Türkiye ekonomisindeki daralma, işletmeler üzerindeki baskıyı artırmaya devam ediyor. Yüksek kredi faizleri, artan girdi ve işletme maliyetleri ile döviz kurundaki hareketlilik, başta sanayi olmak üzere tekstilden ticarete birçok sektörde dengeleri zorluyor. İzmir'deki son 1 ayda 17 ilçede 83 futbol sahası büyüklüğüne denk gelen yaklaşık 591 bin metrekare alanındaki 173 fabrika 27 milyar 10 milyon 95 bin 650 TL'ye satışa çıktı. İş dünyasında son dönemde ortaya çıkan gelişmelerin yalnızca tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Ekonomist Uğur Civelek, inşaat sektöründeki daralmadan ticaretteki zayıflamaya, halka arzlarda yaşanan hareketlilikten şirket satışlarına kadar birçok göstergenin ekonomideki kötü gidişata işaret ettiğini söyledi. İş dünyasında giderek belirginleşen bir önünü görememe durumunun bulunduğunu ifade eden Civelek, özellikle yüksek enerji fiyatları, artan enflasyon ve jeopolitik risklerin yeni yatırım kararlarını zorlaştırırken mevcut fabrikaların da satışa çıkarıldığını vurguladı.

‘Önünü göremiyor’
Bugün inşaat sektöründe de ciddi bir durgunluk olduğunu aktaran Uğur Civelek, “Bırakın ikinci el fabrikaları yeni inşaat aşamasındaki tesislerde bile belirgin bir azalma var. İş dünyasında ciddi anlamda önünü görememe durumu söz konusu. Ticaretteki zayıflama da esnaf ve KOBİ’leri olumsuz etkiliyor. Merkez bankaları ve onların uyguladığı parasal genişleme politikaları faizlerin düşürülmesine bağlı. Eğer bu yapılmazsa herkesin kaçacak bir yer araması gerekir. Piyasalarda yaşanan bazı gelişmeler böyle bir beklentinin oluşmaya başladığını düşündürüyor. 2022 yılının mart ayında Ukrayna-Rusya çatışması başladı ve bunun ardından enerji fiyatları ciddi şekilde yükseldi. Sonrasında bu yılın mart ayında İran operasyonu başladı. Hürmüz’ün kapalı olması ve ne zaman açılacağının belli olmaması da iş dünyasında ve ticarette belirsizliği artırıyor. Böyle bir ortamda iş dünyasının önünü görmesi son derece zor. Ayrıca ne yazık ki merkez bankalarının siyasileri ve finans piyasalarını geçmişte olduğu gibi destekleyemeyeceği bir ortam oluşuyor” dedi.
‘Alarm zilleri çalıyor’
“Aç insanı oyalayamazsınız” diyen Civelek, “Dünya nüfusunun neredeyse yarısına yakını artık yoksulluk sınırının altında. Bunun yanında küresel kredi hacmi de 330 trilyon doların üzerine çıkmış durumda. Bu borcu çevirebilmek için merkez bankalarının geçmişte verdiği desteğe bugün daha fazla ihtiyaç duyuluyor. Fakat bu destek gelmezse, o zaman sistemin dengeleri tamamen tersine dönebilir; işletmeler ardı ardına kapanabilir. Ben şirketlerde böyle bir daralma veya kapatılma kokusu alırsam sahip olduğum şirketleri, gayrimenkulleri yani kısacası elimde ne varsa satmaya çalışırım. Bu fabrika satışları da bu çerçevede değerlendirilebilir. Enerji fiyatlarındaki yükseliş de fabrikalarda alarm zillerini çaldıran diğer bir unsur. İşin özünde iki önemli konu var; birincisi, yükselen enflasyonun dünya çapında dalgalı bir şekilde tehdit oluşturması, ikincisi ise jeopolitik risklerin sistematik riski beslemesi. Bu iki olumsuzluk aynı anda karşımızdayken yatırım yapmak, adeta zifiri karanlıkta yol almaya benziyor. Önünüzü göremiyorsunuz, hangi riskin ne zaman ortaya çıkacağını bilmiyorsunuz ve buna rağmen karar vermek zorunda kalıyorsunuz” diye konuştu.
‘İşsizlikler de artar’
Böylesi bir daralma sürecinde işsizliğin de hızla artacağını belirten Ekonomist Uğur Civelek, “Çünkü şirketler önlerini göremediğinde yatırımlarını erteliyor, yeni yatırımlara başlamıyor ve maliyetlerini kısmaya çalışıyor. Bu durum doğal olarak istihdam üzerinde de baskı oluşturabilir. Şirketlere sermaye sağlamak için yapılan halka arzlarda yaşanan artışa da bakmak gerekiyor. Diğer yandan kredi borcunu bankalara ödeyemeyen fabrikaların bu borçlarına karşılık bankaların varlık ve menkul satışlarının da arttığını görüyoruz. Bunların tamamı iş insanlarının artık sermayeyi tükettiğini, yeni kredi bulmakta zorlandığını gösteriyor. Bunların tamamı küresel ekonomide artan belirsizliğin, yüksek enflasyonun, enerji maliyetlerinin ve jeopolitik risklerin oluşturduğu daha büyük tablonun parçaları olarak karşımıza çıkıyor” sözlerine yer verdi.

‘Sanayisizleşme’ uyarısı
Kemalpaşa Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KESİAD) Başkanı Yeşim Işıklı ise son 1 ayda 173 fabrikanın satışa çıkmasının aslında Türkiye ekonomisinde reel sektörün karşı karşıya olduğu yapısal sorunların önemli bir göstergesi olduğunu vurgulayarak, “Yüksek kredi faizleri, işletmelerin finansmana erişimini ciddi şekilde kısıtlarken, üretim yapan firmalar için nakit akışını yönetmek çok zor bir süreç haline geldi. Aynı zamanda artan enerji, hammadde ve iş gücü maliyetleri, işletme karlılıklarını büyük ölçüde erozyona uğratıyor. Bunun üzerine ağırlaşan vergi yükü, özellikle KOBİ ölçeğindeki sanayi tesislerinin ayakta kalmasını daha da zorlaştırmakta. Satışa çıkan bu fabrikaların birçoğu ya faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı ya da borç yükünden kurtulmak için el değiştirmeyi tercih ediyor. Bu durum yalnızca yerel üretimi ve istihdamı değil, aynı zamanda Türkiye’nin sanayideki üretim kapasitesini ve bölgesel kalkınmasını da tehdit eder niteliktedir. Eğer yapısal reformlar ve finansmana erişimi kolaylaştıracak önlemler ivedilikle alınmazsa, bu tablo diğer sanayi kentlerine de sıçrayabilir. Orta vadede sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz” dedi.





