Kardelen BUĞDAY - Röportaj

Zamanın hızla aktığı, saatlerin peş peşe dizilip hayatı yeni bir güne hazırladığı döngüde pek çok insana rastlıyoruz. Bazıları yaşam yolculuğumuza farklı rollerle eşlik ederken bazıları da hatıramızda yer alıyor. Ama bazı insanlar da var ki, belki her gün geçtiğimiz semtin bir taşınmazı, dikili ağacı gibi mekanla bütünleşiyor. Yine bu insanlardan bir kısmı o şehrin, semtin, sokağın tarihiyle bütünleşerek var olmaya devam ederken, kimisi de o yollardan geçen bir rüzgar gibi sonsuzluk içinde kayboluyor. Ne yazık ki kaybolanlar arasında kimin nasıl bir geçmişe sahip olduğunu her zaman öğrenemiyoruz.

Sinema tarihi ile ilgili yazıları ve haber arşivlerini tararken, 1978 yılında çekilen ve birçok özelliği ile ilk ve enler arasında yer alan “Maden” filmine dair iç sızlatan ve mahcubiyet duygusuna düşüren bir hikaye öğrendim. Türk sinemasının dev isimlerini buluşturan ve mesajlarıyla da sinema tarihine damga vuran filmin Altın Portakal ödüllü ışık şefi nam-ı diğer “Şeytan” Ömer Ekmekçi, 2017 yılında Yeşilçam sokağında, geçmişte imza attığı başarılara reva olmayacak şekilde aramızdan ayrılmış. Böyle bir sonu emek ve değer kavramlarına önem veren hiçbir insanın hak etmediğini düşünürken, üniversitede aynı sıralarda eğitim aldığımız yönetmen arkadaşım Ömür Gürgen’den, İstanbul’da “Ali Amca” adını taşıyan bir belgesel üzerine çalıştığı haberini aldım. İster tesadüf deyin ister tevafuk bu denk gelişlere anlam yükleyen biri olarak başta bu hikayenin de böyle geçmiş barındırdığını düşündüm doğrusu.

Ali Amca Afiş

Belgesel çalışmaları devam ederken de ara ara Ömür ile haberleşmeye devam ettik. Belgesel çekimlerinin son çalışmaları yapılırken teknik bilgiler ve projede kimlerin çalıştığı hakkında da konuştuk. Belgeselin danışmanı benim de üniversite yıllarında danışman hocam olan Prof. Dr. Alev Fatoş Parsa, dağıtıcısı fakülteden diğer arkadaşımız Seda Kanburoğlu, yapımcı ise Ömür’ün değerli eşi Cansu Taç.

Ali Amca (10)

Her sabah gazetesini okur, lakabı: Kabasakal

Ömür’ün yoğun iş temposu sebebiyle “Ali Amca” hakkında, önce Seda ile konuştuk. Ömür’ün hem ona hem bana anlattıklarını birbirimizle paylaştık. Seda, Ali Amca’yı Ali Amca’nın şahsi dünyasında, “seçtiği hayatın rutinini oturtmuş” biri olarak tanımlıyor. Ali Amca hakkında ise genel olarak şunlar biliniyor:

1957 doğumlu, çocukluk arkadaşıyla birlikte önce 1985 yılında İstanbul Kartal’a geliyor. 38 yıldır da yaşamını Kadıköy’de sürdürüyor. Her sabah gazetesini okuyor. Kadıköy esnafı tarafından tanınıyor. Kabasakal lakabıyla bilinen Ali Amca (Olgun), gündüzleri sokakta, geceleri de bir fırında kalıyor. Geçimini teneke toplayarak sağlıyor. Ömür’ün dikkatini çeken bir diğer özelliği ise, Ali Amca’nın “Emeksiz ekmek olmaz” lafı ve insanlara karşı saygılı duruşu.

Seda Kanburoğlu-1

Bu durumu önce Seda’ya sordum, Ali Amca’yı bu anlayışı üzerinden şöyle tanımladı:

“Seçtiği hayatın rutinini, düzenini oturtmuş, o rutinde gitmeyi düşünüyor. O yüzden emeksiz ekmek olmaz anlayışı. Onun için emek ve ekmek anlayışı bu. Kazanıyor gidiyor. Kahvaltısını alıyor. Bir köşede yapıyor, hayatına devam ediyor.” Ali Amca’nın kimseden yardım istemediğini söyleyen ve bulunduğu hayatı “seçtiğini” vurgulayan Seda şöyle devam ediyor:

