İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, küresel tüketicinin satın alma kararlarında hızlı bir değişim yaşandığını belirterek, şirketlerin yalnızca ürün ve fiyat odaklı rekabet anlayışıyla hareket etmesinin artık yeterli olmadığını söyledi. McKinsey & Company’nin Haziran 2026 tarihli “State of the Consumer 2026” araştırmasını iş dünyası açısından değerlendiren Yüksel, tüketicinin markayı nerede keşfettiği, nasıl bir deneyim yaşadığı ve ödediği bedelin karşılığında ne kadar değer elde ettiğinin rekabette belirleyici hale geldiğini ifade etti.
Beş ülkede 4 bin 863 tüketiciyle gerçekleştirilen araştırmada teknoloji odaklı alışveriş, sağlık, deneyim ekonomisi ve tutumlu tüketici davranışı önümüzdeki döneme yön verecek dört temel eğilim olarak öne çıktı. Yüksel, küresel ölçekte ortaya çıkan bu değişimin İzmir’de faaliyet gösteren şirketler tarafından da yakından takip edilmesi gerektiğini belirtti.
“Tüketici daha dijital ve daha seçici”
İş dünyasının yalnızca mevcut talebe değil, tüketicinin değişen karar verme süreçlerine de hazırlanması gerektiğini vurgulayan Yüksel, “Tüketici artık daha dijital, daha seçici ve ödediği paranın karşılığını çok daha fazla sorguluyor. İşletmelerimizin üretimden pazarlamaya, satıştan müşteri deneyimine kadar bütün süreçlerini bu yeni tüketici profiline göre gözden geçirmesi gerekiyor. Küresel trendleri takip etmek artık büyük şirketlerin işi değil, ölçeği ne olursa olsun rekabet etmek isteyen her işletmenin gündeminde olmak zorunda” dedi.
Yapay zekâ alışveriş sürecinde yeni kanal oldu
Araştırmaya göre tüketicilerin yaklaşık yüzde 22’si alışveriş süreçlerinde üretken yapay zekâdan yararlanıyor. Bu oran Z kuşağında yüzde 28’e kadar yükseliyor. Sosyal medya da özellikle genç tüketiciler açısından markaların keşfedildiği önemli kanallardan biri haline geliyor.
Bu değişimin şirketlerin dijital görünürlük anlayışını yeniden değerlendirmesini gerekli kıldığını söyleyen Yüksel, tüketicilerin ürünleri arama ve karşılaştırma yöntemlerinin de değiştiğine dikkat çekti. Yapay zekânın ticari hayattaki etkisinin yalnızca şirket içi verimlilik uygulamaları kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Yüksel, yeni dönemde şirketlerin yapay zekâ sistemleri tarafından doğru şekilde anlaşılabilir ve bulunabilir olmasının da önem kazandığını ifade etti.
Yüksel, “Bugüne kadar işletmeler Google’da görünür olmaya, sosyal medyada doğru hedef kitleye ulaşmaya çalışıyordu. Şimdi buna yapay zekâ sistemleri tarafından bulunabilir ve doğru anlaşılabilir olmayı da eklememiz gerekiyor. Yapay zekâ artık yalnızca şirketlerimizin kullandığı bir teknoloji değil, müşterinin satın alma kararını da etkileyen yeni bir kanal haline geliyor” diye konuştu.
Sağlık odaklı tüketim güçleniyor
McKinsey araştırmasında öne çıkan başlıklardan bir diğerini sağlık odaklı tüketim oluşturdu. Araştırmaya göre Z kuşağında sağlık takip cihazı veya uygulaması kullananların oranı yüzde 75’e ulaşırken, tüketicilerin yaklaşık yarısı şeker, işlenmiş gıda, yapay katkı ve alkol tüketimini azaltmaya çalışıyor.
Araştırmada gıda, içecek, kozmetik, perakende ve fitness gibi alanlarda sağlık odaklı ürün ve hizmetlerin öneminin artacağına işaret edildi. Tüketicilerin tercihlerini yalnızca fiyat ve ürün özelliklerine göre değil, sağlıkla ilişkili beklentiler doğrultusunda da şekillendirmeye başladığı ortaya konuldu.
Deneyim ekonomisi öne çıkıyor
Araştırmada tüketicilere fazladan 200 dolarları olması halinde bu parayı nereye harcayacakları da soruldu. Katılımcıların yüzde 27’sinin tatili tercih etmesi, deneyim ekonomisinin tüketici tercihlerindeki ağırlığını ortaya koydu.
İzmir ve Ege’nin turizm, gastronomi ve hizmet sektörlerindeki gücünün bu değişim açısından önemli bir avantaj oluşturduğunu belirten Yüksel, şirketlerin yalnızca ürün satmak yerine tüketiciye daha kapsamlı bir deneyim sunmasının giderek önem kazanacağını söyledi.
Yüksel, “İzmir yalnızca üreten bir kent değil, yaşam biçimi, turizmi, gastronomisi ve kültürel birikimiyle deneyim sunabilen bir kent. Bu özelliğimizi ticari değer yaratacak şekilde değerlendirebiliriz. Üretim yapan bir şirket bile bugün markasının çevresinde bir topluluk ve müşteri deneyimi oluşturabiliyor. Geleceğin rekabeti yalnızca ürünler arasında değil, markaların sunduğu toplam deneyim arasında yaşanacak” ifadelerini kullandı.
“Tüketici yalnızca ucuz olanı aramıyor”
Raporda dikkat çeken bir diğer başlığın fiyat baskısı nedeniyle değişen tüketici davranışı olduğunu aktaran Yüksel, küresel ölçekte tüketicilerin yüzde 75’inden fazlasının harcamalarını azaltmaya yönelik en az bir davranış sergilediğini söyledi.
Bu eğilimin yalnızca düşük gelir gruplarında görülmediğini ve daha bilinçli tüketim anlayışının yaygınlaştığını vurgulayan Yüksel, şirketlerin rekabet stratejilerinde fiyatın yanı sıra ürün dayanıklılığına ve tüketiciye sağlanan toplam faydaya da önem vermesi gerektiğini ifade etti.
“Ucuz olmak değil, değer yaratmak önemli”
Enflasyon ve maliyet baskısının tüketicilerin fiyat konusunda daha hassas davranmasına neden olduğunu belirten Yüksel, buna rağmen tüketicinin yalnızca düşük fiyatlı ürüne yönelmediğini söyledi.
Yüksel, “Enflasyon ve maliyet baskısı tüketiciyi doğal olarak fiyat konusunda daha hassas hale getiriyor. Ancak araştırmanın bize söylediği önemli bir başka şey var. Tüketici sadece ucuz olanı değil, uzun süre kullanabileceği, gerektiğinde tamir edebileceği ve ödediği paranın karşılığını alabileceği ürünü arıyor” dedi.
Önümüzdeki dönemde “çok boyutlu değer” kavramının iş dünyasının temel başlıklarından biri olacağını ifade eden Yüksel, “İnovasyonu, sürdürülebilirliği, teknolojiyi ve müşteri deneyimini aynı değer önerisinin içinde buluşturabilen işletmeler rekabette bir adım öne çıkacaktır” diye konuştu.





