Ekonomik kriz vatandaşın alışveriş alışkanlıklarını değiştirdi. Sepetler küçüldü, alışveriş sıklığı arttı. Uygun fiyatlı ürünlere yönelen tüketici markalardan feragat etti. Araştırma şirketi Ipsos’un 14 bin haneyi kapsayan Hane Tüketim Paneli araştırması verilerine göre, ortalama bir hane 15 farklı mağaza ve zinciri gezip alışveriş yapıyor. Tüketici artık aynı ürünü farklı marketlerde karşılaştırıyor, indirimleri takip ediyor ve en uygun fiyatı bulmak için market market dolaşıyor. Bu davranış değişimi, indirim marketlerinin yükselişini hızlandırdı. Son 10 yılda hane harcamalarında payını en çok artıran kanal indirim marketleri oldu. İndirim marketlerinin payı yüzde 21’den yüzde 36’ya yükselirken; bakkallar, açık pazarlar ve bağımsız süpermarketler ciddi pay kaybı yaşadı.

Sabahattin Yeşiltepe 2-1

‘Maaş yetmiyor’

Türkiye’de emekli olmanın artık dinlenmek, torun sevmek anlamına gelmediğini aktaran DİSK Emekli Sen eski Bölge Temsilcisi Sabahattin Yeşiltepe, “Resmen market market dolaşmak, indirim kovalayıp ayakta kalmaya çalışmak demek oldu. Sabah erken saatlerde kapının önünde bekleyen emekliler var. Bir marketten çıkıp diğerine giden, “Belki orada biraz daha ucuzdur” diye umut bağlayan insanlar var. Yıllarca çalışıp ülkeye emek verenler bugün torunuyla gezmek yerine etiket gezdiriliyor; hayatlarının en sakin olması gereken döneminde fiyat peşinde koşturuluyor. Artık kimse ihtiyacını rahatça alamıyor, herkes fiyat ezberliyor. Yağ nerede ucuz, süt hangi gün indirime giriyor, peynir hangi markette biraz daha uygun… İnsanlar bunu zevkine yapmıyor; mecbur kaldığı için yapıyor. Çünkü maaş yetmiyor. Alışveriş sepeti diye bir şey kalmadı, poşet bile zor doluyor. Gramla alınan peynir, taneyle alınan meyve, yarım kilo sebzeye sevinmek insanlara “yarımla yaşa” deniliyor” ifadelerini kullandı.

‘İnsanca değil’

Market raflarına her girildiğinde insanın karşısına başka bir fiyat çıktığını vurgulayan Yeşiltepe, “Bugün almasam yarın daha mı pahalı olur?” derdi herkesin aklında. 200 liranın bir kıymeti kalmadı, avuçta kum gibi akıp gidiyor. Poşetler hafif, omuzlar ağır. En çok da içe dokunan, bu yaşta insanların böyle uğraştırılması. Yıllarca çalışmış, bu ülkeye hizmet etmiş insanlar bugün indirim kuyruklarında nefes tüketiyor. Bir de üstüne “şükredin, idare edin” deniyor. Ama bu yaşanan şey idare edilecek bir şey değil. Bu resmen insanın onuruyla oynamak. Torununa gönül rahatlığıyla çikolata alamayan dedeler, pazarda üç domatesi sayarak alan nineler var artık bu ülkede. Kimse bunun normal olduğunu söyleyemez. Market market dolaşan her emekli bu hayata razı değil. Onların verdiği mücadele sadece ucuz ürün bulmak değil; başını eğmeden yaşamak için çabalama meselesi. Emekli dediğin huzur görmeli, saygı görmeli. Ama bugün yaşananlar tam tersine; insanları yoran, kıran, yıpratan bir hayat dayatılıyor. Ve kim ne derse desin, bu gidiş hiç ama hiç insanca değil” dedi.

Nesibe Gençer-1

‘Yine hayal kırıklığı’

16 milyon emeklinin yılbaşı zammını beklediğini aktaran İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Başkanı Nesibe Gencer, “Ancak yapılan hesaplar, ikinci bahar umudu kuran emekliler için yeni yılın yine büyük bir hayal kırıklığına dönüşeceğini açıkça gösteriyor. Gıda ile birlikte barınma, ısınma, ulaşım, eğitim gibi temel harcamalar da eklendiğinde haneye girmesi gereken gelir 98.188 TL’ye dayanmış durumda. Halkın yüzde 60’ından fazlası bu seviyenin çok altında yaşıyor. Yani insanlar sadece karnını doyurmaya çalışırken bile zorlanıyor; giyinmek, ısınmak, kültür ve sosyal hayata katılmak neredeyse hayal oldu. Askıda ekmek kuyruğundan sonra şimdi de marketlerde son kullanma tarihi yaklaşmış ürünlerin peşine düşen bir toplum gerçeğiyle karşı karşıyayız. 2026’ya devredilen en büyük yük, ne yazık ki yoksulluk” diye konuştu.

‘Geçim değil sürünme’

Emeklilerin market market dolaşıp indirim kovalamak zorunda bırakılmasının sadece ekonomik bir sıkıntı olmadığını vurgulayan İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Başkanı Nesibe Gencer, “İnsan onuruna ağır bir darbedir. İnsanlar artık alışverişe huzurla değil, stresle gidiyor. Evden çıkmadan fiyat listesi yapan, telefonundan kampanya takip eden, broşür saklayan bir ülke olduk. Dün aldığı ürünü bugün aynı fiyata bulamayan, kasada eli titreyen, bazen aldığı ürünü geri bırakmak zorunda kalan binlerce insan var. Bu manzaraya bakıp hâlâ ‘idare edin’ denilemez. Torun, sağlık, yaşam sevinci konuşulması gereken yerde artık sadece fiyat konuşuluyor. “Şu market ucuz, oraya gitmeyin pahalı” diye hayat planlanıyor. Bu hayatın adı geçim değil, sürünmektir. Ve bu normal değildir. Bizim çağrımız nettir: Emekliler, işçiler, asgari ücretliler sadaka değil; onurlu, insanca bir yaşam istiyor. Taneyle meyve, gramla peynir alan bir halk yaratıldı. Bu düzen kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Filiz Erol