“O normal işini yapıp, parasını ödediği şeyleri alıyor. Mesela şey diyor, ‘Eskiden ben daha ağır şeyleri taşıyordum. Kartonları… Ama yaşlandım artık. Şimdi daha metalimsi şeyler götürüp onlardan kazanıyorum’ diyor. Göçmenler geldiğinde onun topladıklarını çalmaya başlamışlar. Ondan yakınıyor. Ama ona rağmen kimseden de yardım istemiyor. Eskisi kadar ağır şeyler toplayamamasına rağmen… Kendine göre bir şeyler bulmuş şimdi onları satmaya çalışıyor. Beni bu hayat tarzından kurtarsınlar ya da ben gideyim birine sığınayım gibi bir mantığı yok.”

Seda sözlerini bitirdikten sonra, “Bu belgesel ile dikkat çekmek istediğiniz bir konu var mı, sokakta yaşayan insanların yaşadığı sorunlar ön plana çıkıyor mu?” diye sordum.

Ali Amca (6)

‘Kimseye saygısızlık etmedi’

Seda, hem bu soruna hem de önyargı kavramına dikkat çektiklerini anlattı. “Şöyle bir şey var, orada komşularından Ali Amca’nın hakkında görüş alınıyor. Komşusu, yani komşusu dediğim sürekli vakit geçirdiği mahallede, sürekli oturup çay içtiği insanlar var. Döner yediği bir dükkân var. Orada Ali amcayı tanıyan insanlar var. Kadın diyor ki, ‘Görüyorum. Kimseye saygısızlık etmedi bugüne kadar. Bir kadın geliyorsa ya da bir yerden geçiyorsa ondan rahatsız olunacağını düşünür kalkar gider’. Mesela, ‘Gelir çay içer, iki tane şeker atar’ diyor gittiği çaycı. ‘Cam bardaktan vereyim ama içmez’ diyor. Belki de karton bardaktan içmesinin sebebi onun cam bardaktan içtiği gören bir insanın ondan tiksinip o dükkâna gitmek istemeyeceği fikri.”

Ali Amca (1)

Seda bunları anlatırken aklıma Ömür’ün gönderdiği fotoğraflar geldi. Ali Amca’nın önünde hep karton bardaklar vardı. Bu durumun Ali Amca tarafından özellikle tercih edildiğini hiç düşünmemiştim.

O sırada Seda, Ali Amca’nın çay içtiği mekanın sahibinin söylediklerini bana da anlatmayı sürdürdü:

“Ben ikinci çayı versem içmez diyor. İki karton bardak içmez. Bir tane istedi mi bir tane… İkinciyi kabul etmez diyor. Cam bardakta veririm içmez, o kartonundan içer…”

Ali Amca (5)

“O bu hayatı seçmiş ve kendi hayatını yaşıyor”

Ali Amca’nın hayatı nasıl yaşadığı ve anlamlandırdığına dair konuşmaya devam ettik. Böyle bir hayatı neden tercih ettiği konusunda bir çıkarımda bulundu Seda. İnsan sokakta yaşamayı neden tercih eder diye düşündüm. Bu durum, belgesel ve Ali Amca hakkında merakımı da giderek artırdı aslında. İnsan neden sokakta yaşamayı tercih eder ya da Ali Amca bize ne anlatmak istiyor?

Seda, kahvecinin kendilerine anlattığını bana şöyle aktardı: “İşte yorulmuş, oturmuş, çayını almış. Vakit geçiriyor. Sokaktan geçen biri de korkmuş yani çekinmiş. ‘Ben gittim’ diyor, ‘Korkmanıza gerek yok’. Onlar da demiş, ‘Biz görünce korktuk. Yolda sakallı, pejmürde halde bir adam yani’. ‘Öyle biri değildir’ diyor.

Ali Amca’nın bu tür bakışlara alışkın olduğunu ve özellikle kadınların kendisinden korkmaması için sokakta yön değiştirerek ilerlediği anlatılmış. Seda, başta sorduğum “Bu belgesel ile dikkat çekmek istediğiniz bir konu var mı?” sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Aslında, bu insanların, evsizlerin ya da böyle yaşamayı tercih eden insanların potansiyel suçlu olduğu fikri yanlış. Bu insanlar da hayatlarını bir şekilde sokakta veya bir şekilde gecekonduda idame ettiren insanlar var ve öz bakımlarını bizim standartlarımıza göre yapmayabiliyorlar. Ama bu potansiyel suçlu oldukları anlamına gelmiyor. Ali Amca’nın da öyle bir hayatı var ama bugüne kadar ne kimseye kalkıp bir şey yapmış ne de dilencilik yapmış. O hayatı bu seçmiş ve kendi hayatını yaşıyor. Çevresi, komşusu, yemek yediği yerler… Onun da müdavimi olduğu yerler var ve insanlar tanıyor. Ama orada diyelim kahve, çay, içtiği bir yerlerde onun cam bardaktan çay içtiğini gören bir insan tiksinir mi, bizim bu fikri bir önce kendimizde ölçüp tartmamız lazım. Bununla alakalı bir done olabilir.”

