Evrenin en büyük gizemlerinden biri olan karanlık maddeye ilişkin yeni bir teori, bilim dünyasında dikkat çekiyor. Doğrudan gözlemlenemeyen ancak galaksilerin hareketi ve evrenin büyük ölçekli yapısı üzerindeki etkileriyle varlığı kabul edilen karanlık maddenin, tek bir parçacıktan değil iki farklı bileşenden oluşabileceği öne sürülüyor.

Gözlemler mevcut modellerle örtüşmüyor

Bugüne kadar geliştirilen birçok model, karanlık madde parçacıklarının birbirleriyle etkileşime girerek yok olduğu ve bu süreçte gama ışınları ürettiği varsayımına dayanıyor. Ancak gözlemsel veriler bu yaklaşımın her durumda geçerli olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle Samanyolu’nun merkezinde tespit edilen gama ışını fazlalığı, bu modellerle açıklanabilirken; karanlık madde açısından zengin olduğu bilinen cüce galaksilerde benzer sinyallerin görülmemesi önemli bir çelişki yaratıyor.

Yeni model: iki farklı parçacık türü

Journal of Cosmology and Astroparticle Physics’te yayımlanan yeni çalışma, bu çelişkiye alternatif bir açıklama getiriyor. Araştırmaya göre karanlık madde, tek tip parçacıktan oluşmak yerine iki farklı parçacık türünden meydana geliyor olabilir. Bu modele göre gama ışını üretimi, yalnızca bu iki farklı parçacığın birbiriyle karşılaşması durumunda gerçekleşiyor. Bu yaklaşım, karanlık madde yoğunluğunun tek başına yeterli olmadığını; parçacıkların tür dağılımının da kritik rol oynadığını ortaya koyuyor.

Samanyolu ve cüce galaksiler arasındaki fark

Yeni model, farklı galaktik ortamlarda gözlenen farklı sonuçları açıklamaya çalışıyor. Samanyolu’nun merkezi gibi yoğun bölgelerde iki farklı parçacık türünün daha dengeli dağıldığı düşünülüyor. Bu da parçacıkların karşılaşma ihtimalini artırarak gama ışını üretimini mümkün kılıyor. Buna karşın cüce galaksilerde genellikle tek bir parçacık türünün baskın olduğu varsayılıyor. Bu durumda karşılaşma olasılığı düşüyor ve ölçülebilir gama ışını sinyalleri oluşmuyor.

“Aynı fizik, farklı sonuçlar” yaklaşımı

Çalışmanın yazarlarından teorik fizikçi Gordan Krnjaic, modelin temelinde fizik yasalarının değişmediğini, ancak ortamın bileşiminin sonuçları farklılaştırdığını vurguluyor. Bu yaklaşım, karanlık maddenin farklı galaktik ortamlarda neden farklı davranışlar sergilediğini anlamak için yeni bir çerçeve sunuyor. Aynı süreçlerin, farklı parçacık dağılımlarında farklı gözlemsel sonuçlar üretmesi, modelin en dikkat çekici yönlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Tek açıklama değil, ancak güçlü bir aday

Bilim insanları, bu yeni modelin tek geçerli açıklama olmadığının altını çiziyor. Samanyolu merkezindeki gama ışını fazlalığını açıklamak için pulsarlar gibi alternatif astrofiziksel kaynaklar da hâlâ güçlü adaylar arasında bulunuyor. Buna rağmen iki bileşenli karanlık madde modeli, mevcut gözlemsel verilerle uyumlu yapısı sayesinde öne çıkıyor. Özellikle farklı galaksilerdeki gözlem farklarını tek çerçevede açıklama potansiyeli, modeli bilim dünyasında güçlü bir aday haline getiriyor.

Kaynak: TGRT