Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da iki gün arayla meydana gelen okul saldırıları Türkiye’yi derinden sarstı. Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda 14 yaşındaki bir öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda 9 kişi hayatını kaybederken 13 kişi de yaralandı. Olay sırasında büyük panik yaşanırken, öğrencilerin kaçabilmek için camlardan atladığı öğrenildi. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir meslek lisesinde yaşanan saldırıda ise okulun eski öğrencisi olduğu belirtilen saldırgan çok sayıda kişiyi yaraladıktan sonra intihar etti. Bu saldırıda 16 kişi yaralanırken, saldırgan hayatını kaybeden tek kişi oldu. İki olay birlikte değerlendirildiğinde 10 kişinin yaşamını yitirdiği, 29 kişinin ise yaralandığı bildirildi.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan silahlı saldırılar, yalnızca güvenlik zafiyeti tartışmalarını değil, toplumun ruh sağlığına dair derin bir sorgulamayı da beraberinde getirdi. Eğitim yuvalarında yaşanan bu tür şiddet olayları, bireysel bir eylemin ötesinde, toplumsal yapının kırılgan noktalarına işaret eden bir alarm olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlara göre, bu tür saldırıları gerçekleştiren bireyleri tek bir kalıba sokmak mümkün değil. Ancak bazı ortak psikolojik örüntüler dikkat çekiyor. Psikolog Burcu Amcaoğlu, saldırgan profiline ilişkin değerlendirmesinde, “Bu bireyleri tek bir kalıba sokmak doğru olmaz; ancak bazı ortak örüntüler dikkat çeker. Yoğun öfke birikimi, değersizlik hissi, dışlanmışlık algısı ve bazen de ‘görülme–fark edilme’ ihtiyacının çok güçlü olması öne çıkar. Empati becerilerinde zayıflık, katı düşünce kalıpları ve ‘ya hep ya hiç’ tarzı bakış açıları da sık görülür. Bazı durumlarda narsistik incinme dediğimiz, kişinin kendilik algısının zedelenmesine karşı aşırı hassasiyet de rol oynayabilir” ifadelerini kullandı.
“Bir anda değil, birikimin sonucu”
Kamuoyunda bu tür olayların “anlık bir öfke patlaması” olarak yorumlandığına dikkat çeken Amcaoğlu, gerçekte durumun çok daha derin olduğunu vurguladı. Amcaoğlu, “Çoğunlukla bu tür eylemler anlık değil, birikimli süreçlerin sonucudur. Kişi uzun süre öfke, hayal kırıklığı ve yalnızlık yaşar; zamanla bu duygular anlamlandırılamaz hale gelir ve yoğunlaşır. Dışarıdan ‘bir anda oldu’ gibi görünse de, aslında içeride uzun süredir devam eden bir psikolojik süreç vardır” dedi.
Bu noktada yalnızlık ve dışlanmışlık duygularının da altını çizen Amcaoğlu, bu duyguların tek başına şiddet doğurmasa da önemli bir risk faktörü olduğuna işaret etti. Kişilerin kendilerini sistematik olarak dışlanmış, değersiz ya da görünmez hissetmesi halinde, bu durumun öfkenin içe ya da dışa yönelmesine neden olabileceğini kaydeden Amcaoğlu, “Bazı bireylerde bu öfke kendine zarar verme şeklinde ortaya çıkarken, bazı durumlarda dışa yönelmiş şiddete dönüşebilir” diye konuştu.
Toplumun ruh sağlığı sınavı
Uzmanlar, yaşanan bu tür olayların yalnızca bireysel psikolojiyle açıklanamayacağını, toplumsal dinamiklerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor. Özellikle akran zorbalığı, aile içi iletişim eksikliği ve sosyal medya etkisi, gençlerin ruhsal dünyasında ciddi kırılmalara yol açabiliyor. Amcaoğlu, akran zorbalığının güçlü bir risk faktörü olduğuna dikkat çekerek, “Uzun süre zorbalığa maruz kalan bireylerde değersizlik, öfke ve intikam fantezileri gelişebilir. Ancak her zorbalık yaşayan birey şiddet davranışı göstermez. Burada önemli olan, zorbalığın fark edilmesi ve erken müdahaledir” dedi.
Sosyal medyanın da iki yönlü bir etki yarattığını belirten Amcaoğlu, “Bir yandan aidiyet ve ifade alanı sunarken, diğer yandan kıyaslama, dışlanma ve değersizlik duygularını artırabilir. Ayrıca şiddet içeriklerine maruz kalma ve bu içeriklerin normalleşmesi de risk oluşturabilir. Özellikle kırılgan gençlerde bu etki daha belirgin olabilir” ifadelerini kullandı.

Ailelere kritik uyarılar
Ailelerin, çocuklardaki bazı davranış değişikliklerini göz ardı etmemeleri gerektiğine vurgu yapan Amcaoğlu, “Ani içe kapanma, sosyal ilişkilerden uzaklaşma, yoğun öfke patlamaları, umutsuzluk ifadeleri, kendine ya da başkalarına zarar verme söylemleri dikkatle ele alınmalıdır. Ayrıca şiddet içeriklerine aşırı ilgi, takıntılı düşünceler ve belirgin davranış değişimleri de önemlidir. Bu tür durumlarda erken destek almak çok kıymetlidir” dedi.
Ev içi iletişimin önemine de değinen Amcaoğlu, “Tek başına belirleyici değildir ama önemli bir risk faktörüdür. Evde duyguların konuşulmadığı, çocuğun kendini ifade edemediği ya da anlaşılmadığını hissettiği ortamlar, içsel birikimi artırabilir. Sağlıklı iletişim, duyguların düzenlenmesi açısından koruyucu bir işlev görür” diye konuştu.
“Önleyici adımlar şart”
Çözümün yalnızca güvenlik önlemlerini artırmakla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Amcaoğlu, “Önleyici yaklaşım çok katmanlı olmalı. Okullarda psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, erken risk taramaları ve duygusal beceri eğitimleri önemli. Ailelerin farkındalığının artırılması ve çocuklarla sağlıklı iletişim kurabilmeleri desteklenmeli. Ayrıca toplumda ruh sağlığına erişimin kolaylaştırılması ve damgalanmanın azaltılması kritik bir rol oynar” dedi.
Okulların yalnızca akademik değil, aynı zamanda duygusal gelişimin de merkezi olduğuna dikkat çeken Amcaoğlu, “Güçlü bir psikolojik danışmanlık sistemi, öğretmenlerin risk belirtilerini tanıyabilmesi, güvenli okul iklimi ve zorbalık karşıtı politikalar büyük önem taşır. Öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri, görülüp duyulduklarını hissedecekleri ortamlar oluşturmak en temel koruyucu faktörlerden biridir” ifadelerini kullandı.





