Yetimin gözetilmesine dair uyarılarda bulunan Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) kendi evinden de yetim eksik olmazdı. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Hatice validemizin ölen eşinden, Hind isminde bir erkek çocuğu vardı. Peygamberimiz (s.a.s.) o yetime kendi öz çocuğu gibi bakarak yetiştirmişti. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Hz. Ümmü Seleme ile evlendiğinde, onun beraberindeki beş yetimine şefkat ve merhametle kol kanat germiştir.Yetimlerin himaye edildiği ve onlara iyi muamelede bulunulan evlerin en hayırlı evler olduğunu ifade eden Allah Resûlü (s.a.s.), yetimlere kötü davranılan evlerin ise en kötü, hayırsız evler olduğunu (İbn Mâce, Edeb, 6) buyurmuştur. Dolayısıyla bizler için hayırlı evin nasıl olması gerektiğini hatırlatmıştır.

Yetim olan Rahmet Peygamberi (s.a.s.) engin şefkat ve merhametiyle nice yetimlere koruyucu aile olmuştur. "Ben, senin baban olayım, Aişe senin annen olsun, istemez misin?" teklifini sevinçle kabul eden Uhud şehidinin yetimi Beşir, Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) sahip çıktığı yetimlerdendir (İbn Hacer, İsâbe, I, 302). Yine Abdullah b. Ömer'in (r.a.), sofrasında bir yetim bulunmadan yemek yememeye özen göstermesi (Buhârî, el-Edebü'l-müfred, 60), başta Peygamberimiz (s.a.s.) ve yakın arkadaşları olmak üzere pek çok sahabinin, yetimleri koruyarak onlara aile olduklarını göstermektedir.

İslam toplumu bir aile gibidir ve aile bireylerinin her biri kıymetlidir. Hiçbirinin hakkı göz ardı edilmemelidir. Herkesin sıkıntıları giderilerek yaraları sarılmalıdır. Bu büyük ailede, en çok ilgi, sevgi ve ihtimam gösterilmesi gerekenler de yetim, öksüz veya kimsesiz çocuklardır. Dolayısıyla sevgiye, şefkate ve korumaya muhtaç olan yavrularımıza yardım elimizi uzatarak, evlerimizde ya da çocuk yuvalarında himaye etmeliyiz. Onları kendi evlatlarımız gibi kucaklayarak hayata tutunmalarına destek olmalıyız. İyi bir insan olma yolunda kendilerine rehberlik ederek topluma kazandırmalıyız.

Koruyucu aile bireyleri ile bakımı üstlenilen ve buluğa eren çocuk arasında mahremiyet kurallarına riayet edilmelidir. Korumaya alınan çocuğun gerçek ailesi ile olan bağları koparılmamalı, onları tanıması sağlanmalıdır.

Kimsesiz bir çocuğa koruyucu aile olmak isteyenler, himayesini üstleneceği bu kıymetli emanete sorumluluklarını gerektiği gibi yerine getirip getiremeyecekleri konusunda, kendilerini bir değerlendirmeye tabi tutmalıdırlar. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu sorumluluğu yerine getiremeyeceğini düşündüğü sahabeyi yetimin bakımını üstlenmemesi konusunda uyarmıştır (Ebû Dâvûd, Vesayâ, 4). Dolayısıyla koruyucu aile olmak etraflıca düşünülmesi gereken ama sevabı da bir o kadar çok erdemli bir davranıştır. Koruyucu aile olmak, bir çocuğu kalbinde büyüterek ona güvenli bir liman olmaktır.

Fetva

Koruyucu aile olmanın hükmü nedir?

İslam'ın ilk yıllarında eski geleneğin devamı olarak bir süre muhafaza edilen evlatlık kurumu, Medine döneminde nazil olan" Allah, evlatlıklarınızı öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır." (Ahzâb, 33/4) mealindeki ayetle kaldırılmış, ardından gelen ayette de evlatlıkların evlat edinenlere değil asıl babalarına nispet edilmesi emredilmiştir. Buna göre dinimizde kimsesiz çocukların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiş olmakla birlikte "hukuki birtakım sonuçlar doğuran bir evlatlık müessesi" kabul edilmiş değildir.

Bunun tabii bir sonucu olarak evlatlığın nesebi, evlat edinene bağlanmaz, aralarında mahremiyet meydana gelmez ve mirasçılık ilişkisi doğmaz. Bununla birlikte evlatlık kurumu zaman zaman "koruyucu aile" tarzında varlığını sürdürmüştür.

İslam'ın evlatlık müessesesini kaldırması, yetim, öksüz ve kimsesiz çocuklarla ilgilenilmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü İslam'a göre himayeye muhtaç çocuklara bakmak, onları beslemek, büyütmek büyük sevaptır ve bir insanlık ödevidir.

Fakat bunu yapmak için hiçbir kimsenin, çocuğun kendi soy kütüğü ile ilişkisini kesmek, öz ana babasını unutturmak hakkı olmadığı gibi onu kanuni mirasçıları arasına katmak, aile içi tesettür ve mahremiyet bakımından ona öz evladı gibi davranmak da doğru değildir.

Bunun yerine İslam'ın tavsiyesi; koruma altına almak, bakmak, büyütmek, ihtiyaçlarını karşılamak, hukuk ve helal-haram kuralları bakımından ona öz çocuk gibi değil, bir din kardeşi gibi muamele etmektir.

Ayet-i Kerime

"Dünya ve ahiret hakkında (düşünesiniz diye). Sana yetimleri de soruyorlar. De ki: Onların durumlarını iyileştirmek hayırlı bir iştir. Onlarla içli dışlı olursanız zaten onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırıp bilir. Allah dileseydi sizi güçlüğe düşürürdü. Hiç şüphe yok ki Allah izzet ve hikmet sahibidir." (Bakara, 2/220)

Hadis-i Şerif

İbn Abbâs'ın naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Kim Müslümanlar arasında yiyecek ve içeceğini üstlenerek bir yetimi sahiplenirse Allah onu mutlaka cennete koyacaktır. Ancak affedilmeyecek bir günah işlemiş ise o başka." (Tirmizî, Birr ve sıla, 14)

Hazırlayan: İzmir İl Müftülüğü Vaizi Fatma Özmen Ergen

Not: Diyanet Vakfı Yayınlarından Yararlanılmıştır.

Kaynak: Bülten