<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yeni Bakış Gazetesi İzmir</title>
    <link>https://www.yenibakishaber.com</link>
    <description>İzmire dair son dakika ve en güncel İzmir haberleri anında Yeni Bakış ile sizlere ulaşıyor. Siyaset, ekonomi, spor, deprem, belediye ve tüm ilçelerden anlık gelişmelerle vefat haberleri, ölüm haberleri.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yenibakishaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© Yeni Bakış Gazetesi İzmir. Bu sitede yer alan tüm içerik ve veriler tescillidir. 2026</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 21 Jun 2026 15:26:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak hava kalbin yükünü artırıyor]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/sicak-hava-kalbin-yukunu-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/sicak-hava-kalbin-yukunu-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Gültekin Ercan, aşırı sıcak ve nemli havaların kalp ve damar sistemi üzerinde ciddi yük oluşturduğunu belirterek, özellikle kalp hastalarının öğle saatlerinde dışarı çıkmaması gerektiğini söyledi. Uzmanlar, sıvı kaybına karşı önlem alınması ve ilaç kullanımının doktor kontrolünde düzenlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında etkisini artıran sıcak hava dalgaları, kalp ve damar hastalıkları bulunan kişiler için önemli riskler oluşturuyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Gültekin Ercan, yüksek sıcaklık ve nemin vücudun serinleme mekanizmalarını harekete geçirdiğini, bunun da kalbin daha fazla çalışmasına neden olduğunu belirtti. Vücut ısısını düşürmek için damarların genişlediğini ve terleme miktarının arttığını ifade eden Dr. Ercan, bu sürecin kalbin atım hızını ve pompaladığı kan miktarını yükselterek kalp üzerindeki yükü artırdığını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Koroner damar hastalığı olanlarda risk daha yüksek</h3>

<p>Aşırı sıcaklarda yaşanan yoğun sıvı ve elektrolit kaybının tansiyon düşüklüğüne yol açabildiğini belirten Dr. Ercan, vücudun bu durumu telafi etmek için kalbi daha hızlı çalıştırdığını söyledi. Özellikle koroner damar hastalığı bulunan kişilerde bu durumun kalp krizi riskini artırabileceğini vurgulayarak, ciddi ritim bozukluklarının da sıcak havalarda daha sık görülebileceğine dikkat çekti.</p>

<h3>Tansiyon hastalarına sıvı uyarısı</h3>

<p>Yaz aylarında sıvı kaybının dengeli şekilde yerine konulmasının büyük önem taşıdığını belirten Dr. Ercan, yetersiz sıvı tüketiminin tansiyon değerlerinde ani düşüşlere ve dalgalanmalara neden olabileceğini ifade etti. Özellikle tansiyon hastalarının gün içerisinde yeterli miktarda su tüketmesi gerektiğini vurgulayan uzman, susama hissi oluşmadan sıvı alınmasının önemine işaret ediyor.</p>

<h3>Kalp ilaçları doktor kontrolünde düzenlenmeli</h3>

<p>Sıcak havalarda kalp hastalarının kullandığı ilaçların etkilerinde değişiklik yaşanabileceğini belirten Dr. Ercan, tedavi planlarının doktor kontrolünde gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Kalp hastalarının ilaç dozlarını kendi kararlarıyla değiştirmemesi gerektiğine dikkat çekerek, herhangi bir düzenlemenin mutlaka hekim önerisiyle yapılması gerektiğini vurguladı.</p>

<h3>Yaz sıcaklarında kalp sağlığı için öneriler</h3>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Gültekin Ercan, kalp sağlığını korumak için özellikle öğle saatleri ile saat 15.00’e kadar olan zaman diliminde açık havada bulunulmamasını önerdi. Yaz aylarında kalp sağlığını korumak için şu önlemlerin alınması gerektiğini belirtti: Gün boyunca yeterli miktarda su tüketilmeli. Ağır ve yorucu fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı. Açık renkli ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli. Şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı. Yürüyüş öncesi ve sonrasında sıvı alımına dikkat edilmeli. Alkol ve aşırı kafein tüketiminden uzak durulmalı. Egzersiz sırasında gölge ve serin alanlarda dinlenmeye özen gösterilmeli. Kalp hastaları acil durumlarda ulaşabilecekleri yakınlarının iletişim bilgilerini yanlarında bulundurmalı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Aylin Topaloğlu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/sicak-hava-kalbin-yukunu-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/sicak-hava-kalbin-yukunu-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="90360"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne adaylarına havuz uyarısı: Hijyen şartları büyük önem taşıyor]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/anne-adaylarina-havuz-uyarisi-hijyen-sartlari-buyuk-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/anne-adaylarina-havuz-uyarisi-hijyen-sartlari-buyuk-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Bahadır Codal, sağlıklı gebeliklerde havuz kullanımının genellikle güvenli olduğunu belirterek, temiz ve bakımlı havuzların anne adayları için birçok fayda sağlayabileceğini söyledi. Codal, hijyen koşullarının yetersiz olduğu havuzların ise enfeksiyon riskini artırabileceği konusunda uyardı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında serinlemek isteyen anne adaylarının en çok merak ettiği konulardan biri olan gebelikte havuz kullanımıyla ilgili açıklamalarda bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Bahadır Codal, sağlıklı seyreden gebeliklerde havuz kullanımının hem anne hem de bebek açısından genellikle güvenli olduğunu belirtti. Anne adaylarının sıkça yönelttiği sorular arasında yer alan “Gebelikte havuza girmek bebeğe zarar verir mi?” sorusuna açıklık getiren Codal, uygun koşullarda kullanılan havuzların risk oluşturmadığını paylaştı.</p>

<h3>Suyun kaldırma kuvveti önemli bir avantaj</h3>

<p>Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde artan kilo ve değişen vücut dengesi nedeniyle bel ağrıları, bacaklarda yorgunluk ve hareket kısıtlılığı gibi sorunların görülebildiğini belirten Op. Dr. Codal, suyun kaldırma kuvvetinin bu süreçte önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Havuzda yüzmenin ve su içinde yapılan egzersizlerin bel ve sırt ağrılarını hafifletebildiğini kaydederek, bacaklardaki şişlik hissinin azalmasına katkı sağladığını, kan dolaşımını desteklediğini ve anne adaylarının kendilerini daha enerjik hissetmelerine yardımcı olduğunu ifade etti. Ayrıca su aktivitelerinin stres ve gerginliği azaltıcı etkilerine de dikkat çekti.</p>

<h3>“Havuz suyu bebeğe ulaşmaz”</h3>

<p>Bebeğin rahim, amniyon sıvısı ve koruyucu zarlarla çevrili olduğunu belirten Op. Dr. Codal, havuz suyunun bebeğe ulaşmasının mümkün olmadığını söyledi. Ancak hijyen standartları düşük havuzların enfeksiyon riskini artırabileceğini vurgulayarak, havuz seçiminde temizlik ve bakım koşullarının mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini dile getirdi.</p>

<h3>Riskli gebeliklerde dikkat</h3>

<p>Doktor tarafından özel bir kısıtlama getirilmediği sürece gebeliğin büyük bölümünde havuz kullanımının mümkün olduğunu belirten Op. Dr. Codal, düşük tehdidi bulunmayan, kanaması olmayan, erken doğum riski taşımayan ve fiziksel aktivite kısıtlaması almamış anne adaylarının güvenle yüzebileceğini söyledi. Kanama, erken doğum tehdidi, amniyon sıvısının gelmesi, rahim ağzında açıklık bulunması veya doktorun istirahat önerdiği durumlarda ise havuza girilmemesi gerektiğini belirterek, bu gibi durumlarda mutlaka hekime danışılması gerektiğini ifade etti.</p>

<h3>Islak mayo ile uzun süre kalınmamalı</h3>

<p>Enfeksiyon riskini azaltmak için bazı önlemlerin alınmasının önemine değinen Op. Dr. Codal, düzenli temizlenen havuzlarda riskin düşük olduğunu ancak hijyen koşulları yetersiz ortamlarda mantar ve çeşitli enfeksiyonların görülebileceğini söyledi. Anne adaylarına havuz sonrası duş almalarını önererek, ıslak mayo ile uzun süre kalınmaması, kişisel havlu ve mayo kullanılması ve temizliğinden emin olunmayan havuzlardan uzak durulması gerektiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Aşırı sıcak sulardan kaçınılmalı</h3>

<p>Kaplıca, termal su ve jakuzi kullanımına ilişkin de uyarılarda bulunan Op. Dr. Codal, yüksek sıcaklığın vücut ısısını artırarak gebelikte bazı risklere yol açabileceğini belirtti. Özellikle gebeliğin ilk dönemlerinde aşırı sıcak suya maruz kalmanın önerilmediğini ifade ederek, anne adaylarının yüzme havuzlarını tercih etmelerinin daha güvenli olduğunu söyledi.</p>

<h3>“Gebelik hastalık değil”</h3>

<p>Sağlıklı bir gebelik sürecinde temiz ve bakımlı havuzlarda yüzmenin birçok fiziksel rahatsızlığın hafiflemesine katkı sağlayabileceğini belirten Op. Dr. Codal, her gebeliğin kendine özgü olduğunu ve riskli durumlarda mutlaka uzman görüşü alınması gerektiğini vurguladı. Gebeliğin bir hastalık değil, yaşamın doğal bir dönemi olduğunu ifade ederek, doğru önlemler alındığında yaz aylarının anne adayları için güvenli ve konforlu şekilde geçirilebileceğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/anne-adaylarina-havuz-uyarisi-hijyen-sartlari-buyuk-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/anne-adaylarina-havuz-uyarisi-hijyen-sartlari-buyuk-onem-tasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="62164"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Babalar Günü’nde anlamlı hikaye: Aynı hastanede omuz omuza çalışıyorlar]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/babalar-gununde-anlamli-hikaye-ayni-hastanede-omuz-omuza-calisiyorlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/babalar-gununde-anlamli-hikaye-ayni-hastanede-omuz-omuza-calisiyorlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana International İzmir Hastanesi’nde görev yapan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Topgül ile Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, Babalar Günü’nde hem mesleki yolculuklarını hem de aynı kurumda çalışmanın kendilerine kattıklarını anlattı. Baba-kız, sağlık hizmetlerinde fiziksel ve psikolojik desteğin birlikte ele alınmasının önemine dikkat çekti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık hizmetlerinde başarıyı yalnızca doğru tanı ve tedaviyle sınırlamayan bütüncül yaklaşım, Medicana International İzmir Hastanesi’nde görev yapan baba-kızın hikâyesinde somut bir örnek buluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Topgül ile Klinik Psikolog Ilgaz Topgül, Babalar Günü dolayısıyla mesleki deneyimlerini ve aynı çatı altında çalışmanın kendilerine kattığı değerleri paylaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Şifa yolculuğunda iki farklı uzmanlık alanı</h3>