Ali Amca (9)

‘Hikayesinde karanlık noktalar var’

Tercih etme meselesine tekrar gelince acaba tercih mi etti yoksa bir şeyden mi kaçtı diye tekrar sordum.

“Bazı insanların açmazı herhalde o, bir şeyden mi kaçıp öyle var oluyorlar acaba?” diye yanıtladı. Ardından şunları söyledi: “Ali Amca’nın hikayesinde belli bir karanlık nokta var. Arkadaşıyla geldikten sonra neler yaşadı, ne oldu gibi uzun zamandır bir muğlak kısım var. Herhalde kendisiyle ilgili ket vurduğu ve beyninin sildiği noktalar var. Hani direkt sokak yaşamında olan kısımları özümsemiş ama uzun uzun da anlatıyor. Onu gören çoğu kişi onun o kendi halindeliğini ne kadar sevdiklerinden ve etraftaki kişilerin ona ön yargılı yaklaşmasının ne kadar kötü hissettirdiğinden bahsediyorlar.”

Belgesel hakkında diğer planlardan konuşmayı sürdürdük, Seda yer almak istedikleri festivalleri söyledi: “Adana Altın Koza, İzmir Kısa Film Festivali dahil önümüzdeki sene olan bütün festivaller. Türkiye’deki bilindik önemli festivaller dışında yurt dışında da festivallerin dağıtım süreçleriyle ilgileneceğim ben.”

Bu konuşmanın ardından, belgeselin bu yıl ilk kez düzenlenecek Mardin Uluslararası Kısa Film Festivali’nin finalistleri arasında yer aldığını öğrendik. Ayrıca Ali Amca belgeseli için İzmir’de bir gala yapılması da planlanıyor.

Ali Amca (2)

‘Okunaklı bir adam’

Seda ile konuşmamızdan birkaç gün sonra Ali Amca hakkında, belgeselin yaratıcısı ve yönetmeni Ömür Gürgen ile konuştuk. Ali Amca’yla nasıl tanıştığını ve belgesel çekme noktasında kendisinin hangi yönlerinden etkilendiğini sordum.

“Ali Amca, benim Kadıköy’de gördüğüm en özgün, en bilge insan” diye cevaba başladı Ömür ve şöyle devam etti: “Ali Amca çok farklı biri, bilge bir adam. Erdemli bir adam. Okunaklı bir adam.”

Ali Amca’yı ilk kez 2020 yılında gördüğünü söyleyerek, “Bir gün ben Ali Amca’yı gözlemledim. Sürekli düşünüyor. Beni en çok çeken Ali Amca’nın gözleriydi ve sakalıydı. Dedim ki ben bir gün ‘Ali Amca’yı belgesel yapacağım’ ve bunu yazmaya karar verdim. Her gün setten çıkıp Ali Amca’yı gözlemlemeye başladım. Nerede kalıyor. Ne yapıyor. Esnaflarla arası nasıl, insanlarla arası nasıl izlemeye başladım” dedi.

Ali Amca (7)

‘Mesafeli… Kimseye bakmaz’

Kadıköy’de gittiği Nazım Hikmet Kafe’nin yolunda rastladığı Ali Amca hakkında araştırma yapan Ömür, belgesele giden süreci şöyle anlattı:

“Nazım Hikmet’e -Bülent Abi’nin kafesine- giderken hep sürekli sokakta görüyordum. Sonra gittim Bülent Abiye, abi dedim rica edelim, ben Ali Amca’yı tanımak istiyorum. Gittim yanına, oturdum biraz… Mesafeli… Kimseye bakmaz Ali Amca yani tanımadığı insana gözüyle bakmaz, öyle bir adam. Yani bu belgeselde de var mesela. Kapalı kutu Ali Amca. Tabii yaşadığı şeyleri bilmiyoruz. Ne yaptı bilmiyoruz. Geçmişini bilmiyoruz ama benim gözümde Ali Amca’nın çok farklı sorunları var ve bunun için de zaten belgeselde hep yer verdim. Sonrası gittim ben tanışmaya, Ali Amcam reddetti beni, ‘tamam’ dedim. Ben o zamanlar Ramo’da (dizi) çalışıyordum. Ramo’da setten çıktım. Akşam da yağmur yağıyor gittim yanına bir şeyler aldım. Ama ben de ıslanıyorum o da ıslanıyor. Derdimi anlattım.”

