İran’da son haftalarda protestolara yönelik güvenlik müdahalelerinde yaşanan sertleşme, rejimin iç güvenlik yaklaşımında yapısal bir değişime işaret ediyor. France 24’ün analizine göre, uzun yıllardır etnik azınlıkların yoğun yaşadığı çevre bölgelerde uygulanan askeri bastırma yöntemleri artık ülkenin merkezine, özellikle de başkent Tahran’a taşınmış durumda. Uzmanlar, bu eğilimin yalnızca taktiksel değil, rejimin kriz algısında yaşanan derinleşmenin bir sonucu olduğunu vurguluyor.

Baskının Yönü Değişti: Çeperden Merkeze

İran’da protestolara yönelik sert güvenlik politikaları geçmişte ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yoğun olduğu kuzeybatı vilayetlerinde uygulanıyordu. Ancak son gelişmeler, bu yaklaşımın tersine döndüğünü gösteriyor. İnsan hakları örgütlerine göre, güvenlik güçleri ilk kez başkentte ve Fars nüfusun çoğunlukta olduğu merkezi kentlerde askeri nitelikli silahları kalabalıklara karşı kullandı. Bu durum, Eylül 2022’de Jîna Mahsa Amini’nin gözaltında hayatını kaybetmesinin ardından patlak veren “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarıyla kıyaslandığında belirgin bir kırılmaya işaret ediyor. O dönemde protestolar çeperlerden merkeze yayılırken, bastırma daha çok etnik bölgelerde yoğunlaşmıştı. Bugün ise rejim, çevrede test ettiği yöntemleri doğrudan merkeze uyguluyor.

Protestoların Coğrafyası ve Sosyolojisi Değişiyor

Son protesto dalgasının çıkış noktası bu kez Kürt kentleri değil, İran ekonomisinin kalbi olarak görülen Tahran Kapalıçarşısı oldu. 28 Aralık’ta döviz krizi ve ekonomik daralmaya tepki gösteren esnafın eylemleri, kısa sürede farklı kentlere yayıldı. Bu tablo, protestoların sosyolojik tabanında da bir değişime işaret ediyor. Önceki dalgada gençler, kadınlar ve etnik azınlıklar ön plandayken, son gösteriler rejimin geleneksel dayanaklarından biri olan çarşı esnafının da ciddi bir hoşnutsuzluk içinde olduğunu ortaya koydu. Buna karşılık Kürt bölgelerinde kitlesel sokak gösterilerinin bu kez daha sınırlı kalması dikkat çekiyor. Uzmanlara göre bunun temel nedeni, önceki protestoların ardından bölgede uygulanan yoğun baskı ve militarizasyonun yarattığı caydırıcılık.

Askeri Silahların Merkezde Kullanılması Bir Eşik

Uluslararası Af Örgütü, son müdahalelerde güvenlik güçlerinin otomatik ve yarı otomatik silahlar kullandığını, bu tür silahların daha önce yalnızca Kürt vilayetlerinde görüldüğünü belirtiyor. İnsan hakları örgütlerine göre, bu ölçekte askeri silahların Tahran’da kullanılması İran tarihinde bir ilk. Ortadoğu güvenliği üzerine çalışan uzman Shukriya Bradost’a göre bu gelişme, rejimin güvenlik reflekslerinde tarihsel bir eşik anlamına geliyor. Bradost, “Yıllarca çevre bölgelerde uygulanan askeri bastırma modeli artık merkez kentlere taşındı. Bu, rejimin krizi yalnızca yerel değil, varoluşsal bir tehdit olarak algıladığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Can Kaybı Rakamları Tartışmalı

İran yönetimi, protestolara ilişkin ilk resmi bilançosunu kamuoyuyla paylaştı. Açıklamaya göre 3 bin 117 kişi hayatını kaybetti. Yetkililer, ölümlerin büyük bölümünü güvenlik güçleri ve “masum siviller” olarak tanımlarken, 690 kişinin ise “ABD destekli isyancılar” olduğunu ileri sürdü. Ancak uluslararası insan hakları örgütleri bu rakamların gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü, doğrulanmış protestocu ölümlerinin 3 bin 400’ü aştığını, toplam can kaybının ise 5 bin ile 20 bin arasında olabileceğini bildiriyor.

Kürt Bölgelerinde Sokak Yerine Grev

Kürt kentlerinde sokak protestoları sınırlı kalsa da, muhalefet farklı yöntemlere yönelmiş durumda. Kirmanşah ve İlam gibi vilayetlerde küçük çaplı eylemler düzenlenirken, yedi Kürt siyasi partisi 8 Ocak için genel grev çağrısı yaptı. Greve Beluçistan ve Azeri nüfusun yoğun olduğu bazı bölgelerin de katıldığı bildirildi. France 24’un görüş aldığı uzmanlara göre bu durum, sokakların askeri şiddetle kontrol edildiği bir ortamda muhalefetin ekonomik alanı hedefleyen alternatif protesto biçimleri geliştirdiğini gösteriyor.

Etnik Denge, Liderlik ve Çıkmaz

Yaklaşık 92 milyon nüfusa sahip İran, etnik açıdan son derece heterojen bir yapıya sahip. Farslar nüfusun yaklaşık yarısını oluştururken, Azeriler, Kürtler, Beluçlar ve Araplar önemli azınlıklar arasında yer alıyor. Kürtler, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana merkezi yönetimle en sorunlu ilişkilere sahip gruplardan biri olarak öne çıkıyor. Mevcut krizde muhalefetin en büyük açmazlarından biri, farklı toplumsal ve etnik kesimleri bir araya getirecek ortak bir liderliğin bulunmaması. Sürgündeki eski veliaht Reza Pehlevi bazı çevrelerce öne çıkarılsa da, özellikle Kürtler açısından merkeziyetçi geçmiş nedeniyle temkinle karşılanıyor.

Daha Sert Bir Dönemin Habercisi

Uzmanlara göre, Kürt meselesinin yeniden güvenlik eksenine çekilmesi ve çevrede uygulanan baskı politikalarının merkeze taşınması, İran’daki krizin çözümünü daha da zorlaştırıyor. France 24 analizine göre bu dönüşüm, yalnızca etnik azınlıklar için değil, İran toplumunun tamamı için daha sert, daha istikrarsız ve öngörülmesi güç bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor.

Kaynak: Oksijen