Denizde güvenliğin bedeli ihmalle ölçülemeyecek kadar ağır. Girne’de 8 kişinin hayatını kaybettiği Filo Jet faciasının ardından Marmara Denizi’nde iki ticari geminin çarpışması, deniz ulaşımındaki güvenlik zincirini yeniden mercek altına aldı. Yaşanan kazalar, her gün yüzlerce yolcu ya da tonlarca yük taşıyan gemilerin ne kadar sıkı denetlendiği sorusunu da beraberinde getirdi. Karayolunda otomobiller için belirli periyotlarla uygulanan tek merkezli muayene sisteminin aksine denizlerde güvenlik, birden fazla kurum ve kontrol mekanizması üzerinden sağlanıyor. Gemiler yıllık kontrollerden tersane işlemlerine, sualtı ve karina sörveylerinden kapsamlı kuru havuz kontrollerine kadar farklı aşamalardan geçiyor. İzmir’de her gün binlerce vatandaşın kullandığı şehir hatları vapurları da bu denetim zincirinin içerisinde bulunuyor. Denetim sisteminin en kritik noktalarından biri, geminin suyun altında kalan bölümünde yapılan bakımın ne ölçüde denetlenebildiği. Dokuz Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Cemal Töz göre gemi tersaneden çıktıktan sonra idarenin yapılan işlemleri yeniden su altında kontrol etme imkânı bulunmuyor. İşte tam bu noktada denetimin önemli bir bölümü belge ve evraka dayanıyor.

Ali Cemal T O Z 300X185

Üç aşamalı kontrol

Gemilerin dünyanın neresinde çalışırsa çalışsın belirli ulusal ve uluslararası standartlara uymak zorunda olduğunu anlatan Prof. Dr. Töz, bu kuralların yalnızca geminin işletilmesini değil, teknik donanımını ve denize dayanıklılığını da kapsadığını söyledi. Kabotaj hattında çalışan gemiler açısından Liman Başkanlıkları ile bağımsız denetim yapan klas kuruluşlarının önemli görev üstlendiğini belirten Töz, denetim sisteminin üç temel periyoda ayrıldığını ifade etti. Her geminin yılda bir kontrolden geçmek zorunda olduğunu ancak yıllık kontrolün kapsamının daha sınırlı kaldığını söyleyen Töz, “Gemiler 2.5 yıllık periyotta tersaneye alınarak donanımsal kontrollerinin yapılması gerek. Beş yılda bir ise gemilerin kuru havuza çıkarılarak çok daha kapsamlı ve ayrıntılı bir kontrolden geçirilmesi lazım. Yaşanan son kazanın ardından bu geminin en son ne zaman sörveye girdiğinin incelenmesi gerek” ifadelerini kullandı. Gemilerin 2.5 yıllık süreçlerde sualtı, karina ve dayanıklılık sörveylerinin yapılmasının önem taşıdığını kaydeden Töz, olayda kötü hava koşulları ile teknenin mukavemetindeki azalmanın bir araya gelmiş olabileceğini aktardı.

VTS denetliyor

İzmir Körfezi'nde deniz trafiğinin farklı bir güvenlik katmanıyla izlendiğini belirten Prof. Dr. Töz, körfezde VTS olarak adlandırılan Gemi Trafik Hizmetleri altyapısının bulunduğunu anlattı. Töz, “Körfeze girecek gemiler önceden telsiz aracılığıyla Gemi Trafik Hizmetleri ile bağlantı kuruyor. Körfezdeki trafik yoğunluğu, giriş ve çıkış zamanları, demirleme noktaları, limanın durumu, şehir hatlarının trafiği ve hava koşulları değerlendirilerek deniz trafiği düzenleniyor. Şehir hatları vapurları da bu sistemden yararlanıyor ve gerektiğinde diğer gemilerle doğrudan iletişim kuruyor. İzmir Körfezi'nin doğal olarak korunaklı bir iç körfez olması da önemli bir avantaj” dedi. Denetimin yalnızca tek bir kurumun omuzlarında olmadığının altını çizen Töz, Liman Başkanlığı’nın gerekli kontrollerden geçmeyen gemilerin sefere çıkmasına izin vermediğini söyledi.

‘Boşluk oluşabiliyor’

Asıl tartışılması gereken noktanın denetimlerin ne kadarının fiilen görülebildiği olduğuna işaret eden Töz, “Güvenlik zincirindeki en hassas nokta da burada ortaya çıkıyor. Daha önce söylediğim gibi gemiler 2,5 veya 5 yıllık dönemlerde tersaneye giriyor, suyun altında kalan bölümleri ve donanımları üzerinde gerekli işlemlerin yapılması gerekiyor. Ancak gemi tekrar denize indirildikten sonra Liman Başkanlığı’nın yapılan işlemleri su altında yeniden kontrol etme şansı bulunmuyor. Bu nedenle yapılan bakımın doğrulanmasında tersane sürecine ilişkin belge ve kanıtlar devreye giriyor. Tam da burada bir denetim boşluğu oluşabiliyor. Geminin tersaneye girmiş olması, tek başına bütün bakımların gerektiği şekilde yapıldığını göstermez.
Deniz güvenliğinin en can alıcı noktası da denetimlerin evrak üzerinde yapılma ihtimalidir. Evrakta tamamlanan bir işlemin sahada eksik bırakılması halinde faturayı gemideki insanlar ödeyebilir.

‘Kaza olmadan eksikler aranmalı’

Uluslararası gemilerin yalnızca bayrak devletleri tarafından değil, uğradıkları limanlarda da denetlendiğine dikkat çeken Dokuz Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Cemal Töz, “Bu kontrollerden sorunsuz geçebilmek için gemilerin kurallara uyması zorunlu. Kabotaj hattında çalışan gemilerde ise süreç daha esnek yürüyebiliyor. Eksiklikler de çoğu zaman ancak kazaların ardından gündeme geliyor. O nedenle bir facianın ardından eksik aramak yerine, facia yaşanmadan önce o eksiği bulmak gerekiyor” dedi.

Kaynak: Filiz Erol