İsteklerimiz olmadığında, bize karşı hata yapıldığında öfkemiz tetiklenebilir. Burada dikkat edilmesi gereken öfkelenmeme değildir. Çünkü fıtratımız gereği herkesin bir öfkelenme derecesi bulunmaktadır. Herkesin kızacağı, öfkeleneceği seviye birbirinden farklıdır. Öfkelenme durumunda tepkimizin ölçüsü ve seviyesi bizleri haklı iken haksız duruma düşürebilmektedir. Öfke nöbeti geçiren sinir sistemimiz maalesef denize bırakılan ve nerede patlayacağı belli olmayan serseri mayına dönüşmektedir. Fıtri olan tepki ve öfke, bir anda büyük yıkımlara sebep olabilmektedir.
İnsanın fıtri bir özelliğini reddetmek yerine onu nasıl dizginleyeceğini dinimiz bizlere öğretmektedir. Kur’ân’da Mü’minlerden bahsedilirken “ONLAR BÜYÜK GÜNAHLARDAN VE HAYÂSIZLIKLARDAN KAÇINIRLAR, ÖFKELENDİKLERİNDE DAHİ BAĞIŞLARLAR.” (Şûrâ 42/37) âyetinde öfke durumu belirtilmiştir. Ama Mü’minler öyle kimselerdir ki öfkelenebilirler fakat öfke nöbetiyle kendisini veya muhatabını duygusal veya fiziksel yıpratmak yerine affı seçerek duygusal hakimiyetini korurlar. Duygusal hakimiyetini koruyan kul, kebâir günahlara düşmekten kendini koruduğu gibi doğru karar almak için kendine zaman kazandırmış olur.
Öfkelenmemizi tetikleyecek bir unsur bulunabilir, haklı olabiliriz, muhatabımızı cezalandıracak gücümüzde olabilir, gücümüzden mütevellit kimse bize hesapta sormayabilir. Her yönden haklı ve güçlü olmak öfkeye esir olmayı haklı çıkarmaz. Öfke anında hıncımızı çıkarmak yerine öfkeyi dindirmek gerekir. Çünkü öfkeyi dindirip, adeta közü yutmak gibi öfke ateşini kontrol altında tutar ve affı seçersek Rabbimizin sevgisine mazhar oluruz. Kur’ân’da “O TAKVÂ SAHİPLERİ Kİ, BOLLUKTA DA DARLIKTA DA ALLAH İÇİN HARCARLAR; ÖFKELERİNİ YUTARLAR VE İNSANLARI AFFEDERLER. ALLAH DA GÜZEL DAVRANIŞTA BULUNANLARI SEVER.” (Âl-i İmrân 3/134) buyrularak adeta öfkenin kontrolsüz ateşe dönüştüğü bir ortamda affın söndürücü tarafı ile hareket edilmesi istenmiştir.
Sünnet-i Seniyyede birçok hadiste öfkenin zararlarına işaret edilmiştir. Öfkenin zararı sadece bu dünyayı değil aynı zamanda sonuçlarıyla ahiretteki durumumuzu da etkilemektedir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Bezzar’da geçen hadisinde “BİR KİMSE ÖFKELENDİĞİ ZAMAN CEHENNEME YAKINLAŞIR” buyurmaktadır. Bizleri cehenneme yakınlaştıran öfke sadece doğal bir tepki değil aynı zamanda sonumuzun başlangıcı olmaya namzettir. Öfkeleniliriz, hepimiz insanız ama öfkeyle karar verme hakkına sahip olmamalıyız. Öfkelendiğimizde bu durumun geçmesini bekleyip aklı selimle hareket etmeliyiz. Bu konuda Hz. Peygamber’in (s.a.v.) kişi öfkelendiği vakit oturuyorsa ayağı kalksın, ayakta olan otursun, Şeytandan Allah’a sığınsın, bulunduğu ortamı terk etsin veya abdest alsın şeklindeki tavsiyelerine kulak vermeliyiz. Öfke nöbeti esnasında zihnin o kapalılıktan kurtulup düşünme haline geri dönmesini beklemek gerekir. İnsanın öfkesini kontrol altında tutarsa altından kalkamayacağı kararları almak zorunda kalmayacaktır. Ama öfkesine yenilirse trafikte, evinin önünde, okulda, camide, hastanede hasılı her yerde bir cinayete, yaralamaya, yaralanmaya, kendine veya muhatabına fiziksel ve duygusal zarar vermeye sebep olabilir. Öfkenin esiri olmak yerine bir “LA HAVLE VELA KUVVETE” zikrini söylemesi ve önüne bakması kendisi, ailesi ve muhatabı için daha selametli olacaktır.
Torun dedesine: Dedeciğim artık yaşlandın, yaşlılıkta en zor olan nedir? şeklinde bir soru sorar. Dedede torununa şöyle cevap verir: Torunum her ne yaparsan yap yaşlanınca pişman olacağın şeyler yapma! Çünkü yaşlanınca pişmanlık yükünü taşımak çok zor oluyor. Kıssadan hisse ne yaşlandığımızda ne de ahirette pişman olacağımız kararlarının ağırlığını öfkemiz sebebiyle üstlenmeyelim. Geçmişin yükünü geleceğimize taşımayalım. Akıbetimizi öfke nöbetiyle değilde aklı selim kararlarla…
Hazırlayan: İzmir İl Vaizi Dr. Rıdvan SANUR