<p>Tıp eğitimini tamamladıktan sonra genel cerrahi alanında kariyer yapmaya karar veren Prof. Dr. Koray Topgül, cerrahinin insan yaşamına doğrudan dokunan yönünün kendisini etkilediğini belirtti. Meslek hayatı boyunca akademik ve profesyonel hedeflerine ulaşmanın mutluluğunu yaşadığını ifade ederek, sağlık hizmetlerinin ekip çalışmasıyla anlam kazandığını vurguladı. Babasıyla aynı hastanede görev yapan Klinik Psikolog Ilgaz Topgül ise meslek seçiminde insanların yaşamlarına katkı sunma isteğinin belirleyici olduğunu dile getirdi. Babasının mesleğine duyduğu bağlılığın ve insan hayatına dokunan yaklaşımının kendisini etkilediğini belirterek, bu nedenle insanların duygusal ihtiyaçlarına destek olabileceği psikoloji alanını tercih ettiğini aktardı.</p>

<h3>Tedavi süreçlerinde bütüncül yaklaşım</h3>

<p>Hastanede özellikle onkoloji hastalarına yönelik psikolojik destek çalışmalarında görev alan Ilgaz Topgül, psikolojik desteğin tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ifade etti. Prof. Dr. Koray Topgül de modern sağlık hizmetlerinde multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekerek, özellikle onkoloji gibi karmaşık süreçlerde farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasının tedavi başarısını artırdığını belirtti. Bir hastanın tedavi sürecinde gastroenterologlardan radyologlara, patologlardan onkologlara kadar çok sayıda uzmanın görev aldığını vurgulayarak, her disiplinin sürece farklı bir katkı sunduğunu kaydetti.</p>

<h3>Mesleki gelişime katkısı büyük</h3>

<p>Baba-kız, aynı sağlık kuruluşunda görev yapmanın yalnızca aile bağlarını güçlendirmediğini, aynı zamanda mesleki gelişime de katkı sağladığını ifade etti. Prof. Dr. Koray Topgül, yılların deneyimini paylaşma fırsatı bulduğunu belirtirken, kariyerinin ilk hastane deneyimini yaşayan Ilgaz Topgül de babasının rehberliğinin kendisine önemli katkılar sunduğunu dile getirdi. Hastane ortamında farklı disiplinlerle sürekli iletişim halinde olmanın mesleki bakış açısını geliştirdiğini kaydederek, özellikle psikolojik desteğin tedavi süreçlerindeki etkisini daha yakından gözlemleme fırsatı bulduğunu söyledi.</p>

<h3>Ortak tutkuları: Sanat ve müzik</h3>

<p>Sağlık alanındaki birlikteliklerinin yanı sıra sanat ve müziğin de baba-kızın yaşamında önemli bir yer tuttuğu belirtildi. Üniversite yıllarından bu yana gitar çaldığını anlatan Prof. Dr. Koray Topgül, kızının da piyano ve basgitarla ilgilendiğini ifade etti. Çocukluk yıllarından itibaren müzik, tiyatro ve sahne sanatlarıyla iç içe büyüdüğünü belirten Ilgaz Topgül ise sanatın hem kişisel gelişimlerine hem de yaşamla kurdukları bağa önemli katkılar sağladığını dile getirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/babalar-gununde-anlamli-hikaye-ayni-hastanede-omuz-omuza-calisiyorlar</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/babalar-gununde-anlamli-hikaye-ayni-hastanede-omuz-omuza-calisiyorlar.jpg" type="image/jpeg" length="42016"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cerrahisiz yüz gençleştirmede yeni dönem: Akıllı iplerle biyolojik yenilenme]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/cerrahisiz-yuz-genclestirmede-yeni-donem-akilli-iplerle-biyolojik-yenilenme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/cerrahisiz-yuz-genclestirmede-yeni-donem-akilli-iplerle-biyolojik-yenilenme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cerrahisiz estetik uygulamalarda kullanılan 4. jenerasyon biyostimülan ip teknolojileri, yalnızca yüz germe etkisiyle değil, kolajen ve elastin üretimini destekleyen yapısıyla da dikkat çekiyor. Uzmanlar, estetikte yeni yaklaşımın görünümü değiştirmekten çok cilt kalitesini artırmaya odaklandığını belirtiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Estetik tıpta cerrahisiz gençleşme uygulamalarına yönelik ilgi artarken, yeni nesil biyostimülan ip teknolojileri de sektörde dikkat çekmeye başladı. PLLA ve PCL bazlı 4. jenerasyon akıllı ip sistemleri, yalnızca lifting etkisi sağlamakla kalmayıp kolajen ve elastin üretimini destekleyen özellikleriyle öne çıkıyor. Bu teknolojileri İzmir’de uygulayan ilk hekimler arasında yer alan Dr. Hasan Silav, estetik tıbbın artık yalnızca sarkmaları düzeltmeye değil, cildin yapısal kalitesini geliştirmeye odaklandığını aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Gençleşmede yeni yaklaşım</h3>

<p>Uzmanlara göre yaşlanma süreciyle birlikte yüzdeki bağ dokularında gevşeme, kolajen kaybı ve elastikiyet azalması meydana geliyor. Bu değişimler zamanla yüz ovalinin bozulmasına, çene hattında belirginlik kaybına ve boyun bölgesinde sarkmalara neden olabiliyor. Dr. Hasan Silav, yeni nesil biyostimülan ip sistemlerinin yalnızca dokuları yukarı taşımayı hedeflemediğini, aynı zamanda cildin doğal yenilenme süreçlerini desteklediğini ifade etti. Bu sistemlerin taşıyıcı dokulara destek sağlarken kolajen ve elastin sentezini uyararak doku kalitesinin artırılmasına katkı sunduğunu kaydetti.</p>

<h3>Kolajen üretimini destekliyor</h3>

<p>4. jenerasyon biyostimülan ip teknolojilerinin en önemli özelliklerinden biri, uygulama sonrasında cilt altında yeni kolajen oluşumunu teşvik etmesi olarak gösteriliyor. Uzmanlar, PLLA ve PCL bazlı materyallerin zaman içerisinde vücut tarafından emilirken biyostimülan etki oluşturduğunu ve bu süreçte cildin yapısal bütünlüğünün güçlenmesine yardımcı olduğunu ifade ediyor. Bilimsel araştırmalarda da bu materyallerin yalnızca mekanik destek sağlamakla kalmayıp uzun vadeli kolajen üretimini destekleyebileceğine yönelik bulguların yer aldığı belirtiliyor.</p>

<h3>Kontrollü hyalüronik asit desteği</h3>

<p>Yeni nesil sistemlerde dikkat çeken yeniliklerden biri de kontrollü salınım teknolojileri olarak öne çıkıyor. İpler üzerine entegre edilen özel kapsüller sayesinde hyalüronik asidin belirli zaman aralıklarında kademeli olarak dokuya bırakılması hedefleniyor. Bu yöntemin cildin nem dengesini korumaya, doku hidrasyonunu artırmaya ve genel cilt kalitesini desteklemeye katkı sağlayabileceği ifade ediliyor. Uzmanlar, geçmişte lifting ve cilt kalitesini artırmaya yönelik işlemlerin ayrı ayrı planlandığını, günümüzde ise tek uygulama içinde her iki etkinin de hedeflenebildiğini paylaşıyor.</p>

<h3>Kullanım alanları genişliyor</h3>

<p>Biyostimülan ip teknolojileri yalnızca yüz bölgesiyle sınırlı kalmıyor. Boyun, dekolte, kol içi, diz üstü, iç bacak ve kalça gibi farklı anatomik bölgelerde de destekleyici uygulamalar arasında yer alıyor. Uzmanlar, her bölgenin anatomik yapısına uygun farklı ip tasarımlarının kullanıldığını ve uygulamaların kişiye özel değerlendirmeler doğrultusunda planlandığını vurguluyor.</p>

<h3>Cerrahisiz yöntemlere talep artıyor</h3>

<p>Estetik alanında son yıllarda cerrahi dışı uygulamalara yönelik talepte önemli artış yaşandığı gözleniyor. Özellikle yoğun iş ve sosyal yaşam temposuna sahip bireylerin, kısa iyileşme süresi gerektiren yöntemlere yöneldiği belirtiliyor. Dr. Hasan Silav, hastaların doğal görünümün korunmasını ve günlük yaşama hızlı dönüşü önceliklendirdiğini, cerrahisiz gençleşme uygulamalarının da bu beklentilere yanıt verdiğini ifade etti.</p>

<h3>Geleceğin estetik anlayışı doku sağlığına odaklanıyor</h3>

<p>Uzmanlara göre estetik tıpta yeni eğilim, yalnızca görünüm değişikliği yaratmak yerine doku sağlığını desteklemeyi amaçlıyor. Kolajen üretiminin artırılması, elastikiyet kaybının azaltılması ve cilt kalitesinin iyileştirilmesi, modern gençleşme uygulamalarının temel hedefleri arasında gösteriliyor. Dr. Silav, estetik uygulamalardaki başarının artık yalnızca kaldırma etkisiyle değil, cildin uzun vadede ne kadar sağlıklı ve kaliteli göründüğüyle değerlendirildiğini belirterek, biyolojik yenilenmeyi destekleyen teknolojilerin önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacağını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/cerrahisiz-yuz-genclestirmede-yeni-donem-akilli-iplerle-biyolojik-yenilenme</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/cerrahisiz-yuz-genclestirmede-yeni-donem-akilli-iplerle-biyolojik-yenilenme.jpg" type="image/jpeg" length="27358"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İleri evre kalp yetmezliği yaşayan hastalara umut ışığı!]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/ileri-evre-kalp-yetmezligi-yasayan-hastalara-umut-isigi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/ileri-evre-kalp-yetmezligi-yasayan-hastalara-umut-isigi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İEÜ Medical Point Hastanesi ile İzmir Bakırçay Üniversitesi iş birliğinde geliştirilen yeni nesil yapay kalp destek sistemi, ileri evre kalp yetmezliği yaşayan hastalar için umut oldu. Yapay zeka destekli sistem, kablosuz enerji transferi ve yerli üretim teknolojileriyle hasta konforunu artırmayı hedefliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İEÜ Medical Point Hastanesi ile İzmir Bakırçay Üniversitesi’nin ortak yürüttüğü araştırma ve geliştirme çalışması kapsamında, ileri evre kalp yetmezliği yaşayan hastalar için yeni nesil yapay kalp destek sistemi geliştirildi. Yerli biyomedikal teknoloji alanında önemli bir adım olarak değerlendirilen proje, organ nakli bekleyen binlerce hastaya yeni bir yaşam umudu sunmayı amaçlıyor. Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde yerli üretim kapasitesini güçlendirmeyi hedefleyen proje kapsamında geliştirilen sistem, yapay zeka destekli izleme altyapısıyla entegre çalışıyor. Çalışmanın proje yürütücülüğünü İzmir Bakırçay Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Gök üstlenirken, ekipte İEÜ Medical Point İzmir Hastanesi’nden Perfüzyonist ve Biyomedikal Mühendisi Necip Çiftçi, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Koray Aykut, Öğr. Gör. Dr. Üzeyir Kuzu, Prof. Dr. Arzu Tuna ve araştırmacı Nazlıhan Kılıçaslan da yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Daha güvenli ve özgür bir yaşam</h3>

