Hz. Peygamber kendisini bu zor anında himayesine alan, kol kanat geren, onu himaye uğruna canını ve soyunu bile tehlikeye atan Mut’im b. Adî’i hiçbir zaman unutmadı. Hatta hicretten kısa bir süre sonra vefat eden Mut’im için Bedir Savaşı sonrası esir edilen Mekkeli müşrikleri işaret ederek, “EĞER MUT’İM B. ADÎ SAĞ OLSAYDI, SONRA ŞU KİŞİLER HAKKINDA KONUŞUP ONLARI BAĞIŞLAMAMI İSTESEYDİ HİÇ ŞÜPHESİZ BEN BUNLARI MUT’İM’(İN HATIRI) İÇİN SERBEST BIRAKIRDIM.” buyurmuştur. (Buhârî, Meğâzî, 12)

Burada unutulmaması gereken şudur; vefa gösterilmesi gereken kimsenin inancı sebebiyle saygısızlığı hak etmez. Vefa gösterilmesi gereken kimsenin inancı ve gücü sorgulanmaz. Mekke’nin fethi ile güç durumu tam tersine dönmüştü. Güç konusunda önceden zayıf olan Hz. Peygamber gücü eline alınca affı unutmadığı gibi geçmişte kendisini maaile koruyan kimseye yanındaki kıymetini ve vefası çok güzel bir şekilde topluma göstermiştir. Her Müslümanın Hz. Peygamber gibi iyiliğin kimden geldiğine bakmadan ve imkânlar dâhilinde iyiliğin karşılığı daha bu dünyada muhatabına göstermelidir. Dikkat ederseniz iyiliğe karşılık beklenmese de muhatabını onore etmek vefanın gereğidir.

Toplumu bir arada tutacak olan vefa, dünü/yaşanmışlıkları unutmadan, bugünü ve yarını inşa etmektedir. “Yapılanlar dünde kaldı!” veya “Benim için ne yaptın?” demek yerine geçmişte yapılan en küçük iyiliği bile saygıyla yâd etmek gerekir. İnsanların geçmişi unutmadan vefa göstermesi; saygı, sevgi gibi değerleri beslerken, duygusal bağları kuvvetlendirir ve iletişimin kesilmesine engel olur. Dünü unutarak inşa edilen ikili ilişkiler ise hem iletişim açısından kötü, hem de duygusal olarak kırık olacaktır.

Vefasızlığın en kötü örnekleri; maalesef aile içerisinde cereyan etmesinin yanı sıra boşanma durumunda koca veya eş tarafından yaşanmışlıklar tamamıyla unutulmaktadır. Hâlbuki insanlar arasında bir anlık diyaloğun bile minnetinin olması gerekir. Hani büyüklerimizin “bir fincan kahvenin kırk hatırı olur” sözü bir sohbetin ve ikramın ne denli vefa içerdiğini gözler önüne sermektedir. Aynı çatı altında beraber onlarca yıl yaşamış eş, evlat, kardeş, akraba ve dostlukların değerini vefayla artırmak varken aramızda düşmanlık yapma, şiddet uygulama, cezalandırma bahtsızlığı yaygınlaştı. “BOŞANMA İKİ DEFADIR. BUNDAN SONRASI YA İYİLİKLE TUTMAK YA DA GÜZELLİKLE SERBEST BIRAKMAKTIR (BOŞAMAKTIR)...”el-Bakara 2/229 âyetini tefsir eden âlimler, kocanın boşanan eşini saygıyla anıp onun gıybetini yapmaması şeklinde izah etmeleri eşler arasında yaşanmışlıkların vefayı gerektirdiğini ne güzel ifade etmektedir. Toplumun yapı taşı olan ailede bireylerin vefa ile desteklenmesi gerekir. Çünkü vefanın en çok yakışacağı kimseler, aile bireyleridir.

Toplumun beraber bir gelecek inşa ederken yaşanmışlıkları unutmadan vefa çerçevesinde ilişki, iletişim ve duyguları sürdürmek gerekir. Vefayı inancın bir göstergesi olarak sunan Hz. Resulü Zişan (sav) şöyle buyurmuştur: “KUŞKUSUZ AHDE GÜZEL BİR ŞEKİLDE VEFA GÖSTERMEK İMANDANDIR.” (Hâkim, Müstedrek, I/20)

Ezcümle; vefa aileden toplumun her kesiminin dikkat etmesi gereken bir meziyettir. Geçmişini ve nereden geldiğini unutmak yerine yaşanmışlıkları ön planda tutarak vefakar olmak her Müslümanın imanının bir gereğidir. Vefadan vazgeçenler olursa Hz. Resûlullah’ın (sav) “KIYAMET GÜNÜNDE HER VEFASIZIN, VEFASIZLIĞININ GÖSTERGESİ OLARAK BİR SANCAĞI OLACAKTIR...” (Müslim, Cihâd ve siyer, 14) hadisinde vaat ettiği utançla karşı karşıya kalacaktır.

Hazırlayan: İzmir İl Vaizi Dr. Rıdvan Sanur

Kaynak: Bülten