Milli Eğitim Akademisi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen yetiştirme modelini kökten değiştirdi. Geçtiğimiz aylarda Bakan Yusuf Tekin “Üniversiteler bilim insanı yetiştirsin, biz de öğretmen yetiştirelim” sözleriyle yeni dönemi ilan etmişti. KPSS’nin (Kamu Personeli Seçme Sınavı) kaldırılmasının ardından öğretmenliğe girişin tek kapısı artık Milli Eğitim Akademileri olacak.

Eğitim fakültesi mezunu olmak ya da pedagojik formasyon almak da öğretmenlik için yeterli olmaktan çıkarıldı. Kimin öğretmen olacağına artık üniversiteler değil, Milli Eğitim Akademisi karar verecek. Ancak akademi daha faaliyete geçmeden krize girdi. Binlerce öğretmen adayı 13 Temmuz’da Akademiye Giriş Sınavı’na (AGS) girdi. Takvime göre başarılı adayların 1 Ocak’ta faaliyete geçmesi planlanan akademilerde eğitime başlaması öngörülüyordu. Ancak bugün itibarıyla Milli Eğitim Akademileri açılmadı. Branşlar ise hâlâ ilan edilmedi. Normalde kasım ayında yayımlanması gereken akademi eğitim takvimi henüz açıklanmadı.

Özgür Şen-5

‘Diplomalar rafa kaldırılıyor’

Başından itibaren bu sisteme karşı olduklarını belirten Eğitim İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen, “Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen yetiştirme sistemini kökten değiştirdiğini iddia ettiği ‘Akademi’ modeli, gerçekte öğretmenlik mesleğinin yıllara dayanan birikimini ve akademik temelini yok sayan, diplomaları fiilen rafa kaldıran bir dayatmadır. Eğitim fakültelerinde alınan dört yıllık pedagojik ve bilimsel eğitimi değersizleştiren bu yaklaşım, üniversiteleri devre dışı bırakırken öğretmen yetiştirmeyi keyfi ve denetimsiz bir yapıya teslim etmektedir. 1 Ocak’ta başlaması gereken eğitimlerin hâlâ netleşmemiş olması, sürecin ne kadar plansız yürütüldüğünün açık göstergesidir. Bu modelle birlikte öğretmen adaylarının atama bekleme süresi 25 aya kadar uzatılmış, genç öğretmenler belirsizlik, güvencesizlik ve ekonomik yıkımın içine itilmiştir. Bu tablo, bir eğitim politikası değil, açık bir oyalama ve eleme mekanizmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin açık kararlarına rağmen adaylara “çifte güvenlik soruşturması” dayatılması, hukuk devletinde olmaması gereken bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, liyakati değil itaati, hakkı olanın elenebileceği bir kadrolaşmanın da önünü açabilecek” dedi.

‘İdeolojik kuşatma endişesi’

Şen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Akademi sürecinde tüm eğitim paydaşlarının dahil edilmesi gerekirken, bazı dernek ve vakıf adı altındaki ideolojik yapıların etkisinin artması ise, öğretmen yetiştirmenin kamusal ve bilimsel niteliğinden uzaklaşıldığını göstermektedir. Bu durum, eğitim sisteminde açık bir kadrolaşma ve ideolojik kuşatma endişesini haklı olarak büyütmektedir. Akademi’de eğitim gören öğretmenlere reva görülen son derece düşük ücretler ise kabul edilemezdir. Büyük şehirlerde kira, gıda ve ulaşım giderlerinin geldiği nokta ortadayken, bu ücretlerle öğretmenlerin insanca yaşaması mümkün değildir. Öğretmeni yoksulluğa mahkûm eden bir sistemin, nitelikli eğitim üretmesi beklenemez. Bu ekonomik baskı, aynı zamanda öğretmeni susturmanın bir aracıdır. Bu modelde öğretmenlik; sorgulayan, düşünen, bilimsel ve özgür bir meslek olmaktan çıkarılmakta, yerine sessiz, biat eden, kendisine dayatılan ideolojiyi sorgulamayan bir profil inşa edilmek istenmektedir. Güvencesiz statü, kolayca Akademi’den uzaklaştırılabilme tehdidi ve keyfi değerlendirmeler, öğretmeni sürekli baskı altında tutmayı hedefliyor” ifadelerini kullandı.

Barış Düdü-1

‘Daha çok mağdur’

Tüm bu belirsizlikler içinde öğretmen adaylarının hiçbir yaşam planlaması yapamadığını belirten Eğitim İş İzmir 3 No’lu Şube Başkanı Barış Düdü, “Ağır bir ekonomik sıkıntı yaşıyorlar. Öğretmen adaylarında büyük bir mutsuzluk ve umutsuzluk hakim. Eğitim sistemine olan güvenlerini yitirmiş vaziyetteler. Ülkemizde tüm fakülte mezunları mezun oldukları an diplomaları ile işe başlayabilirken eğitim fakültesi mezunu öğretmenlerin bu hakları elinden alındı. MEB ile YÖK arasında büyük bir iletişimsizlik var. Öğretmen yetiştirmekten sorumlu olan YÖK'e bağlı Eğitim Fakültelerinin yetki ve sorumlulukları MEB tarafından işgal edilmiş vaziyette. Hiç bir eğitim fakültesinden ses çıkmaması dekan ve rektörlerin AKP iktidarına olan biatlarının en açık göstergesi. Eğitim politikalarında "kim, neyi yapacak?" sorusunun cevabı yok. Eğitim fakülteleri ile öğretmen akademisinin yetkileri çakışmış vaziyette” dedi.

Kaynak: Filiz Erol