<p>“Kronik Kalp Yetmezliği Çeken Hastaların Yaşam Kalitesini İyileştirmek Amacıyla İnovatif Bir Yaşam Destek Ünitesinin Tasarımı ve Prototip Üretimi” başlıklı proje, ileri düzey kalp yetmezliği yaşayan hastaların yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Koray Aykut, mevcut yapay kalp sistemlerinde kullanılan dış bağlantı kablolarının enfeksiyon riskini artırdığına dikkat çekerek, projede kullanılan kablosuz enerji transfer teknolojisinin bu riski azaltırken hastaların günlük yaşam konforuna da katkı sağlayacağını kaydetti.</p>

<h3>Yenilikçi teknolojiler bir arada</h3>

<p>Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Kadir Gök ise geliştirilen sistemin yalnızca mevcut teknolojilere alternatif sunmadığını, aynı zamanda katı hal pil teknolojisi, manyetik levitasyon sistemi ve transkütanöz enerji transferi gibi yenilikçi bileşenleri bünyesinde barındırdığını ifade etti. Gök, cihazın güvenlik, üretilebilirlik ve hasta konforu açısından önemli avantajlar sunduğunu vurguladı.</p>

<h3>Kan dolaşımında maksimum uyum</h3>

<p>Araştırmacı Nazlıhan Kılıçaslan, proje kapsamında yürütülen mühendislik çalışmalarında kan hücrelerinde oluşabilecek hasarı en aza indirecek akış modelleri üzerinde çalışıldığını aktardı. Sistemin temel hedefinin kanın biyolojik yapısına en uygun ve en güvenli şekilde dolaşıma kazandırılması olduğunu belirtti.</p>

<h3>Yapay zeka ile erken uyarı sistemi</h3>

<p>Araştırmacı Öğr. Gör. Dr. Üzeyir Kuzu, sistemde kullanılacak motor sürüş elektroniği ve kontrol algoritmalarının düşük enerji tüketimi, hassas hız kontrolü ve erken uyarı mekanizmalarıyla desteklendiğini kaydetti. Yaşam destek sistemlerinde güvenilirliğin en kritik unsurlardan biri olduğuna dikkat çeken Kuzu, bu nedenle kontrol sistemlerinin özel olarak tasarlandığını ifade etti. Proje Sorumlusu Necip Çiftçi ise yerli üretim sayesinde cihaz maliyetlerinin düşmesinin hedeflendiğini ve bu sayede daha fazla hastanın teknolojiye erişim sağlayabileceğini belirtti. Çiftçi, dijital ikiz ve yapay zeka teknolojileriyle desteklenen sistemin cihaz performansını gerçek zamanlı izleyebildiğini, olası komplikasyonları önceden öngörerek hasta güvenliğine katkı sağlayacak altyapıya sahip olduğunu söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/ileri-evre-kalp-yetmezligi-yasayan-hastalara-umut-isigi</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/ileri-evre-kalp-yetmezligi-yasayan-hastalara-umut-isigi.jpg" type="image/jpeg" length="69504"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu belirtilere dikkat: Her boyun ağrısı masum değil]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/bu-belirtilere-dikkat-her-boyun-agrisi-masum-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/bu-belirtilere-dikkat-her-boyun-agrisi-masum-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, boyun ağrısının her zaman basit bir kas gerginliğinden kaynaklanmadığına dikkat çekiyor. Özellikle kola yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve güç kaybı gibi belirtilerin boyun fıtığı veya sinir sıkışması gibi önemli sağlık sorunlarına işaret edebileceği belirtiliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Boyun ağrısı, günümüzde en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olarak öne çıkarken, uzmanlar ağrıya eşlik eden belirtilerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiği konusunda uyarıyor. Özellikle kol ve ellerde uyuşma, karıncalanma, güç kaybı ya da gece uykudan uyandıran ağrıların basit kas gerginliklerinin ötesinde sağlık sorunlarına işaret edebileceği belirtiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Duygu Keskin, toplumda boyun ağrılarının sıklıkla boyun düzleşmesiyle ilişkilendirildiğini ancak her ağrının bu nedenle ortaya çıkmadığını söyledi.</p>

<h3>Boyun düzleşmesi tek neden değil</h3>

<p>Boyun omurgasının normal şartlarda hafif bir eğriliğe sahip olduğunu belirten Dr. Keskin, bu eğriliğin azalması ya da kaybolmasının boyun düzleşmesi olarak tanımlandığını ifade etti. Uzun süre aynı pozisyonda kalmanın, bilgisayar ve telefon kullanımında başın öne eğik tutulmasının, hareketsiz yaşam tarzının, yanlış oturma ve uyku alışkanlıklarının yanı sıra stresin de boyun düzleşmesine yol açabildiğini belirtti. Özellikle masa başında çalışan kişilerde bu sorunun daha sık görüldüğünü vurgulayarak, boyun ağrılarının yalnızca boyun düzleşmesinden kaynaklanmadığını, boyun fıtığı, sinir sıkışmaları, omurga kireçlenmesi, kanal daralması ve bazı romatolojik hastalıkların da ağrıya neden olabileceğini dile getirdi.</p>

<h3>Ağrının karakteri tanıda yol gösteriyor</h3>

<p>Boyun ağrısının kaynağını belirlemede şikâyetlerin niteliğinin önemli ipuçları verdiğini ifade eden Dr. Keskin, kas gerginliğine bağlı ağrıların genellikle uzun süre bilgisayar başında çalışma, telefona bakma, yanlış yastık kullanımı ve stres gibi etkenlerden kaynaklandığını söyledi. Bu tür durumlarda boyun, omuz ve kürek kemiği çevresinde ağrı ve tutukluk hissedilebildiğini belirterek, sıcak uygulamalar ve hafif egzersizlerin çoğu zaman rahatlama sağlayabildiğini paylaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Teknoloji boyun sağlığını tehdit ediyor</h3>

<p>Günlük yaşamda ekran kullanımının artmasıyla birlikte boyun bölgesine binen yükün de yükseldiğine dikkat çeken Dr. Keskin, uzun süre aynı pozisyonda kalmanın kas gerginliği, duruş bozukluğu ve hareket kısıtlılığına yol açabildiğini ifade etti. Zamanla boyun düzleşmesinin gelişebileceğini belirterek, ekranların göz hizasında kullanılması, düzenli mola verilmesi ve boyun egzersizlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini iletti.</p>

<h3>Uyuşma ve güç kaybına dikkat</h3>

<p>Boyun kaynaklı problemlerin yalnızca boyun bölgesinde hissedilmediğini vurgulayan Dr. Keskin, boyun düzleşmesine eşlik eden boyun fıtığı gibi durumlarda ağrının kola yayılabileceğini, parmak uçlarına kadar uzanan uyuşma ve karıncalanma görülebileceğini belirtti. Boyun ağrılarının çoğu zaman muayene ile değerlendirilebildiğini ifade ederek, ağrının uzun sürmesi, sık tekrarlaması ya da günlük yaşamı etkileyecek boyuta ulaşması halinde ileri tetkiklerin gerekli olabileceğini söyledi. Travma sonrası gelişen ağrılar ile uyuşma, hareket kısıtlılığı ve güç kaybı gibi belirtilerde MR, röntgen ve tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabileceğini aktardı.</p>

<h3>Boynu kütletmek risk oluşturabiliyor</h3>

<p>Toplumda yaygın olarak uygulanan bazı yöntemlerin boyun sağlığı açısından sakıncalı olabileceğine dikkat çeken Dr. Keskin, boynu sık sık kütletmenin, bilinçsiz egzersiz yapmanın ve ağrıyı yalnızca masajla gidermeye çalışmanın çeşitli riskler taşıdığını söyledi. Boyun kütletmenin kısa süreli rahatlama hissi verse de eklemler ve çevre dokularda hasara yol açabileceğini belirterek, uzun süre hareketsiz kalmanın veya boyunluk kullanımının da kasların zayıflamasına neden olabileceğini ifade etti.</p>

<h3>Doğru duruş ve uygun yastık önemli</h3>

<p>Boyun sağlığının korunması için doğru duruş alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını belirten Dr. Keskin, çok yüksek veya aşırı yumuşak yastıkların boynun doğal pozisyonunu bozabileceğini söyledi. Özellikle masa başında çalışanların ve uzun süre telefon kullananların ekranlarını göz hizasında konumlandırması gerektiğini belirterek, düzenli egzersiz yapılmasının, ağır yük taşırken dikkatli olunmasının ve uyku sırasında boynu destekleyen uygun yastıkların tercih edilmesinin boyun sağlığını korumada etkili olduğunu kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/bu-belirtilere-dikkat-her-boyun-agrisi-masum-degil</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/boyun-agrisinda-guc-kaybi-ve-uyusmaya-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="90208"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarında klima kullanımına dikkat: Lejyoner hastalığı riski artıyor]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/yaz-aylarinda-klima-kullanimina-dikkat-lejyoner-hastaligi-riski-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/yaz-aylarinda-klima-kullanimina-dikkat-lejyoner-hastaligi-riski-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Akyol, yaz aylarında yoğun kullanılan klimaların ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyardı. Klima hastalığı olarak bilinen lejyoner hastalığının grip benzeri belirtilerle ortaya çıkabildiğini belirten Akyol, özellikle risk grubundaki kişilerin dikkatli olması gerektiğini söyledi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havalarda yaşam ve çalışma alanlarında konfor sağlayan klimalar, düzenli bakım yapılmadığında sağlık açısından önemli riskler taşıyabiliyor. Uzmanlar, klima sistemlerinde çoğalabilen bakterilerin neden olduğu lejyoner hastalığının özellikle yaz aylarında daha fazla gündeme geldiğine dikkat çekiyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Akyol, halk arasında klima hastalığı olarak bilinen lejyoner hastalığının, “Legionella pneumophila” adlı bakterinin yol açtığı bir zatürre türü olduğunu aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Bakteri klima sistemlerinde çoğalıyor</h3>

