Türkiye’de giderek derinleşen çocuk yoksulluğu, en ağır ve en kalıcı etkisini eğitim alanında gösteriyor. Araştırmalara göre, yoksulluğun eğitim materyallerine erişimden beslenmeye, giyimden sağlığa kadar birçok alanda derinleştiğini gösteriyor. Öğrencilerin önemli bir kısmı okula kahvaltı yapmadan geliyor; beslenme çantalarında yeterli ve dengeli gıda bulunmuyor. Kırtasiye ürünleri pahalı olduğu için defter, kalem ve silgi gibi en temel ihtiyaçlar dahi eksik kalabiliyor; bazı öğrenciler eski defterlerini yeniden kullanmak ya da arkadaşlarından ödünç almak zorunda kalıyor. Yoksulluğun en görünür yüzlerinden biri ise giyim. Kış aylarında montu olmadığı için sınıfta titreyen, ayakkabısı bulunmadığı için terlikle okula gelen çocuklar olduğu belirtiliyor. Okul gezileri, kurslar, spor ve müzik etkinlikleri birçok öğrenci için artık erişilemez. Eğitimde fırsat eşitsizliği derinleşiyor, ekonomik yoksunluk çocukların hem akademik başarısını hem fiziksel ve sosyal gelişimini doğrudan etkiliyor.

‘Beslenme çantaları boş’
Çocuk yoksulluğunun eğitim üzerindeki etkisinin artık inkâr edilemez bir noktaya ulaştığını belirten Eğitim İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen, “Türkiye genelinde yaklaşık 9 milyon 500 bin çocuğun, yani neredeyse her üç çocuktan birinin yüzde 32-33’ü yoksulluk içinde yaşadığı belirtiliyor. Bu veri yalnızca ekonomik bir gösterge değil; sınıflarda, sıralarda ve okul koridorlarında her gün karşımıza çıkan bir toplumsal gerçekliktir. İzmir özelinde yapılan nüfus hesaplamaları da tabloyu somutlaştırıyor. Yaklaşık 4,5 milyonluk nüfus içinde çocuk oranının yüzde 21 civarında olduğu düşünüldüğünde kentte yaklaşık 950 bin çocuk yaşıyor. Son araştırmalarda çocukların yaklaşık yüzde 25’inin yoksulluk sınırında ya da altında olduğu dikkate alındığında, İzmir’de yaklaşık 230–250 bin çocuğun yoksullukla mücadele ettiği tahmin ediliyor. Bu rakamlar, neredeyse her dört çocuktan birinin temel ihtiyaçlara erişimde zorluk yaşadığı anlamına geliyor. Bu tablo istatistikten ibaret değil. Okullarımızda beslenme çantası boş gelen öğrenciler var. Kahvaltı yapmadan derse giren, gün boyu baş ağrısı ve halsizlikle mücadele eden çocuklar var. Defteri eksik olan, kitabını fotokopiyle tamamlamaya çalışan, kalemini arkadaşından ödünç alan öğrenciler görüyoruz. Mevsimine uygun kıyafeti olmadığı için soğukta üşüyen, ayakkabısı olmadığı için terlikle okula gelen çocuklar artık istisna değil” dedi.
‘Motivasyonu zedeliyor’
Yoksulluğun yalnızca maddi bir eksiklik yaratmadığını vurgulayan Şen, “Özgüveni, aidiyet duygusunu ve akademik motivasyonu da zedeliyor. Aynı sınıfta bir öğrenci tüm kaynaklara sahipken bir diğerinin en temel kırtasiye malzemesine dahi erişememesi, eğitimde eşitlik ilkesini her geçen gün daha fazla aşındırıyor. Aç bir çocuğun derse odaklanmasını, temel ihtiyaçları karşılanmamış bir öğrencinin akademik başarı göstermesini beklemek gerçekçi değildir. Eğitimde yaşanan her kayıp, bir neslin geleceğine yazılan kalıcı bir izdir. Çocuk yoksulluğunun en ağır ve en kalıcı etkisi eğitim alanında ortaya çıkıyor. Okul terkleri, düşük akademik başarı, sosyal etkinliklere katılamama ve sağlık sorunları birbirini besleyen bir döngü oluşturuyor. Spor, müzik ve kültürel faaliyetler yalnızca maddi durumu iyi olanların erişebildiği alanlara dönüşürken, fırsat eşitsizliği daha küçük yaşlarda derinleşiyor. Bu nedenle en az bir öğün ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği sağlanması artık bir sosyal politika tercihi değil, kamusal bir zorunluluk olarak görülmeli” diye konuştu.
