İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 45 civarındaki projesi, hükümetten onay bekliyor. Bu projeler, İzmir halkının daha bir refah içinde yaşamasına katkı sağlayacak, kentin çehresini değiştirecek ve dolaylı da olsa katma değer kazandıracak projeler.
Üstelik çoğu kendi öz kaynaklarıyla yapılacak ve bir kısmı da hibe yoluyla hayata geçirilecek.
Hükümet, hala İzmir’in çöp toplama alanını belirlemiş değil. ‘Belediyeler halletsin ’diyor. Belediyeler halletmeye kalktığında da karşı çıkıyor. İzmir, ciddi bir su sıkıntısı yaşıyor ve bu sıkıntı devam edeceğe benzer. Bunun sorumlusu ortada. Ama en ufak bir girişim yok. Metro projeleri de Ankara’da hep askıya alınmış durumda.
“Gavur İzmir” tam bir tahakküm altında. Nefes almaya bile fırsatı yok.
Bu tarz bir muhalefet, döner dolaşır, onu yapanı vurur. İzmir kalesini böyle bir taktikle ele geçirmek o kadar kolay değil.
Ben, bu aşamada İzmir milletvekillerinin ne yaptıklarını merak ediyorum. Özellikle iktidar milletvekillerini. Onların temel görevleri, seçildikleri kentin sorunlarına eğilmek, çözümüne destek vermek değil mi? Halkla hiç haşır neşir olmuyorlar, ortalıkta görünmüyorlar, ellerine bir koz geçtiğinde onu değerlendiriyor, sonra da keyiflerine bakıyorlar.
Hiç merak edilmesin; İzmir halkı bunu aşar. Hak ettiği hizmete ulaşmasa da isyan etmez. Ama bir kenara yazar. O yazdığını da günü geldiğinde hatırlar ve gereğini yapar.
Bu fotoğrafın hatırlattıkları
Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Celal Bayar.
Gazi’nin treninde. Onlar; her biri Kurtuluş Savaşı’nın önderlerinden Başkomutan Mustafa Kemal, Mareşal Fevzi Çakmak, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve Galip Hoca kimliğiyle Anadolu insanında milli şuuru uyandıran Celal Bayar.
Dördü de keyifli. Bir işi birlikte başarmanın, dostluğun keyfini çıkarıyorlar.
Sonra ne oluyor? Siyaset devreye giriyor. Önce Atatürk’le İsmet İnönü, Akdeniz’de düşman denizaltılarıyla mücadelede İngiltere ile işbirliğinin doğru olup olmadığı konusunda fikir ayrılığına düşüyor. Buna bir de Ankara Birası-Bomonti Birası rekabeti de ekleniyor.
Yollarını ayırıyorlar.
İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak’la yine siyaseten ters düşüyor ve derken 1946’da ‘Dörtlü Takrir’ İnönü ile Celal Bayar’ın yollarını ayırıyor. Bu ayrılık, ta 1960’daki ihtilale kadar sürüyor.
“Söz konusu vatansa gerisi teferruat” ne kadar güzel bir söz. Kim demişse ağzına sağlık.
Ama “Söz konusu siyasetse halimiz harap” sözünü de unutmayalım. Bu muhteşem dörtlü, yazdıkları destanla “Türkiye Cumhuriyeti” gibi bir eseri nasıl yaratmışlarsa, aynı şekilde siyasetin girdabında da etki altında kalabilmişlerdir.
Ama onların, milletimizin kalbindeki yeri, siyasetin zedeleyemeyeceği kadar güçlü ve temizdir. Ve onlar, zaten sahip oldukları güçle, bu yaşananları tarihe gömmesini bilmişlerdir.
Bu nasıl çözümsüzlük ?
Basmane’deki “Utanç Çukuru” neredeyse 30 yılına basacak.
Bir hukuk girdabında, geleceği belirsiz.
Kimse bir şey yapamıyor. Sadece seyrediyor, bir şeyler üretmeye çalışıyor ama bunların da gerçekleştirilmesine fırsat tanınmayacağını biliyor.
Böyle bir garabeti kabullenmek kolay değil. En kötü çözüm bile utanç çukurunun bu halde kalmasından daha iyi olacaktır.
Kentin göbeğinde yaklaşık 40 milyar lira değerinde bir arsa çözümsüzlüğe terkedilmiş, hepimiz seyrediyoruz.
Seyredenler arasında çözebilecek durumda olanlar da var ama nedense ortaya çıkmıyorlar.