İzmir’de mesleki eğitim alanında önemli bir boşluğu dolduran Meslek Fabrikası’nın Halkapınar’daki tarihi binasının Vakıflar Genel Müdürlüğü üzerinden tahliye edilmesi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Uzun yıllardır eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü binanın belediyeden alınması, özellikle çalışanlar arasında duygusal anlara sahne oldu. Tahliye sonrası ilk kez konuşan personel, sözlerini sık sık duygularına yenik düşerek dile getirdi. Çalışanlar, buranın yalnızca bir eğitim binası olmadığını, İzmir halkı için bir umut merkezi haline geldiğini vurguladı. Kendi emekleriyle kurdukları yapıya artık uzaktan bakmak zorunda kaldıklarını ifade etti.

Her yerinde çalışanlarının emeği var

Satın alma personeli Sema Boyacıoğlu Arıcan, Meslek Fabrikası’nın temellerinin 2008 yılına uzandığını belirterek, projenin başlangıçta İzmir genelinde ücretsiz kurslar şeklinde yürütüldüğünü hatırlattı. 15 yaşını dolduran herkesin bu eğitimlerden yararlanabildiğini ve Milli Eğitim onaylı sertifikalarla iş bulma imkânı elde ettiğini söyledi. Zamanla kurumsallaşarak şube müdürlüğüne dönüşen yapının her aşamasında görev aldığını belirten Arıcan, binanın adeta bir ev gibi kurulduğunu, laboratuvarlardan sınıflara kadar her detayda çalışanların emeği bulunduğunu dile getirdi. Milyonlarca liralık projelerin hayata geçirildiğini ve bugün bu emeğe uzaktan bakmanın büyük bir hayal kırıklığı yarattığını kaydetti.

Türkiye’de ilk model

Yaklaşık 20 yıldır mesleki eğitim projelerinde yer alan Gülcan Üçfidan, Meslek Fabrikası’nın klasik bir kurs merkezi olmadığını, Türkiye’de benzeri olmayan bir model olarak geliştirildiğini söyledi. Kadınlar ve gençlerin hayatında somut değişim yaratmayı hedeflediklerini belirten Üçfidan, bu doğrultuda üniversiteler, meslek liseleri ve sektör temsilcileriyle iş birlikleri kurduklarını aktardı. Eğitim programlarının hem ulusal hem uluslararası örnekler incelenerek oluşturulduğunu vurguladı.

İş garantili eğitim sistemi kuruldu

Meslek Fabrikası’nın en önemli farklarından birinin doğrudan istihdama yönelik eğitim modeli olduğunu belirten Üçfidan, İzmir’deki sektör ihtiyaçlarının analiz edilerek kursların buna göre açıldığını ifade etti. İŞKUR verileri ve sektör talepleri doğrultusunda sanayi, turizm ve sağlık gibi alanlara odaklanıldığını söyleyerek, 3D yazıcılar ve lazer kesiciler gibi ileri teknolojilere yönelik eğitimlerin de verildiğini belirtti. Ayrıca Türkiye’de önemli bir sorun olan mesleki yeterlilik belgesi konusunda sistem kurduklarını ve iş arayanlarla işverenleri ücretsiz buluşturduklarını dile getirdi.

“Evimizin kapısından giremiyoruz”

Bir diğer çalışan Şule Alpsoy, Halkapınar’daki merkezin İzmir’in en ulaşılabilir noktalarından biri olduğunu belirterek, kursiyerlerin hiçbir ücret ödemeden eğitim alabildiğini hatırlattı. Tüm malzemelerin kurum tarafından sağlandığını ve kursiyerlerin yalnızca öğrenmeye odaklandığını ifade eden Alpsoy, bugün ise çalışanların kendi iş yerlerine dahi giremediğini, kişisel eşyalarını alamadıklarını söyledi. Bu durumun sadece çalışanlara değil, İzmir halkına yönelik bir haksızlık olduğunu aktardı.

Son dönemde bin kişi iş sahibi oldu

Satın alma personeli Gülüzar Karaköse, Meslek Fabrikası’nın özellikle son dönemde ciddi bir istihdam katkısı sağladığını belirterek, sadece son süreçte yaklaşık bin kişinin iş hayatına kazandırıldığını açıkladı. Karaköse, gençler, kadınlar ve emekliler için ücretsiz eğitim imkanının büyük bir güvence olduğunu vurgularken; aşçılıktan muhasebeye, baristalıktan girişimciliğe kadar pek çok alanda insanların meslek sahibi olduğunu söyledi. Muhasebe eğitmeni Zehra Demir ise sıfırdan eğitim alarak kendi işini kuran veya kurumsal firmalarda çalışmaya başlayan yüzlerce kursiyer bulunduğunu belirtti ve bu tür bir yapının kapatılmasının kabul edilemez olduğunu iletti.

“Eğitime engel konamaz”

Meslek Fabrikası’nın son İngilizce dersini bina önünde gerçekleştiren eğitmen Orkun Tüfenk, yaşanan süreci sembolik bir duruşla protesto etti. Türkiye’nin farklı ilçelerinde yüzlerce kursiyere ücretsiz eğitim verdiklerini belirten Tüfenk, Halkapınar’daki yapının yalnızca bir bina değil, aynı zamanda bir yuva olduğunu söyledi. Eğitim faaliyetlerinin ideolojik tartışmalardan bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tüfenk, özellikle gelir düzeyi düşük kesimler için bu kursların hayati önemde olduğunu ifade etti. Eğitim olanaklarının kısıtlanmasının doğrudan toplumun geleceğine zarar verdiğini sözlerine ekledi.

Muhabir: Nazlı Şentürk