İzmir Ekonomi Üniversitesi ev sahipliğinde Göztepe Spor Kulübü’nün desteğiyle hayata geçirilen Spor Yöneticiliği Programı, AK Parti İzmir Milletvekili ve Geçmiş Dönem Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener’in yanı sıra spor dünyasından önemli isimlerinin katılımıyla gerçekleşti. Türk sporunun gelişimine ve profesyonel yöneticilerin yetişmesine katkı sağlamayı amaçlayan programda açılış konuşmalarının ardından paneller yapıldı.

"BU BAŞARI BİR SONUÇ DEĞİL GELECEĞİN HABERCİSİ"
Kasapoğlu, Tokyo 2020 Olimpiyatları’nın Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu belirterek, başarının güçlü bir yönetim modeli, uzun vadeli planlama ve çok paydaşlı bir spor ekosistemi sayesinde geldiğini söyledi. Sporda artık sadece fiziksel gücün değil; veri yönetimi, psikoloji, sağlık, tesis yönetimi ve akademik katkının da belirleyici olduğuna dikkat çeken Kasapoğlu, “Tokyo, Türk sporunun sadece güreş ve halterle sınırlı olmadığını; jimnastikten okçuluğa, yüzmeden atletizme kadar birçok branşta rekabetçi bir seviyeye ulaştığını gösterdi. Bu başarı bir sonuç değil, geleceğin habercisi. Los Angeles’ta bunu daha da ileri taşıyacağız. Tokyo'ya pandemi sürecinde hazırlandık. Pandemiye rağmen tesisleri açtık. Sporcularımızın tüm ihtiyaçlarını giderdik ve bununla birlikte de A'dan Z'ye onların yanında olduk. Nasıl teknolojide akademinin liderliği varsa sporda da bu motivasyonu mutlaka ve mutlaka akademinin, akademisyenlerin taşıması lazım. Güçlendirmemiz lazım” dedi.

"GENÇ SPORCULAR ELENME ANLAYIŞINA BIRAKILIYOR"
Türkiye'de özellikle genç sporcuların erken yaşta oynamak sporu sevmek yerine, seçilmek ya da elenme anlayışına bırakıldığında dikkat çeken Özgener, "Türkiye’ye baktığımızda, genç nüfus açısından gerçekten büyük bir avantaja sahibiz. Hâlâ Avrupa ülkeleri arasında en avantajlı ülkelerden biri olduğumuzu düşünüyorum. 15-24 yaş aralığında yaklaşık 12,7 milyon gencimiz var ülkemizde. Bu, futbol için çok büyük bir potansiyel. Önemli olan bu potansiyelin ne kadar düzenli, nitelikli ve sürdürülebilir bir biçimde futbolla buluştuğu. Türkiye’de yaklaşık 466 bin lisanslı futbolcu bulunuyor şu anda. Bu sayı ilk bakışta yüksek görülebilir ama nüfusa ve futbol oynama süresine baktığımızda tablo benim gözümde daha netleşiyor. Geniş bir katılım var diyebiliriz. Ama bu katılımın niteliği ve devamlılığı hâlâ bir sorun. Bir diğer önemli veri ise okul sporları ve federasyon programları üzerinden yaklaşık 15 milyon çocuk ve gencin bugün futbolla temas edebilecek durumda olması. Yani şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Türkiye’de mesele futbola ilgi duyan çocuk bulmak değil. Asıl mesele, bu çocukları 12-13 yaşlarında oyuna sokup, 18-19 yaşlarına kadar oyunun içinde tutabilmek. Bizde futbol, çok erken yaşlarda skor baskısına ve sonuç baskısına giriyor. Bunu çok net gözlemledim. Genç yaş gruplarında “oynamak” yerini “seçilmek ya da elenmek” anlayışına bırakıyor. Bu da gelişime ciddi şekilde zarar veriyor. O yaş gruplarında şampiyonluk öncelik olmamalı. Öncelik, geleceğin futbolcularını ve sporcularını yetiştirmek olmalı. Bu durum her spor dalı için geçerli. Dolayısıyla gençlerimiz daha fazla maç yapmalı, daha fazla temas etmeli ve daha fazla deneyim kazanmalı ki başarı gelsin" dedi.
"SPORCU MADENİ VAR AMA İŞLEYEMEİYORUZ"
Ülke genelinde hâlâ standart bir oyuncu geliştirme zincirini tam anlamıyla kurulamadığını da söyleyen Özgener, "Türkiye’nin sorunu kesinlikle yetenek eksikliği değil. Sorun, bu yeteneğin sistemli bir biçimde gelişmesini sağlayacak yapının eksikliği. Bizlere düşen görev de tam olarak bu. Spor yöneticisi adaylarımıza birinci önerim bu olur. 12-19 yaş grubuna baktığımızda; antrenman kalitesi, oynama süresi, bireysel gelişim planları, mental dayanıklılık, sakatlık dönemleri, beslenme ve uyku düzeni bir bütün olarak ele alınmazsa ortaya çıkan oyuncu profilini tesadüfen yaratıyoruz. Çünkü futbol artık çok büyük bir ekonomi, çok büyük bir endüstri ve çok büyük bir pazar. Hâliyle her aşamasının büyük bir titizlikle ve o yaş grubunun ihtiyaçlarına uygun şekilde planlanması gerekiyor. Bizde ham madde var. Genç nüfus var, ilgi var, sahalar var. Ama bu ham madeni işleyen, sürdürülebilir ve sağlıklı bir üretim hattımız hâlâ eksik. Bu üretim hattını doğru kurgular ve verimli çalıştırırsak, futbolda başarıyı hep birlikte yakalayabiliriz" diye belirtti.