Ali Amca (17)

‘İnsan insana her zaman muhtaçtır’

Tam bu evrede Ali Amca’nın ikna olduğunu anlattı. Ali Amca’nın verdiği cevap belgeselin yola çıkış noktasını oluşturmuştu.

“O da dedi ki insan insana her zaman muhtaçtır. Benim belgeselimin evrensel noktası insan insana muhtaçtır diyerek yola çıktım. 2021’de yazmaya başladım. 2022’de devam ettim. Fırsatım olmadı, dizilerden ve Tokat’ta çektiğim bir belgesel nedeniyle. Ali Amca’nın hazırlığı 1.5 yıl sürdü, kayıt da 2023’ün Ocak ayında kayıt demiştim. Ekim’de de bitirdim son haliyle.”

Ali Amca (14)

Dünyası diğer insanların dünyasından farklı

Başta Seda ile konuştuğumuz önyargı konusuna Ömür ile de değindik. Ömür de önyargıya bakışını ve çekimler sırasında gözlemlediklerini,

“Benim bir diğer evrensel konum sokakta yaşayan insanların tedirginliği ve sokakta yaşayan insanların ruhsal ve psikolojik durumları. Kadıköy’de barlar çok, bazen tekinsiz insanlar da çok… Sokakta kalmanın nasıl bir psikolojik olduğunu anlatmaya dayandırdım. Bir diğer konu ise sen de bilirsin ki ön yargı. İnsanlar mesela sokakta yaşayan insanı görünce yol değiştirir ya bu mesela tinerci der, bu içkici der. Bu der balici der, Ali Amca’nın kıyafeti de onlara benzediği için… Ali Amca diğer insanlardan daha farklı. Evet Ali Amca’yı görüp yolunu değiştirenler var. Çok var. Hani ben bu ön yargıyı da kırmak istiyorum. Ama bu toplumdaki ön yargıyı nasıl kırarız nasıl yaparız bilmiyorum. Ali Amca’nın dünyasının içine girince o insanın diğer insanlardan farklı olduğunu görebileceğiz. Anlayabileceğiz” diyerek anlattı.

Ali Amca (16)

‘Kimi savcı, kimi öğretmen, kimi eski hâkim diyor’

Sokakta yaşayan ve bir semtte uzun yıllardır kendi halinde barınmaya çalışan insanların geçmişi hakkında pek çok hikaye yazılır bilirsiniz. 34 yıldır Kadıköy’de yaşayan Ali Amca hakkında böyle hikayeler var tahmin ettiğiniz gibi. Ömür de bunlar hakkında şu bilgileri verdi:

“Ali Amca, Kadıköy’de 34 yıldır yaşayan, esnafın diliyle söylemek gerekirse kimisi Savcı der, kimisi öğretmen der, kimisi evi yanıp da buraya geldi der, kimisi eski bir hakimdi mesleği bıraktı. Sokakta yaşamaya başladı der. Böyle çeşitli savlarla… Ali Amca’nın kim olduğunu bilmiyoruz. Çok değişik, çarpıcı ve meraklı bir adam.”

Ömür, “Ali Amca’da farklı olan neyi gördün dersen” diyerek bu kez benim soru sormamı beklemeden anlatmaya devam etti.

Ali Amca Çekimler (2)

“Bir de şey dikkatimi çekti. Dışarıda kalıyor ama her şeyi temiz. Örnek veriyorum Ali Amca asla kirli bir yerde oturmuyor. Temiz bir yerde oturuyor. Eldiven takıyor. Bir de onun değneği var en dikkatimi çeken… Değneği ile toplar, elini yüzü yıkar, her zaman da her girdiği yerde elini sabunlar.”

Ömür ile aynı dönem aynı bölümde eğitim aldık. Üniversite yıllarından beri birçok projede yer aldı. Üniversiteden sonra da görev aldığını diziler dışında bireysel çalışmalarına devam etti. Yaptığı belgeseller genelde Anadolu insanını anlatan ve kendi yöresinden insanlardı. Fırsatını bulmuşken bu kadar süre içinde neler yaptığını ve yola çıkış hikayelerini sordum. Bildiklerim vardı elbet ama bu zamana kadar onun hakkında hiç bilmediğim şeyleri de kendisinden öğrendim.