<p>Dr. Akyol, söz konusu bakterinin uygun sıcaklık ve nem koşullarında klima filtrelerinde çoğalarak havaya yayıldığını ifade etti. Hastalığın ilk kez 1976 yılında ABD’nin Pensilvanya eyaletinde düzenlenen bir toplantıya katılan kişilerde görüldüğünü hatırlatarak, yapılan incelemelerde enfeksiyonun toplantı salonundaki havalandırma sisteminden kaynaklandığının tespit edildiğini aktardı. Hastalığın daha çok oteller, hastaneler ve büyük iş merkezleri gibi merkezi havalandırma sistemlerinin bulunduğu alanlarda görüldüğünü belirten Dr. Akyol, bugüne kadar insandan insana bulaşma vakasına rastlanmadığını paylaştı.</p>

<h3>Risk grubunda kimler var?</h3>

<p>Bağışıklık sistemi zayıf bireylerin hastalığa daha yatkın olduğunu vurgulayan Dr. Akyol, diyabet hastaları, alkol bağımlıları, kemoterapi gören kişiler ile kronik böbrek ve akciğer hastalığı bulunan bireylerin daha yüksek risk taşıdığını söyledi. Sigara kullanımının da hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran en önemli faktörlerden biri olduğuna dikkat çekerek, büyük otellerde, iş merkezlerinde çalışanlar ile sağlık personelinin risk grubunda yer aldığını belirtti.</p>

<h3>Kas ağrısından komaya kadar uzanabiliyor</h3>

<p>Lejyoner hastalığının klasik zatürreden farklı belirtiler gösterebildiğini ifade eden Dr. Akyol, hastalarda çoğu zaman akciğer şikâyetlerinden çok yaygın kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk ve yüksek ateş görüldüğünü söyledi. Kuru öksürüğün sık rastlanan belirtilerden biri olduğunu belirterek, bulantı, kusma ve ishal gibi sindirim sistemi şikâyetlerinin de ortaya çıkabileceğini kaydetti. Hastalığın ilerleyen aşamalarında dikkat dağınıklığı, bilinç bozukluğu ve nadiren koma tablosunun gelişebileceği ifade edildi.</p>

<h3>Grip sanılıp geçiştirilmemeli</h3>

<p>Belirtilerin çoğu zaman grip veya üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğine dikkat çeken Dr. Akyol, özellikle klima kullanılan ortamlarda bulunan kişilerin bu belirtileri hafife almaması gerektiğini vurguladı. Hastalığın uygun antibiyotik tedavisiyle kontrol altına alınabildiğini belirterek, benzer şikâyetler yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden uzman hekime başvurarak gerekli tetkikleri yaptırmasının önem taşıdığını söyledi.</p>

<h3>Araç klimalarında da dikkat şart</h3>

<p>Klima sistemlerinin yalnızca lejyoner hastalığına değil, yeterince temizlenmediğinde küf mantarlarının çoğalmasına da neden olabileceğini belirten Dr. Akyol, bunun alerjik rinit ve astım gibi rahatsızlıkları tetikleyebileceğini ifade etti. Araç klimalarının yanlış kullanımının sinüzit, kulak enfeksiyonları ve yüz felci gibi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, klima hava akımının doğrudan yüze ve göğse yönlendirilmemesi, ön cama doğru verilmesinin daha sağlıklı bir kullanım sağlayacağını kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/yaz-aylarinda-klima-kullanimina-dikkat-lejyoner-hastaligi-riski-artiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 16:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/yaz-aylarinda-klima-kullanimina-dikkat-lejyoner-hastaligi-riski-artiyor-1.jpg" type="image/jpeg" length="93468"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocukların diş sağlığı için yaz tatili fırsata dönüştürülmeli]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/cocuklarin-dis-sagligi-icin-yaz-tatili-firsata-donusturulmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/cocuklarin-dis-sagligi-icin-yaz-tatili-firsata-donusturulmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pedodonti Uzmanı Prof. Dr. Aylin Akbay Oba, okul döneminde ertelenen diş kontrolleri için yaz tatilinin önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Uzmanlar, erken teşhis ve koruyucu uygulamalar sayesinde çocukların yeni eğitim dönemine daha sağlıklı başlayabileceğini vurguladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okulların kapanmasıyla birlikte yaz tatiline hazırlanan ailelere çocukların ağız ve diş sağlığı konusunda önemli uyarılar yapıldı. Pedodonti Uzmanı Prof. Dr. Aylin Akbay Oba, okul döneminde ders yoğunluğu ve sınav stresi nedeniyle ertelenen diş kontrollerinin yaz aylarında mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti. Uzmanlara göre tatil öncesinde yapılacak ağız ve diş muayeneleri, olası sorunların erken dönemde tespit edilmesine ve tedavi süreçlerinin daha rahat planlanmasına olanak sağlıyor.</p>

<h3>Süt dişleri sanıldığından daha önemli</h3>

<p>Süt dişlerinin yalnızca geçici dişler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Oba, bu dişlerin çocuğun ağız ve çene gelişiminde kritik rol üstlendiğine dikkat çekti. Erken kaybedilen süt dişlerinin beslenme problemlerine yol açabileceğini ifade ederek, ilerleyen yaşlarda çapraşıklık, çene darlığı ve kapanış bozuklukları gibi ortodontik sorunların da ortaya çıkabileceğini kaydetti. İlk diş muayenesinin ise ilk süt dişinin çıkmasının ardından yapılmasının önem taşıdığı belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Koruyucu tedaviler ihmal edilmemeli</h3>

<p>Çocuklarda sağlıklı ağız yapısının korunabilmesi için çürük tedavileri, dolgu uygulamaları, gerekli durumlarda kanal tedavileri, fissür örtücüler, flor uygulamaları ve erken ortodontik değerlendirmelerin düzenli olarak yapılması gerektiği vurgulandı. Ayrıca travmaya bağlı diş yaralanmalarının tedavisi, süt dişi çekimleri ve yer tutucu uygulamalarının da çocuk diş sağlığında önemli bir yer tuttuğu ifade edildi.</p>

<h3>Tatil öncesi kontrol ağrı riskini azaltıyor</h3>

<p>Prof. Dr. Oba, yaz tatili öncesinde yapılacak kontroller sayesinde mevcut problemlerin büyümeden tespit edilebileceğini belirtti. Özellikle şehir dışı veya yurt dışı tatiline çıkacak ailelerin, tatil sırasında yaşanabilecek diş ağrıları ve acil müdahale gerektiren durumlarla karşılaşmamak için kontrolleri ihmal etmemesi gerektiği kaydedildi. Yaz döneminin tedavi planlaması açısından okul dönemine göre daha uygun koşullar sunduğuna dikkat çekildi.</p>

<h3>Sağlıklı dişler gelişimi de etkiliyor</h3>

<p>Ağız ve diş sağlığının yalnızca estetik bir konu olmadığına işaret eden Prof. Dr. Oba, sağlıklı dişlerin çocukların büyüme, beslenme, konuşma gelişimi ve özgüvenleri üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirtti. Yaz aylarında artan şekerli içecek ve atıştırmalık tüketiminin çürük riskini yükseltebileceğini ifade ederek, ailelerin bu konuda daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.</p>

<h3>Ailelere 5 önemli tavsiye</h3>

<p>Uzmanlar, çocukların yaz tatilini ağız ve diş sağlığı açısından verimli geçirebilmesi için ailelere bazı önerilerde bulundu. Buna göre diş muayenesinin karne öncesinde veya tatilin ilk günlerinde yaptırılması, günde en az iki kez diş fırçalama alışkanlığının sürdürülmesi, şekerli yiyecek ve içecek tüketiminin sınırlandırılması, spor faaliyetlerinde diş travmalarına karşı koruyucu önlemler alınması ve düzenli diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması tavsiye edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/cocuklarin-dis-sagligi-icin-yaz-tatili-firsata-donusturulmeli</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/cocuklarin-dis-sagligi-icin-yaz-tatili-firsata-donusturulmeli.jpg" type="image/jpeg" length="82763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünyanın ilk sekizli çapraz karaciğer nakil ameliyatı Türkiye'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/dunyanin-ilk-sekizli-capraz-karaciger-nakil-ameliyati-turkiyede-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/dunyanin-ilk-sekizli-capraz-karaciger-nakil-ameliyati-turkiyede-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakli Enstitüsü’nde Prof. Dr. Sezai Yılmaz liderliğindeki ekip, dünyanın ilk eş zamanlı sekizli çapraz karaciğer naklini gerçekleştirdi. 22 saat süren operasyonda 150 sağlık personeli görev alırken, nakil süreci 24 hastadan oluşan havuz ve 29 donör arasındaki eşleştirmelerle yürütüldü]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakli Enstitüsü, organ nakli alanında dünya çapında ses getiren bir başarıya daha imza attı. Prof. Dr. Sezai Yılmaz liderliğindeki ekip tarafından gerçekleştirilen operasyonla dünyanın ilk eş zamanlı sekizli çapraz karaciğer nakli başarıyla tamamlandı.</p>

<p>Yükseköğretim Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre, Türkiye’de gerçekleştirilen karaciğer nakillerinin yaklaşık yüzde 80’i canlı vericilerden yapılıyor. Ancak birçok durumda vericiler, kendi yakınlarıyla tıbbi açıdan uyum sağlayamıyor. Bu noktada devreye giren çapraz nakil sistemi sayesinde, bir hastaya organ veremeyen donör başka bir hastayla eşleştiriliyor, onun yakını da farklı bir hastaya donör olabiliyor. Böylece uyumsuzluk sorunu bilimsel eşleştirme yöntemleriyle aşılabiliyor.</p>

<p>Çapraz nakillerde kullanılan eşleştirme algoritması ise Amerika Birleşik Devletleri’nde Boston College ekonomi profesörleri Tayfun Sönmez ve Utku Ünver tarafından geliştirilen model üzerinden yürütülüyor. Kan grubu, karaciğer boyutu, anatomik yapı ve verici güvenliği gibi çok sayıda kriter dikkate alınarak oluşturulan eşleşmeler, organ bekleyen hastalar için hayati önem taşıyor.</p>

<p>Bu tür operasyonlarda alıcı ve verici ameliyatlarının tamamı domino taşı sistemi gibi birbirine bağlı şekilde ilerliyor. Zincirde bulunan verici ya da alıcılardan herhangi birinin son anda vazgeçmesi durumunda tüm eşleşme sistemi bozulabileceği için operasyonların tamamı aynı anda başlatılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Canlı vericili karaciğer naklinde dünyanın önde gelen merkezlerinden biri olarak gösterilen İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü, çapraz karaciğer nakillerinde de önemli çalışmalara imza atmaya devam ediyor. Bu kapsamda Prof. Dr. Sezai Yılmaz liderliğindeki ekip, dünyanın ilk eş zamanlı sekizli çapraz karaciğer naklini gerçekleştirerek yeni bir başarı elde etti.</p>