"SON 3 YILDA 425 LİSASNSLI SPORCU"
Sürdürülebilir sportif başarının temelinde; sahadaki yetenek yanı sıra, stratejik yönetim kapasitesi, kurumsallaşma düzeyi, alt yapı ve insan kaynağı niteliği, finansal denge ve bilimsel temelli karar alma süreçleri yer almaktadır” diyerek sözlerine başlayan ve son üç yılda tam 425 lisanslı sporcunun üniversitelerini temsil ettiğini belirten İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu, “Bu süreçlerin doğru yönetilmesi ise donanımlı spor yöneticileriyle mümkün. Bugün açılışını yaptığımız Spor Yöneticiliği Programı bu anlayışın bir ürünü olarak hayata geçirildi. Program hakkında bilgi aktarmadan önce İzmir Ekonomi Üniversitesi olarak spora bakışımızdan söz etmek isterim. İzmir Ekonomi Üniversitesi olarak bizler, sporu üniversite yaşamının merkezinde konumlandırıyor; öğrencilerimizin akademik gelişimlerinin yanı sıra sportif ve sosyal gelişimlerini de bütüncül bir yaklaşımla destekliyoruz. Her yıl artan lisanslı sporcu sayımız, bunun somut bir göstergesi. Son üç yılda tam 425 lisanslı sporcumuz, üniversitemizi farklı branşlarda başarıyla temsil etti. 2025-2026 Akademik Yılı itibarıyla 23 farklı branşta 13 aktif spor takımımız var. Gençlerimiz, üniversitemizin adını gururla zirveye taşıyor. Son üç yılda 5’i altın olmak üzere toplam 13 madalya ve 18 kupa aldık. Üniversitemizin spor alanındaki istikrarlı yükselişi, bizi sevindiriyor ve daha da motive ediyor. Bu başarıların arkasında, sporcu emeğinin yanı sıra doğru yönetim anlayışı, planlama vekurumsal destek var. Bu bağlamda, Mütevelli Heyet Başkanımız Sayın Mahmut Özgener’e vizyonu ve liderliği için teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
ÜNİVERSİTE BÜNYESİNDE 15 MİLLİ SPORCU
İzmir Ekonomi Üniversitesinin Bünyesinde 15 Milli Sporcu olduğunu vurgulayan Abacıoğlu, “Üniversitemiz adına vurgulamak istediğim diğer bir başlık da bizler için ayrı bir önem taşıyan Milli Sporcu Bursu’dur. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığımız ve Sayın Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun bakanlığı döneminde hayata geçirilen Milli Sporcu Bursu protokolü sayesinde bugün üniversitemizde 15 milli sporcumuz, yüzde 100 burslu olarak eğitimlerine devam ediyor. Bu kıymetli destek; sporcu gençlerimizin akademik hayatta da güçlü bireyler olarak yetişmesine olanak tanıyan çok değerli bir vizyonun ürünü. Bunun yanı sıra, milli sporcu statüsünde olmasa da başarılı bir spor geçmişine sahip öğrencilerimize yönelik sporcu burslarımız kapsamında 2025-2026 Akademik Yılı itibarıyla 19 öğrencimize destek veriyoruz. Spora ve sporcularımıza verdikleri destek için Mütevelli Heyetimize, Burs Komisyonumuza ve Öğrenci Dekanlığımıza şükranlarımı sunuyorum.
SAĞLIKLI KAMPÜS PROGRAMI HAYATA GEÇİRİLDİ
İzmir Ekonomi Üniversitesi olarak 2024 yılında ‘sağlıklı kampüs’ programını hayata geçirdiklerini belirten Abacıoğlu, “Bu program kapsamında öğrencilerimizi, akademik ve idari personelimizi spora teşvik ediyor, sağlıklı yaşam tercihleri konusunda bilgilendiriyor ve destekliyoruz. Spor yapanların ve etkinliklere katılanların sayısının giderek artmasından büyük bir mutluluk duyduğumuzu belirtmek isterim. İlk etabını bu yıl temmuz ayında tamamlamayı hedeflediğimiz yeni Güzelbahçe kampüsümüzde, yalnızca eğitim ve araştırma altyapımızı değil, spor olanaklarımızı da çağdaş, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir anlayışla güçlendiriyoruz. Yeni kampüsümüzde; kapalı spor salonu, kapalı yüzme havuzu, nizami ölçülerde futbol sahası ve atletizm pistinin yanı sıra; her yaştan kullanıcıya hitap eden çeşitli yürüyüş rotalarıyla tüm mensuplarımıza sağlıklı ve aktif bir kampüs yaşamı sunacağız. Umuyor ve diliyorum ki, yeni kampüsümüzün açılışında bu heyecanı ve mutluluğu birlikte paylaşırız” diye konuştu.




