı basılı ve görsel yayınlar sayesinde aile konularında üretilen çeşitli materyaller vatandaşların istifadesine sunulmuştur.
Gülnihal EKEN Vaiz
İzmir İl Müftülüğü