<p>Operasyon için enstitünün ameliyathane ve yoğun bakım kapasitesinin büyük bölümü kullanıldı. Cerrahlar, anestezi uzmanları ve hemşirelerden oluşan toplam 150 sağlık personeli görev aldı. Operasyonun tamamlanması 22 saat sürdü.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Sezai Yılmaz, çapraz karaciğer nakli havuzunda bulunan bazı hastaların durumlarının kritik seviyeye ulaştığını belirtti. Yılmaz, “İki hastamızın ileri derecede karnında asit birikimi ve sarılığı mevcuttu. Böbrek fonksiyonları da bozulmaya başlamıştı. Bir hastamız da hepatik ensefalopati dediğimiz karaciğer komasına girmişti.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bu üç hastayı kapsayan eşleştirme sonucunda sekizli çapraz modelin ortaya çıktığını aktaran Yılmaz, “24 hastadan oluşan bir havuz ve 29 donör arasından yapılan eşleştirme sonucunda böyle bir model karşımıza çıktı. Bunun üç hastamızı birden kurtaracağını düşünerek 8’li çapraz karaciğer nakli yapmaya karar verdik.” dedi.</p>

<p>Operasyonun çok büyük bir organizasyon gerektirdiğini vurgulayan Yılmaz, 150’nin üzerinde sağlık çalışanının görev aldığını belirterek, enstitünün uygun fiziki olanaklar, operasyon teçhizatı ve karaciğer nakli ekibi sayesinde daha büyük organizasyonları da gerçekleştirebilecek kapasitede olduğunu ifade etti. Yılmaz, enstitüde dokuzlu ve onlu çapraz karaciğer nakillerinin de yapılabileceğini söyledi.</p>

<p>Çoklu çapraz nakillerin temel amacının daha fazla hastaya ulaşmak olduğunu kaydeden Yılmaz, amaçlarının yalnızca çoklu çapraz nakil yapmak olmadığını, çapraz karaciğer nakli havuzunda uzun süre bekleyen ya da durumu çok ağırlaşan hastalara organ ve umut sunabilmek olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Prof. Dr. Sezai Yılmaz, ameliyatların son hastanın çıkışına kadar yaklaşık 16 saat sürdüğünü, iki hastada damar revizyonu yapılması nedeniyle toplam operasyon süresinin 22 saate ulaştığını da aktardı.</p>

<p>Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar da gerçekleştirilen nakil dolayısıyla İnönü Üniversitesini, Turgut Özal Tıp Merkezini, Prof. Dr. Sezai Yılmaz’ı ve tüm sağlık ekibini tebrik etti.</p>

<p>Dünyada ilk kez gerçekleştirilen bu naklin, Türk yükseköğretiminin, bilim insanlarının ve sağlık sisteminin ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan Özvar, “Bu büyük başarıyla gurur duydum. Üniversitelerimiz tıp ve sağlık alanındaki çalışmalarıyla yalnızca ülkemize değil, tüm dünyaya örnek olmaya devam ediyor. İnönü Üniversitemizin organ nakli alanında yıllardır sürdürdüğü öncü çalışmaların böylesine önemli bir bilimsel ve insani başarıyla taçlanması hepimiz için iftihar vesilesidir. Hastalara umut olan, bilimsel bilgi ve tecrübeleriyle dünya tıp literatürüne yön veren tüm akademisyenlerimizi, hekimlerimizi ve sağlık çalışanlarımızı kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/dunyanin-ilk-sekizli-capraz-karaciger-nakil-ameliyati-turkiyede-yapildi</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/n9s-l-kw7-s.jpeg" type="image/jpeg" length="46555"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ALS hastası Mina Eroğlu: “Ailemde şans yoktu, bende umut var”]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/als-hastasi-mina-eroglu-ailemde-sans-yoktu-bende-umut-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/als-hastasi-mina-eroglu-ailemde-sans-yoktu-bende-umut-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de yaşayan 47 yaşındaki arkeolog ve haber editörü Mina Eroğlu, ailesinde kuşaklar boyunca görülen ALS hastalığıyla mücadele ediyor. Nadir görülen SOD1 gen mutasyonu taşıdığı belirlenen Eroğlu, güncel tedavi imkanlarıyla hayata tutunurken, uzmanlar ALS’de erken teşhis ve genetik incelemenin önemine dikkat çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de yaşayan 47 yaşındaki arkeolog ve haber editörü Mina Eroğlu, ailesinde uzun yıllardır görülen Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığıyla mücadele ediyor. Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal tarafından takip edilen Eroğlu’nda yapılan ileri genetik incelemeler sonucunda nadir görülen SOD1 gen mutasyonu tespit edildi. Eroğlu için güncel ve hedefe yönelik bir tedavi protokolü planlanırken, uzmanlar ALS’de erken teşhisin ve genetik incelemelerin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Kamuoyunda ünlü fizikçi Stephen Hawking ile özdeşleşen ALS, beyin ve omurilikte bulunan motor nöronların hasar görmesi sonucu ortaya çıkan ilerleyici nörodejeneratif bir hastalık olarak biliniyor. Genellikle el ve ayaklarda güçsüzlük ile kas seyirmeleri şeklinde başlayan hastalık, duyuları ve zihinsel yetenekleri etkilemeden zaman içerisinde vücuttaki kasların işlevini kaybetmesine neden olabiliyor.</p>

<h3>İki teyzesini ve iki kuzenini kaybetti</h3>

<p>Geçtiğimiz yıl diz ağrısı ve yürüyüş bozukluğu şikayetleriyle sağlık kuruluşuna başvuran Eroğlu, yapılan tetkikler sonucunda ALS tanısı aldı. İlk belirtilerin ortopedik sorunlarla karıştırıldığını belirten Eroğlu, ailesindeki hastalık öyküsünün tanı sürecinde önemli rol oynadığını ifade etti. Anne tarafında ALS hastalığının uzun yıllardır görüldüğünü belirten Eroğlu, iki teyzesini ve iki kuzenini ALS nedeniyle kaybettiklerini söyledi.</p>

<p>Yapılan genetik incelemelerde ailesinde kuşaktan kuşağa aktarılan SOD1 gen mutasyonunu taşıdığı belirlenen Eroğlu, mutasyonu annesinden aldığını ifade etti. Annesinin taşıyıcı olmasına rağmen herhangi bir belirti göstermediğini belirten Eroğlu, kendisinde ise hastalığın ortaya çıktığını dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>“Kendi vücudunuzun içinde hapis kalıyorsunuz”</h3>

<p>Ailesinde ALS tanısı alan bireylerin yalnızca 3 ila 5 yıl yaşayabildiğini belirten Eroğlu, bugün erişebildiği tedavi imkanlarının kendisi için önemli bir umut kaynağı olduğunu söyledi.</p>

<p>Hastalığın ailelerinde bacaklardan başladığını ifade eden Eroğlu, ilk dönemlerde yürürken dışarıdan bakıldığında sarhoş gibi göründüğünü belirtti. Zamanla karın ve el kaslarında zayıflama meydana geldiğini, bir şey tutmakta ve oturup kalkmakta zorlanmaya başladığını anlatan Eroğlu, teşhisin ardından ilerleyen süreçte bacak kaslarındaki güç kaybı nedeniyle bazı durumlarda tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kaldığını söyledi.</p>

<p>ALS’nin ilerleyen dönemlerinde yüz ve göğüs kaslarının da etkilenebildiğini ifade eden Eroğlu, bunun çiğneme ve nefes alma gibi hayati fonksiyonlarda ciddi sorunlara yol açabildiğini belirtti. Hastalığın etkilerini anlatırken, “Kendi vücudunuzun içinde hapis kalmış gibi oluyorsunuz. Vücudunuz, bildiğiniz vücut olmaktan çıkıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>“Hayata tutunmaya devam ediyorum”</h3>

<p>Yaşadığı tüm zorluklara rağmen yaşamla bağını koparmadığını söyleyen Eroğlu, halen serbest olarak haber editörlüğü ve çevirmenlik yaptığını belirtti. Zihinsel olarak aktif kalmanın kendisine iyi geldiğini ifade eden Eroğlu, her sabah heyecanla kahvesini hazırladığını, günlük tuttuğunu ve kuş gözlemciliği yaptığını anlattı.<br />
Hayatında ilk kez mevsimlerin tadını çıkardığını söyleyen Eroğlu, yaşadığı süreçle birlikte öfkenin anlamını yitirdiğini ve yerini sakinliğe bıraktığını dile getirdi.</p>

<h3>Nadir mutasyon için hedefe yönelik tedavi</h3>

<p>Tedavi süreci hakkında da bilgi veren Eroğlu, teşhisin ardından yapılan ileri genetik testlerde ALS hastalarının küçük bir bölümünde görülen nadir bir SOD1 gen mutasyonu taşıdığının belirlendiğini söyledi. Bu sonucun ardından kendisine özel hedefe yönelik güncel bir tedavi protokolü planlandığını belirten Eroğlu, ALS’de erken dönemde genetik haritanın çıkarılmasının kritik önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Uygulanan tedavi sonrasında hastalığın takibinde kullanılan laboratuvar parametrelerinde olumlu gelişmeler gözlemlendiğini ve kas seyirmelerinde rahatlama yaşandığını belirten Eroğlu, sürecin ciddi bir farkındalık ve hekimle tam uyum gerektirdiğini vurguladı.</p>

<h3>Uzmanlardan erken teşhis uyarısı</h3>

<p>Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal ise ALS’nin ilk dönemlerde fıtık ya da sinir sıkışması gibi hastalıklarla sıkça karıştırılabildiğini belirtti. Toplumda yaygın olarak görülen kas seyirmelerinin tek başına ALS anlamına gelmediğini ifade eden Uysal, önemli olanın bu belirtilere ilerleyici güç kaybının eşlik edip etmediği olduğunu söyledi.</p>

<p>ALS için günümüzde kesin tanı koydurabilecek tek bir kan testi ya da görüntüleme yönteminin bulunmadığını belirten Uysal, tanının hastanın öyküsü, nörolojik muayenesi, elektromiyografi incelemeleri ve diğer olasılıkların dışlanmasıyla konulabildiğini ifade etti. Bu nedenle dünyada ALS tanısının ortalama 10 ila 14 ay arasında sürebildiğini belirten Uysal, bu durumun tıp literatüründe “tanı paradoksu” olarak adlandırıldığını söyledi.</p>