Ali Amca Çekimler (1)

Otizmli dayısına sunduğu vefa hikayesi: Bir Ömür Cengo

Anadolu’da büyüdüm, yaşadım. Tokat’ta Erbaa’da doğdum, büyüdüm. Onun etkisi çok… Yani büyüklerle çok vakit geçirdim. Esnafla da çok çalıştım. Küçükken de çok çalıştım. İnsanı anlamak, tanıtmak çok başka bir şey. Ben de hep onu belirledim. Karakter seçiminde çok seçiciyim ve Ali Amca da öyle… Tokat’ta çektiğim Keşik belgeseli de öyle… Evet Anadolu’daki bir kadının 12 yaşından itibaren terziliği öğrenmesi, okuma yazması olmamasına rağmen keşik denen bir sistemi devam ettirmesini anlatıyor. Diğer belgesel Bir Ömür Cengo, o da dayımın doğuştan otizmli olup yıllardır çobanlık yaparak hayatını devam ettirmesi… yetiştiğim çevrenin etkisi çok bunda. Ve şey… Gözlemlemek… Derdi ya hani Alev Hoca bize, yaşadığın çevreden başka bir şey çekmek için ben de hep oradan başladım. Teşekkür etmek lazım, Alev Hoca’ya ve Elçin Hoca’ya belgesel sinemayı bize sevdirdikleri için.”

Çay Ocağında çıraklık, Fotoğrafçı Hüseyin Amca ve sinema

Ömür, Tokat’ta çay ocağında çıraklık yaparken, yan dükkanın sahibi Fotoğrafçı Hüseyin Amca sayesinde kamera ile tanışmasını anlattı. Bu hikayeyi ben de ilk defa dinledim.

“Yönetmen olmak, sinemacı olmak zengin insanların işidir dedi. Bu söz benim çok zoruma gitmişti. Sonra ben çalıştım. Ege üniversitesi RTS kazandım. Çok mutluydum. O gün danışman hocamın yanına gittim Pınar Hoca (Özgökbel Bilis), onun da çok yardımı oldu bana” dedi. Öğrenci olduğu dönem okula gelen ünlü yönetmen Ali Bilgin ile tanıştığını anlattı. Daha sonra İstanbul’a gittiğini ve dizi setlerinde çalışmaya başladığını da “Dizi hayatım başladı” diyerek ekledi.

İstanbul’a gitmeden önce İzmir’de de yönetmen Oğuz Yalçın ile çalıştığını hatırlıyorum. O da konuşmamızda bundan bahsetti. Ancak İstanbul’da Türkiye’ye damga vuran bu kadar çok yer aldığını bilmiyordum. Kırgın Çiçekler ile başlayan set hayatı, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisinde reji asistanlığı ile devam etmiş. Bunların dışında Ramo, Yalnız Kurt, Sıcak Kafa, Kuzgun, Yalan Dünya ve Al Sancak projeleri var. konuşmanın devamında, “Geçen sene de Güzel Günler’deydim. Dizi sinemada da kendimi öyle geliştirdim” dedi.

Hedefler büyük

Ömür ile son olarak hayallerini ve hedeflerini konuştuk. Ne kadar gözünü yükseğe dikse de konuşmasında dayanışma ve desteği de unutmadı. Sinema dünyasının usta yönetmenleri Francis Ford Coppola ve Martin Scorsese’den örnek verdi. “Beraber yetişmişler. Sektöre beraber adım atmışlar. Birlikte yükseldiler. Çünkü birbirlerini beslemişler. Bizim de bir nesil olarak çıkmamız lazım” dedi. “Sinemada, özgünlük; kalite ve gelişim başarının üç elementini oluşturur” diye de ekledi. Kendini geliştirmeyen kişilerin başarılarının aynı ve sığ düzeyde kaldığından bahsetti. “Başarı önemli ama kervan yolda düzelir fikriyle elde edilmiyor maalesef. Bunun için de çok okumak lazım. Çok izlemek lazım. Çok gözlemlemek lazım” dedi son olarak. Şimdi de son gözlemi Ali Amca’yı seyirciyle buluşturmak için gün sayıyor. Hepimiz yine aynı şeyi düşünüyoruz. Kim bu Ali Amca, bize ne anlatmak istiyor?

Kaynak: Kardelen BUĞDAY