Yeni medya sanatının öncü isimlerinden Refik Anadol, ABD merkezli CBS News’e verdiği röportajda hem yapay zekâ sanatı üzerine görüşlerini hem de Los Angeles’ta hayata geçireceği Dataland Müzesi projesini anlattı. Anadol, yapay zekânın sanata tehdit değil, insan hayal gücünü genişleten bir araç olduğunu vurguladı. Sanatçı, üretim sürecini “düşünen bir fırçayla resim yapmak” benzetmesiyle açıklayarak, teknolojinin yaratıcılığı ortadan kaldırmadığını, aksine yeni bir ifade alanı açtığını dile getirdi.
“İnsan-makine iş birliğine inanıyorum”
Yapay zekâ ile üretilen eserlerin insan duygusundan ve yaşanmışlıktan yoksun olduğu yönündeki eleştirilere değinen Anadol, bu kaygıyı anladığını ancak kendi yaklaşımının farklı olduğunu belirtti. “İnsan makine işbirliğine inanıyorum. İnsanlık olarak muhtemelen gideceğimiz yeri gösteren o köprüyü tamamlıyoruz. Sadece bunun doğru yapıldığından ve doğru paylaşıldığından emin olmalıyız” ifadelerini kullanan sanatçı, bu süreci “yeni bir hayal gücü çağı” olarak tanımladı. Anadol’a göre yapay zekâ, tek başına bir üretici değil; insan yaratıcılığıyla birleştiğinde anlam kazanan bir araç.
“Veri benim pigmentim”
Eserlerini oluştururken ekibiyle birlikte yüz milyonlarca görseli analiz ettiklerini anlatan Anadol, bu verilerin bir kısmının NASA gibi kurumlardan elde edildiğini söyledi. Sanatçı, veriyi bir “pigment” olarak gördüğünü belirterek, “Veri kuruması gerekmeyen bir boya gibi; istediği şekle, renge ve dokuya bürünebilir” dedi. Zihnindeki hayalleri geometrik ve matematiksel olarak hesaplayabildiğini ifade eden Anadol, yapay zekâyı bir hesaplama gücü olmanın ötesinde, estetik bir keşif aracı olarak konumlandırıyor.
Telif eleştirilerine yanıt: “Her zaman izin alarak başlıyoruz”
Yapay zekâ şirketlerinin sanatçıların telifli eserlerini izinsiz kullanmasına yönelik küresel tartışmalar sürerken, Anadol bu konuda net bir ilke benimsediklerini söyledi. “Her zaman izin alarak başlıyoruz, böylece bilginin nereden geldiğini tam olarak biliyoruz” diyen sanatçı, yapay zekâ ile sanat üretiminin ciddi bir ekip çalışması, araştırma ve etik sorumluluk gerektirdiğini vurguladı.
Dataland: Dünyanın ilk yapay zekâ müzesi
Anadol’un en iddialı projelerinden biri ise Los Angeles şehir merkezinde açılması planlanan “Dataland” olacak. Tamamen yapay zekâ sanatına adanmış 20 bin metrekarelik alanıyla dünyanın ilk müzesi olacağı belirtilen mekanın ilkbaharda kapılarını açması bekleniyor. Dataland, yalnızca görsel değil çok duyulu bir deneyim sunmayı hedefliyor. Ziyaretçiler boyunlarına takacakları özel cihazlarla eserlerle senkronize edilen yağmur ve çiçek gibi yapay zekâ üretimi kokuları deneyimleyebilecek. Anadol ayrıca, ilerleyen aşamalarda ziyaretçilerin nabız gibi anlık biyometrik verilerini ölçen sistemlerle eserlerin gerçek zamanlı değişebileceğini açıkladı. Böylece sanat eseri, izleyicinin fiziksel tepkilerine göre dönüşen canlı bir yapıya kavuşacak.
MoMA’dan Dataland’e uzanan yol
Haberde, Anadol’un Museum of Modern Art (MoMA) için hazırladığı ve müzenin 200 yıllık arşivinden beslenen “Unsupervised” adlı çalışmasına da yer verildi. Eski MoMA Direktörü Glenn Lowry’nin değerlendirmelerinin yanı sıra New York’ta yaşayan sanatçı ve yazar Molly Crabapple ile Pulitzer ödüllü sanat eleştirmeni Jerry Saltz’in görüşleri de haberde aktarıldı.
“Tehdit değil, yeni bir araç”
Refik Anadol’a göre yapay zekâ, insan yaratıcılığını ortadan kaldıran bir sistem değil; tek bir sanatçının tek başına ulaşamayacağı ölçek ve karmaşıklıkta eserler üretmeyi mümkün kılan bir araç. Sanat dünyasında süren etik ve estetik tartışmaların gölgesinde Anadol, insan ile makinenin ortak üretimini merkeze alan yaklaşımıyla, yapay zekâ çağında sanatın yönüne dair güçlü bir perspektif sunuyor.