<h3>“ALS ile mücadelede zaman çok değerli”</h3>

<p>Sağlık mevzuatı ve bilimsel sınırlar çerçevesinde her hastaya uygun tedavi protokollerinin uygulandığını belirten Uysal, genetik alt gruplara yönelik yürütülen bilimsel çalışmaların umut verici olduğunu ifade etti. Ancak erken teşhis ve doğru tedavi planlamasının her hasta açısından en kritik unsur olduğunu vurgulayan Uysal, açıklanamayan ve giderek artan güç kaybı yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, ALS ile mücadelede zamanın en değerli unsur olduğunu ifade ederek, hem hastaların hem de hekimlerin ilerleyici güç kaybı belirtilerine karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/als-hastasi-mina-eroglu-ailemde-sans-yoktu-bende-umut-var</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/als-hastasi-mina-eroglu-ailemde-sans-yoktu-bende-umut-var.jpg" type="image/jpeg" length="44398"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kene ısırmalarına karşı dikkat: Ölümcül sonuçlar doğurabilir]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/kene-isirmalarina-karsi-dikkat-olumcul-sonuclar-dogurabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/kene-isirmalarina-karsi-dikkat-olumcul-sonuclar-dogurabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Nagihan Demir, yaz mevsimiyle birlikte Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi vakalarında artış görüldüğünü belirterek, vatandaşları kene temasına karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı. Erken tanının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Demir, hastalığın ciddi ve ölümcül sonuçlara yol açabileceğini söyledi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte kene ısırmalarına bağlı Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi vakalarında da artış yaşanıyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Nagihan Demir, özellikle kırsal alanlarda ve açık arazilerde bulunan vatandaşların daha dikkatli olması gerektiğini belirtti. KKKA’nın ciddi seyredebildiğini ve bazı vakalarda ölümcül sonuçlar doğurabildiğini ifade ederek, hastalığa neden olan virüsün çoğunlukla Hyalomma türü keneler aracılığıyla bulaştığını paylaştı.</p>

<h3>Kene teması hafife alınmamalı</h3>

<p>Kenelerin kan emerken salgıladıkları sıvılarla virüsü insanlara bulaştırabildiğini belirten Dr. Demir, kenenin ezilmesi sonucu ortaya çıkan vücut sıvılarının da risk oluşturduğunu ifade etti. Ciltte yara veya çizik bulunması halinde bulaşma ihtimalinin arttığını kaydederek, vatandaşların kene ile temas konusunda son derece dikkatli davranması gerektiğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Riskli bölgelerde koruyucu önlemler alınmalı</h3>

<p>Kenelerin özellikle ahırlar, yüksek otların bulunduğu alanlar, çalılıklar, piknik alanları ve su kenarlarında yoğun olarak görüldüğünü belirten Dr. Demir, korunma yöntemlerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Pantolon paçalarının çorap içine sokulmasının, böcek kovucu ürünlerin kullanılmasının ve riskli bölgelerde çizme tercih edilmesinin korunmada etkili yöntemler arasında yer aldığını belirterek, vücutta kene tespit edilmesi halinde çıplak elle müdahale edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<h3>Kene doğru yöntemle çıkarılmalı</h3>

<p>Kenenin eldiven kullanılarak bir pens yardımıyla ağız kısmına yakın bölgeden tutulup yavaş hareketlerle çıkarılması gerektiğini belirten Dr. Demir, işlem sonrasında bölgenin bol sabunlu suyla yıkanmasını önerdi. Temizlik aşamasında alkol veya tentürdiyot gibi dezenfektanların kullanılmasının da önemli olduğunu ifade etti.</p>

<h3>İlk belirtiler birkaç gün içinde ortaya çıkabiliyor</h3>

<p>KKKA virüsünün vücuda girdikten sonra genellikle 3 ila 5 gün içinde belirti verdiğini, bazı vakalarda bu sürenin 9 ila 13 güne kadar uzayabildiğini belirten Dr. Demir, hastalığın ilk belirtilerinin ateş, halsizlik, baş ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ishal olduğunu söyledi. Hastalığın ilerleyen evrelerinde daha ağır tabloların görülebileceğine dikkat çekerek, cilt altı kanamalar, gözlerde kızarıklık, el ve ayaklarda morluklar ile kanamalı belirtilerin ortaya çıkabileceğini kaydetti.</p>

<h3>Ağır vakalarda organ yetmezliği gelişebiliyor</h3>

<p>İleri düzey KKKA vakalarında kanlı kusma, kanlı ishal, idrarda kan görülmesi, burun ve vajinal kanamalar gibi ciddi belirtilerin gelişebildiğini ifade eden Dr. Demir, ağır hastalarda karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezliğinin de ortaya çıkabileceğini belirtti. Erken müdahale edilmeyen vakalarda ölüm oranının yüzde 30’a kadar ulaşabildiğini vurgulayarak, hastalığın ciddiyetine dikkat çekti.</p>

<h3>Erken tanı hayati önem taşıyor</h3>

<p>KKKA’ya karşı etkinliği kesin olarak kanıtlanmış bir aşının henüz bulunmadığını belirten Dr. Demir, Türkiye’de ve dünyada aşı geliştirme çalışmalarının sürdüğünü ifade etti. Tedavide en etkili yaklaşımın destek tedavisi olduğunu kaydederek, gerekli görülen durumlarda kan ve kan ürünleri desteği uygulanabildiğini söyledi. Kene teması sonrasında herhangi bir belirti gelişmesi halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Dr. Demir, erken tanı ve müdahalenin hayat kurtardığını vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Dilek Çakır Durak</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/kene-isirmalarina-karsi-dikkat-olumcul-sonuclar-dogurabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/kene-isirmalarina-karsi-dikkat-olumcul-sonuclar-dogurabilir-1.jpg" type="image/jpeg" length="56466"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gençlerde artan kalp krizi vakalarına dikkat çeken uyarı]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/genclerde-artan-kalp-krizi-vakalarina-dikkat-ceken-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/genclerde-artan-kalp-krizi-vakalarina-dikkat-ceken-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, son yıllarda genç yaşlarda görülen kalp krizi vakalarında artış yaşandığını belirtti. Özellikle sıcak havalarda susuz kalmanın ve bilinmeyen risk faktörlerinin yoğun egzersizle birleşmesi halinde ciddi ritim bozuklukları ve kalp krizlerine neden olabileceğini söyledi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte kalp ve damar hastalıklarına bağlı risklerin de arttığına dikkat çekildi. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, son dönemde gençlerde görülen kalp krizi vakalarındaki artışın endişe verici boyutlara ulaştığını belirtti. Genç yaşta ortaya çıkan birçok kalp krizinin altında daha önce fark edilmemiş sağlık sorunları ve risk faktörlerinin bulunduğunu ifade etti.</p>

<h3>Sıcak hava ve susuzluk riski büyütüyor</h3>

<p>Yaz aylarında vücudun sıvı kaybına daha açık hale geldiğini belirten Prof. Dr. Akçay, özellikle sıcak havalarda yeterli su tüketilmemesinin kalp ve damar sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi. Susuzluğun, mevcut sağlık sorunlarıyla birleştiğinde kalp ritim bozuklukları ve dolaşım problemlerini tetikleyebileceğine dikkat çekerek, bu durumun bazı kişilerde kalp krizine kadar uzanabilen sonuçlar doğurabileceğini kaydetti.</p>

<h3>Yoğun egzersiz öncesi sağlık kontrolü önerisi</h3>

<p>Risk faktörlerinin farkında olmayan kişilerin ani ve yoğun fiziksel aktivitelere yönelmesinin ciddi tehlikeler oluşturabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Akçay, özellikle ağır spor ve egzersiz programlarının öncesinde sağlık değerlendirmesi yapılmasının önem taşıdığını belirtti. Aile öyküsü, tansiyon, kolesterol, diyabet ve kalp hastalıklarına ilişkin risklerin önceden değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, gerekli durumlarda kişiye özel egzersiz programlarının oluşturulmasının sağlık açısından önemli olduğunu söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Aile öyküsü ve risk faktörleri göz ardı edilmemeli</h3>

<p>Kalp hastalıklarının yalnızca ileri yaşlarda görülen bir sağlık sorunu olmadığını belirten Prof. Dr. Akçay, gençlerin de düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini dile getirdi. Özellikle ailesinde kalp ve damar hastalığı öyküsü bulunan bireylerin daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayarak, risklerin erken dönemde tespit edilmesinin olası sağlık sorunlarının önüne geçilmesinde büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Aylin Topaloğlu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/genclerde-artan-kalp-krizi-vakalarina-dikkat-ceken-uyari</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/genclerde-artan-kalp-krizi-vakalarina-dikkat-ceken-uyari.jpg" type="image/jpeg" length="25208"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından ailelere uyarı: Çocuğunuzun anlayışa ve duygusal desteğe ihtiyacı var!]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/uzmanindan-ailelere-uyari-cocugunuzun-anlayisa-ve-duygusal-destege-ihtiyaci-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/uzmanindan-ailelere-uyari-cocugunuzun-anlayisa-ve-duygusal-destege-ihtiyaci-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sınav döneminin gençler üzerinde ciddi psikolojik yük oluşturduğunu belirterek, ailelerin tutumunun bu süreçte büyük önem taşıdığını vurguladı. Dr. Yaşar, sınav kaygısının yetersizlik değil biyolojik bir stres tepkisi olduğuna dikkat çekti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sınav döneminin yalnızca akademik değil, aynı zamanda psikolojik açıdan da gençler için yoğun bir süreç olduğunu belirten Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ailelerin bu dönemde sergilediği yaklaşımın öğrencilerin duygusal dayanıklılığı üzerinde belirleyici rol oynadığını söyledi. Ergenlik dönemindeki bireylerin sınav sürecini yoğun bir stres altında geçirdiğini ifade ederek, sınav kaygısının çoğu zaman yalnızca heyecan olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını belirtti. Bu süreçte stres hormonlarının etkisiyle gençlerin yoğun bir baskı altında hissettiğini kaydeden Dr. Yaşar, ailelerin sakin ve tutarlı bir tutum sergilemesinin çocuklar için güven duygusunu güçlendirdiğini vurguladı.</p>

<h3>Sınav kaygısı yetersizlik anlamına gelmiyor</h3>

<p>Öğrencilerin yaşadığı kaygının başarısızlık ya da yetersizlik göstergesi olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Yaşar, bu durumun çoğu zaman biyolojik sistemin aşırı yüklenmesinden kaynaklandığını ifade etti. Kaygıyla başa çıkmada gençlerin öncelikle yaşadıkları duygunun farkına varması gerektiğini belirterek, yoğun stres anlarında nefes egzersizleri ve fiziksel gevşeme yöntemlerinin etkili olabileceğini söyledi. Öğrencilerin kendilerini suçlamak yerine yaşadıkları süreci doğal bir stres tepkisi olarak değerlendirmelerinin önemine işaret etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Sınav sonrası yaklaşım büyük önem taşıyor</h3>