Kırtasiye, okul kıyafeti ve temel eğitim materyallerinin devlet güvencesinde karşılanması gerektiğini dile getiren Özgür Şen, “Çocukların gelişimsel ve rutin sağlık taramalarına erişimi güvence altına alınmalı. Çocukların kaderi yoksulluk olmamalı. Onlara iyi bir gelecek sunmanın yolu, eğitim hakkını yalnızca kağıt üzerinde değil, eşit koşullarda hayata geçirmekten geçiyor. Çünkü eğitimde kaybedilen her yıl, telafisi zor bir toplumsal maliyet anlamına geliyor” sözlerine yer verdi.

‘Çocuklara yansıyor’
Türkiye’de derinleşen yoksulluğun, özellikle orta gelirli ve orta gelirin altındaki aileleri daha sert biçimde etkilediğini belirten Eğitim-Sen İzmir 1 No’lu eski Şube Başkanı Necip Vardal, “Asgari ücretle geçinmeye çalışanlar ve emekliler artan yaşam maliyetleriyle harcamalarını kısmak zorunda kalıyor. Ancak bu kısıntı çoğu zaman eğitim giderlerinden başlıyor. Çünkü haneler artık önceliği yalnızca temel beslenme ihtiyacını karşılamaya veriyor; kira, fatura ve gıda dışı kalemler giderek daralıyor. Bu durum doğrudan çocuklara yansıyor. Ders araç-gereç eksikliği, kırtasiye malzemelerine erişememe, okul kıyafeti ve ayakkabı yetersizliği birçok aile için yaygın sorun haline gelmiş durumda. Çocuklar eksik malzemeyle derse giriyor, defterini tamamlayamıyor, kalemini arkadaşından ödünç alıyor. Özellikle devlet okullarında ve dezavantajlı bölgelerde eğitim gören öğrenciler bu sıkıntıları daha yoğun yaşıyor” dedi.
‘Titreyerek ders dinliyorlar’
Velilerin, artan maliyetler nedeniyle eğitim harcamalarını azaltmak zorunda kaldıklarını ifade eden Eğitim-Sen İzmir 1 No’lu eski Şube Başkanı Necip Vardal, Vardal, “Okul gezileri, kurslar, sosyal ve kültürel etkinlikler artık birçok öğrenci için ulaşılması güç hale geldi. Oysa eğitim yalnızca sınıf içinde verilen derslerden ibaret değil; çocuğun sosyal gelişimi, özgüveni ve hayata hazırlanması bu sürecin ayrılmaz parçası. Çocukların en az bir öğün sağlıklı yemeğe ve temiz suya erişiminin güvence altına alınması temel bir gereklilik olarak öne çıkıyor. Ülkedeki yoksulluk azaltılmadığı sürece eğitim alanındaki eşitsizliklerin derinleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Kış aylarında montu olmadığı için soğuktan korunamayan, mevsimine uygun kıyafet bulamadığı için üşüyerek derse giren çocuklar, yaşananların boyutunu açıkça gösteriyor. Bir öğrencinin sınıfta titreyerek ders dinlemesi yalnızca bireysel bir sorun değil; geleceğe dair ciddi bir uyarıdır. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi için çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması artık tercih değil, zorunluluk” diye konuştu.




