Bu yıl Tabip Odası Başkanlığı görevine seçilen İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, Yeni Bakış’a yaptığı açıklamada, yurt dışına göç eden doktorlarla ilgili soruya da içtenlikle yanıt verdi. Son 10 yılda İzmir’den 1150 doktorun kurumlarından alınması zorunlu olan mesleki sicil belgesi aldığını belirten Ergör, “Yurt dışına gitmeyi planlayan hekimler, kurumumuzdan burada hekimlik yaptıklarına dair mesleki sicil belgesi almak zorundalar. Ancak bu belgeyi talep edenlerin ne kadarının fiilen gittiğini takip etmek mümkün olmuyor. Belgeyi aldıktan sonra başvurudan vazgeçenler ya da süreçten çekilenler olabiliyor. Ancak Tıp Fakültesi’nde hekim adaylarına her zaman ‘toplum önderi’ kimliği kazandırılmaya çalışılır. Hekim, yalnızca sağlığı ve insan hayatı emanet edilen bir birey değildir; aynı zamanda toplumu bilgilendirmek, eğitmek, ikna etmek veya belirli konularda doğruları aktarmak gerektiğinde sözü dinlenen bir figürdür. Öğretmen, imam veya muhtar gibi toplumun rehber kabul ettiği aktörler arasında yer alır. Bir toplulukta halkı organize etmek veya ortak bir eylem gerçekleştirmek gerektiğinde hekimlerin de sağlık dışındaki meselelere duyarlılık göstermesi ve toplumu doğruya yönlendirmesi beklenir. Onlara zorlu çalışma koşullarında sahip çıkmalıyız” diye konuştu.

Izmir Tabip Odasi Baskani Prof Dr Yenibakishaber

"DOKTORLARIN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ"

Bu dönem de doktorların sesi olmaya devam edeceklerini, çalışma koşullarının iyileştirmesi için çalışacaklarını söyleyen Ergör, şöyle konuştu: “Elbette halkın da nitelikli ve doğru bir sağlık hizmeti almasını istiyoruz. İyi bir hizmet verilmesi, hekimlerin ve tüm sağlık çalışanlarının mutlu çalışabilmesi için aksayan her konuyu gündeme getireceğiz. Günümüzde sivil toplum örgütlerinin ve meslek odalarının sözü ne yazık ki yeterince dinlenmiyor. Yönetim kademelerinde sesimizi duyurmak zorlaşsa bile topluma ulaşmayı hedefliyoruz. Hekimlerin en büyük sorunlarından biri sağlıkta şiddet. Bu konuyu sürekli gündemde tutacağız; maalesef şiddet nedeniyle kaybettiğimiz meslektaşlarımızı andığımız dönemlerde bu durum daha da öne çıkıyor. Bunun yanı sıra özlük hakları ve ücret sorunları var. Emekli hekimler ciddi mağduriyetler yaşıyor, onların sorunlarına daha yakından eğilmeyi planlıyoruz. İşyeri hekimlerinin, aile hekimlerinin ve özel sektörde çalışanların da ayrı problemleri mevcut. Özel sektörde artık sadece muayenehane hekimliği değil, hastanelerde çalışan geniş bir özel hekim grubu var. İş güvencesizliği, ücretlerin zamanında ödenmemesi ve emeklilik süreçlerindeki belirsizlikler onları da etkiliyor. Odalarımız bünyesindeki komisyonlarla tüm bu kesimlerin sorunları üzerine çalışacağız. Bunların dışında çevre sağlığı ve halk sağlığına yönelik özel çalışmalarımız da sürecek.”

"HASTANELER KORUNAKSIZ"

Sağlıkta şiddet olaylarında hastanelerin korunaksız olduğunu ve bu konuda etkili bir yasal düzenlemenin hala getirilmediğine değinen Ergör, şöyle devam etti: “Sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik özel ve etkili bir yasa ne yazık ki bulunmamaktadır. Mevcut uygulamada sağlık çalışanına yönelik şiddet, yalnızca sıradan bir ‘kamu görevlisine uygulanan şiddet’ kapsamında değerlendirilmektedir. Ancak hastaneler, güvenlik açısından oldukça korunaksız ortamlardır. Güvenlik görevlileri kapılarda bulunsa da içeriye ateşli silah veya kesici alet rahatlıkla sokulabilmektedir. Ayrıca güvenlik personelinin arbede ve olayları yatıştırma konusundaki yetkinliği yetersiz kalmaktadır. Sağlık çalışanlarını koruyan somut bir mekanizma yok. Şiddet uygulayan kişiler karakolda ifade verdikten sonra serbest kalmakta ve ellerini kollarını sallayarak aynı hastaneye geri dönebilmektedir. Saldırganların hedef aldıkları hekim, hemşire veya diğer sağlık personelini takip etme ya da evlerine gitme riski bulunmaktadır. Sağlık çalışanları, bu korku ve baskı yüzünden bazen şikayetçi dahi olamamaktadır. Hatta yakın zamanda bir doktor arkadaşımız, kendisine saldıran kişilerle aynı karakol salonunda yan yana oturarak ifade vermek zorunda kalmıştır.”

"SİSTEM HEKİMLERİ HEDEF HALİNE GETİRİYOR"

Genç hekimlerin artan şiddet olayları nedeniyle acil servislerde görev yapmak istemediğini belirten Ergör, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Eski dönemlerde hekimliğe başlarken böyle bir şiddet vakasıyla karşılaşmak akla dahi gelmezken, günümüzde şiddet olayları olağanlaşmıştır. Bu durum nedeniyle yeni yetişen genç hekimler, şiddet riskinin yüksek olduğu acil veya yoğun bölümlerde çalışmak istememektedir. Toplumdaki genel öfke ve sabırsızlığın yanı sıra idarecilerin tutumu da bu ortamı körüklemektedir. Sağlık sistemindeki aksaklıkların faturası adeta hekimlere kesilmektedir. SABİM ve CİMER gibi şikayet mekanizmalarının kurulması, hasta haklarının ötesine geçerek hastalarda ‘her an şikayet etme ve gerekirse şiddet uygulama’ hakkına sahip oldukları algısını yaratmıştır. Hükümetin bu algıya zemin hazırlayan yaklaşımı, hekimleri hedef haline getirmektedir.”

Muhabir: İlker Çoban