<p>Sınavın tamamlanmasının ardından öğrencilerin yoğun zihinsel yorgunluk yaşayabileceğini belirten Dr. Yaşar, ailelerin bu dönemde çocuklara yönelik tutumlarına dikkat etmesi gerektiğini ifade etti. Sınavdan çıkan öğrencilere ilk olarak net sayıları ya da performanslarıyla ilgili sorular yöneltmenin kaygıyı artırabileceğini kaydederek, gençlerin o an değerlendirilmekten çok anlaşılmaya ve desteklenmeye ihtiyaç duyduğunu belirtti.</p>

<h3>Sonuç bekleme süreci de stres yaratıyor</h3>

<p>Sınav sonuçlarının açıklanmasına kadar geçen dönemin de öğrenciler üzerinde ayrı bir psikolojik baskı oluşturduğunu dile getiren Dr. Yaşar, ailelerin çocuklarını günlük yaşamın olağan akışına döndürmeye yardımcı olması gerektiğini söyledi. Bu süreçte öğrencilerin olumsuz senaryolar üretmeye yatkın olabileceğini belirterek, aile desteğinin gençlerin kaygı düzeyini azaltmada önemli bir rol oynadığını ifade etti.</p>

<h3>Başarı kadar emek de görülmeli</h3>

<p>Yüksek puanların ve elde edilen başarıların elbette kutlanması gerektiğini belirten Dr. Yaşar, asıl önemli olanın öğrencilerin aylar boyunca gösterdiği çaba ve kararlılık olduğunu vurguladı. Ailelerin çocuklarına duydukları sevgi ve saygının sınav sonuçlarından bağımsız olduğunu hissettirmesi gerektiğini kaydederek, hayatın tek bir sınavdan ibaret olmadığını ve bireylerin karşılaştıkları zorluklar karşısında yeniden ayağa kalkabilme becerisinin en önemli kazanımlardan biri olduğunu sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/uzmanindan-ailelere-uyari-cocugunuzun-anlayisa-ve-duygusal-destege-ihtiyaci-var</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/uzmanindan-ailelere-uyari-cocugunuzun-anlayisa-ve-duygusal-destege-ihtiyaci-var.jpg" type="image/jpeg" length="92700"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaza formda girmek isterken sağlığınızdan olmayın]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/yaza-formda-girmek-isterken-sagliginizdan-olmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/yaza-formda-girmek-isterken-sagliginizdan-olmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaza fit bir vücutla giriş yapmak için gecikenler çareyi popüler kilo verdirme vaadi içeren diyet listelerinde aramaya başladı. Ancak söz konusu diyet listelerinin metabolizmayı tehdit ettiğinin altını çizen Uzman Diyetisyen Mısra Aydın, öğün atlamanın, karbonhidratı tamamen kesmenin ve kontrolsüz detoksların yağ yerine kas ve su kaybına neden olarak metabolizmaya ciddi zarar verdiğini aktardı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sezonuna formda girmek isteyen birçok kişi kısa sürede sonuç vaat eden diyet programlarına yönelirken, uzmanlar bilinçsiz uygulamaların sağlık açısından önemli riskler taşıdığına dikkat çekiyor. Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Mısra Aydın, tek tip beslenme programları, sıvı detokslar ve hızlı kilo verme yöntemlerinin yağ kaybından çok kas dokusunda azalmaya, metabolizmanın yavaşlamasına ve hormonal dengenin bozulmasına neden olabildiğini belirtti.</p>

<h3>Öğün atlamak uzun vadede zarar veriyor</h3>

<p>Kilo vermeye çalışan kişilerin en sık yaptığı hatalardan birinin öğün atlamak olduğunu vurgulayan Aydın, özellikle kahvaltının tamamen kaldırılması veya gün boyunca çok düşük kalorili beslenmenin kısa vadede kilo kaybı sağlasa da uzun vadede kas kaybı ve kontrolsüz yeme ataklarına yol açabildiğini ifade etti. Düzensiz beslenmenin kan şekeri dengesini bozarak açlık hormonlarının artmasına neden olabileceğine dikkat çekerek, sağlıklı kilo kontrolü için düzenli öğünlerin önemine işaret etti.</p>

<h3>Detoks programlarına karşı uyarı</h3>

<p>Son yıllarda popüler hale gelen sıvı detoks programlarının da sanıldığı kadar masum olmadığını belirten Aydın, yalnızca meyve ve sebze suyu tüketimine dayalı beslenme modellerinin yağ kaybı yerine su ve kas kaybına neden olabildiğini söyledi. Vücudun doğal detoks mekanizmasının karaciğer ve böbrekler tarafından sağlandığını hatırlatarak, gerçek detoksun yeterli su tüketimi, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve düzenli fiziksel aktiviteyle mümkün olduğunu dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Karbonhidratı tamamen kesmek doğru değil</h3>

<p>Karbonhidrat tüketimine ilişkin yanlış inanışlara da değinen Aydın, ekmek ve karbonhidratı tamamen hayatından çıkarmanın hızlı zayıflama yöntemi olarak görülmesinin önemli bir hata olduğunu belirtti. Tam tahıllar, yulaf, kuru baklagiller ve sebzeler gibi kaliteli karbonhidrat kaynaklarının hem enerji ihtiyacını karşıladığını hem de bağırsak sağlığını desteklediğini ifade ederek, karbonhidratın tamamen kesilmesinin enerji düşüklüğü, performans kaybı ve tatlı krizlerine neden olabileceğini kaydetti.</p>

<h3>Sosyal medya diyetleri risk oluşturuyor</h3>

<p>Uzman Diyetisyen Aydın, sosyal medyada sıkça karşılaşılan hızlı kilo verme vaatlerinin bilimsel temelden uzak olduğuna dikkat çekerek her bireyin yaş, sağlık durumu, hormonal yapı ve enerji ihtiyacının farklı olduğunu söyledi. Kişiye özel planlanmayan diyetlerin sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğini belirterek, kilo verme sürecinde yalnızca kalori hesabına odaklanmanın da yanlış bir yaklaşım olduğunu vurguladı.</p>

<h3>Protein ve su tüketimi öne çıkıyor</h3>

<p>Sağlıklı kilo kontrolünde protein tüketiminin kritik rol oynadığını ifade eden Aydın, yumurta, yoğurt, kefir, balık ve kuru baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarının hem tokluk hissini artırdığını hem de kas kaybını önlediğini belirtti. Özellikle yaz aylarında su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini söyleyerek, susuzluğun zaman zaman açlık hissiyle karıştırılabildiğini, yetersiz sıvı alımının ise yorgunluk, baş ağrısı ve performans düşüklüğüne neden olabildiğini sözlerine ekledi.</p>

<h3>Sağlıklı hedef: Yavaş ama kalıcı kilo kaybı</h3>

<p>Uzmanlar, kilo verme sürecinde temel hedefin hızlı sonuç almak değil, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmak olması gerektiğini vurguluyor. Haftada 500 gram ile 1 kilogram arasında gerçekleşen kontrollü kilo kaybının metabolizma ve hormonal denge açısından daha sağlıklı kabul edildiği belirtilirken; dengeli beslenme, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve stres yönetiminin sağlıklı yaşamın temel unsurları olduğu ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/yaza-formda-girmek-isterken-sagliginizdan-olmayin</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/yaza-formda-girmek-isterken-sagliginizdan-olmayin.jpg" type="image/jpeg" length="72785"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Soğuk içecekler enfeksiyon riskini artırabiliyor]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/soguk-icecekler-enfeksiyon-riskini-artirabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/soguk-icecekler-enfeksiyon-riskini-artirabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında çocukların dondurma ve soğuk içecek tüketiminin artmasıyla birlikte uzmanlar üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı aileleri uyardı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Sibel Şan, aşırı soğuk tüketiminin ve bilinçsiz klima kullanımının enfeksiyon riskini yükseltebileceğine dikkat çekti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte çocukların soğuk içecek ve dondurma tüketiminde yaşanan artış, sağlık uzmanlarını harekete geçirdi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Sibel Şan, yaz aylarında da üst solunum yolu enfeksiyonlarının görülebileceğini belirterek, ailelere önemli uyarılarda bulundu. Toplumda üst solunum yolu enfeksiyonlarının yalnızca kış aylarında ortaya çıktığı yönünde yaygın bir kanı bulunduğunu ifade eden Dr. Şan, yaz döneminde de çocukların bu tür rahatsızlıklarla karşılaşabildiğini söyledi.</p>

<h3>Enfeksiyon riskini artıran faktörler</h3>

<p>Özellikle buzlu ve çok soğuk içeceklerin hızlı tüketilmesinin boğaz mukozasında hassasiyet oluşturabildiğini belirten Dr. Şan, bu durumun viral enfeksiyonların gelişmesini kolaylaştırabileceğine dikkat çekti. Yaz aylarında klima kullanımının artması ve çocukların kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirmesinin de enfeksiyon riskini yükselten faktörler arasında yer aldığı kaydedildi.</p>

<h3>Sıvı tüketimi önemli, ancak ölçülü olmalı</h3>

<p>Çocukların sıcak havalarda yeterli miktarda sıvı tüketmesinin büyük önem taşıdığını belirten Dr. Şan, sıvı ihtiyacının mümkün olduğunca oda sıcaklığındaki veya hafif serin içeceklerle karşılanmasının daha sağlıklı bir tercih olduğunu vurguladı. Aşırı soğuk içecek tüketiminin yerine dengeli ve kontrollü bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Belirtilere dikkat!</h3>

<p>Üst solunum yolu enfeksiyonlarında burun akıntısı, boğaz ağrısı, öksürük, halsizlik ve hafif ateş gibi belirtilerin görülebileceğini hatırlatan Dr. Şan, şikayetlerin uzun sürmesi ya da yüksek ateş ve nefes darlığı gibi bulguların ortaya çıkması halinde vakit kaybetmeden uzman desteği alınması gerektiğini belirtti.</p>

<h3>Ailelere önemli tavsiyeler</h3>

<p>Uzmanlar, çocukların doğrudan klima karşısında uzun süre kalmaması, el hijyenine özen gösterilmesi, dengeli beslenme alışkanlığının sürdürülmesi ve yeterli sıvı tüketiminin sağlanmasının enfeksiyonlardan korunmada önemli rol oynadığını ifade etti. Yaz aylarında alınacak basit önlemler sayesinde çocukların daha sağlıklı ve güvenli bir tatil dönemi geçirebileceği paylaşıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/soguk-icecekler-enfeksiyon-riskini-artirabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/soguk-icecekler-enfeksiyon-riskini-artirabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="86943"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz ayları için kritik uyarı: Çay ve kahve suyun yerini tutmuyor]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/yaz-aylari-icin-kritik-uyari-cay-ve-kahve-suyun-yerini-tutmuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/yaz-aylari-icin-kritik-uyari-cay-ve-kahve-suyun-yerini-tutmuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, yaz aylarında su yerine çay ve kahve tüketerek sıvı ihtiyacının karşılandığını düşünmenin yanlış bir alışkanlık olduğunu anlatarak, "Yeterli su tüketilmemesi, ağır yemeklerin tercih edilmesi, kontrolsüz meyve tüketimi ve yanlış içecek seçimleri hem kilo kontrolünü zorlaştırır hem de çeşitli sağlık sorunlarına yol açar" dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcaklarının etkisini artırmasıyla birlikte uzmanlar, sağlıklı beslenme ve sıvı tüketimi konusunda vatandaşları uyarıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, özellikle yaz aylarında yapılan yanlış beslenme alışkanlıklarının çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirtti. Gündüz, su tüketiminin ihmal edilmesi, ağır yemeklerin tercih edilmesi, meyvelerin kontrolsüz tüketilmesi ve yanlış içecek seçimlerinin hem kilo kontrolünü zorlaştırdığını hem de vücut sağlığını olumsuz etkilediğini ifade etti.</p>

<h3>Sıvı ihtiyacını artırabiliyor</h3>

<p>Yaz aylarında terleme nedeniyle vücudun daha fazla sıvı ve elektrolit kaybettiğini belirten Gündüz, kaybedilen sıvının düzenli su tüketimiyle yerine konulması gerektiğini söyledi. Vatandaşların sık yaptığı hatalardan birinin su yerine çay ve kahve tüketerek günlük sıvı ihtiyacını karşıladığını düşünmek olduğunu belirterek, bu içeceklerin suyun yerini tutmadığını, aksine bazı durumlarda vücudun sıvı ihtiyacını daha da artırabileceğini vurguladı.</p>

<h3>Ağır yemekler yerine hafif beslenin</h3>

<p>Beslenme düzeninin yaz mevsimine uygun şekilde planlanması gerektiğini ifade eden Gündüz, kızartma ve kavurma gibi ağır yiyecekler yerine zeytinyağlı sebze yemekleri, soğuk çorbalar ve tahıllı salataların tercih edilmesini önerdi. Sıcak havalarda tüketilen ağır yemeklerin sindirim sistemini zorladığını belirterek, bu durumun bazı kalp ve damar hastalıkları açısından da risk oluşturabileceğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Yaz meyvelerinde porsiyon kontrolü uyarısı</h3>

<p>Karpuz, kavun, üzüm ve incir gibi yaz meyvelerinin vitamin ve mineral açısından önemli besin kaynakları olduğunu belirten Gündüz, buna rağmen tüketim miktarına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Bu meyvelerin glisemik indekslerinin yüksek olduğuna dikkat çekerek, özellikle diyabet hastalarının porsiyon kontrolünü ihmal etmemesi gerektiğini ifade etti. Sağlıklı bireylerde günlük meyve tüketiminin kadınlarda iki, erkeklerde ise üç porsiyonu aşmamasının uygun olacağını belirtti.</p>

<h3>Besin zehirlenmeleri yazın daha sık görülüyor</h3>

<p>Yüksek sıcaklıkların gıda güvenliği açısından da önemli riskler taşıdığını vurgulayan Gündüz, özellikle et, tavuk, balık, yumurta ve süt ürünleri gibi çabuk bozulabilen gıdaların uygun koşullarda saklanmaması halinde besin zehirlenmelerinin ortaya çıkabileceğini söyledi. Yaz aylarında dışarıda tüketilen yiyeceklerin saklama koşullarına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, sıcak havalarda serinlemek amacıyla tüketilen şekerli ve gazlı içeceklerin de sağlık açısından olumsuz etkiler oluşturabileceğini kaydetti.</p>

<h3>Sağlıklı alternatifler önerildi</h3>

<p>Şekerli ve asitli içecekler yerine soğutulmuş bitki çayları, maden suyu ve su bazlı içeceklerin tercih edilmesini öneren Gündüz, bu sayede hem sıvı hem de elektrolit dengesinin daha sağlıklı şekilde korunabileceğini ifade etti. Yaz aylarında sağlıklı kalmanın temelinde yeterli su tüketimi, hafif ve dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ile güvenli gıda tüketiminin yer aldığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Dilek Çakır Durak</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/yaz-aylari-icin-kritik-uyari-cay-ve-kahve-suyun-yerini-tutmuyor</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/yaz-aylari-icin-kritik-uyari-cay-ve-kahve-suyun-yerini-tutmuyor.jpg" type="image/jpeg" length="79481"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüksekten suya atlamak kulak zarını yırtabilir]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/yuksekten-suya-atlamak-kulak-zarini-yirtabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/yuksekten-suya-atlamak-kulak-zarini-yirtabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KBB Uzmanı Prof. Dr. Atilla Tekat, yaz aylarında artan deniz ve havuz kullanımına dikkat çekerek özellikle yüksekten suya atlamanın kulak sağlığı açısından risk oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Tekat, kulak enfeksiyonu geçmişi bulunan kişilerde kulak zarı yırtılmalarının yaşanabileceğini belirtirken, kulak rahatsızlıklarında yapay zekâ veya kulaktan dolma yöntemlerle tedavi uygulanmaması gerektiğini paylaştı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin başlamasıyla birlikte deniz ve havuzlarda geçirilen süre artarken, uzmanlardan kulak sağlığını korumaya yönelik önemli uyarılar geldi. Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Atilla Tekat, özellikle yüksekten suya atlamanın ciddi kulak problemlerine yol açabileceğini söyledi. Kulakların suyla temas sırasında oldukça hassas bir yapıya sahip olduğunu belirterek, bilinçsiz davranışların kalıcı sağlık sorunlarına neden olabileceğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Basınç değişimi kulak zarına zarar verebilir</h3>

<p>Özellikle daha önce kulak enfeksiyonu geçiren kişilerde riskin arttığını ifade eden Prof. Dr. Tekat, yüksekten suya atlandığında oluşan basınç değişikliklerinin kulak zarında hasara yol açabileceğini belirtti. Derinliğin arttığı durumlarda kulak üzerindeki basıncın da yükseldiğini kaydederek, enfeksiyon nedeniyle zayıflamış kulak zarlarında yırtılma meydana gelebileceğini söyledi. Suya dalış sırasında burnunu kapatarak atlayan kişilerin ise suyun sinüslere ve orta kulağa ulaşmasını engellemeye çalıştığını belirten Prof. Dr. Tekat, basınç değişikliklerinin kulakta dolgunluk hissi, baş ağrısı ve deniz sonrası burundan su gelmesi gibi şikâyetlere neden olabileceğini ifade etti.</p>

<h3>Yapay zekâ teşhis yerine geçemez</h3>

<p>Kulak rahatsızlıklarında internet veya yapay zekâ uygulamalarından edinilen bilgilerle tedavi uygulanmasının doğru olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tekat, benzer belirtilerin farklı hastalıklarda da görülebileceğine dikkat çekti. Kulakta ağrı, akıntı veya tıkanıklık gibi şikâyetlerin yalnızca yüzücü kulağına işaret etmediğini belirterek, orta kulak hastalıkları, dış kulak yolu rahatsızlıkları ve bazı ciddi sağlık sorunlarının da benzer belirtiler gösterebildiğini söyledi. Doğru teşhis için mutlaka uzman muayenesinin gerekli olduğunu ifade ederek, yapay zekânın yalnızca verilen bilgiler doğrultusunda değerlendirme yapabildiğini, fiziksel muayenenin yerini tutamayacağını kaydetti.</p>

<h3>Kulak içine doğal ürünler damlatılmamalı</h3>

<p>Halk arasında yaygın olarak kullanılan bazı yöntemlerin ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Prof. Dr. Tekat, kulak ağrısı veya tıkanıklık durumlarında zeytinyağı, sarımsak suyu ya da soğan suyu gibi maddelerin kulak içine uygulanmaması gerektiğini söyledi. Kulak zarının durumu bilinmeden yapılan bu tür uygulamaların risk taşıdığını ifade ederek, fark edilmeyen küçük bir kulak zarı deliği bulunması halinde söz konusu maddelerin orta kulağa ulaşabileceğini ve geri dönüşü zor sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Aylin Topaloğlu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/yuksekten-suya-atlamak-kulak-zarini-yirtabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/yuksekten-suya-atlamak-kulak-zarini-yirtabilir.jpg" type="image/jpeg" length="51127"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne adayları için yaz rehberi]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/anne-adaylari-icin-yaz-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/anne-adaylari-icin-yaz-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gamze Keleş, yaz aylarında hamilelerin sıvı tüketimine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Yetersiz su tüketiminin rahimde kasılmalara neden olabileceğini ifade eden Keleş, sıvı kaybının düşük ve erken doğum riskini artırabileceği uyarısında bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcaklarının etkisini artırdığı günlerde uzmanlar, anne adaylarını sıvı tüketimi konusunda uyarıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gamze Keleş, hamilelik döneminde yaşanan sıvı kaybının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, özellikle sıcak havalarda daha dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Hamile kadınların hem artan sıcaklık hissi hem de gebelik sürecinde alınan kilolar nedeniyle yaz aylarını daha zor geçirebildiğini ifade ederek, aşırı sıcakların terlemeyi artırarak vücutta su ve mineral kaybına neden olduğunu kaydetti.</p>

<h3>Sıvı kaybı rahim kasılmalarını tetikleyebilir</h3>

<p>Hamilelik döneminde görülen baş dönmesi ve tansiyon düşüklüğünün en önemli nedenlerinden birinin yetersiz sıvı alımı olduğunu belirten Opr. Dr. Keleş, dolaşım sistemindeki sıvı miktarının azalmasının rahim kasılmalarını tetikleyebileceğini söyledi. Yaz aylarında artan terleme nedeniyle oluşan sıvı kaybının hafife alınmaması gerektiğini vurgulayarak, dolaşımda yeterli sıvı bulunmamasının düşük ve erken doğum gibi istenmeyen sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.</p>

<h3>Günde en az 2-3 litre su önerisi</h3>

<p>Yaz döneminin daha rahat geçirilebilmesi için anne adaylarına çeşitli önerilerde bulunan Opr. Dr. Keleş, yüzme ve yürüyüş gibi hafif egzersizlerin faydalı olduğunu belirtti. Rahat ayakkabı kullanımının önemine değinerek, kaliteli ve yeterli uykunun da gebelik sürecine olumlu katkı sağladığını ifade etti. Günlük en az 2 ila 3 litre su tüketilmesini önererek, bir şişe maden suyunun da terleme ile kaybedilen minerallerin dengeli şekilde yerine konmasına yardımcı olabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Giyim ve güneşten korunma önemli</h3>

<p>İnce ve pamuklu kıyafetlerin tercih edilmesinin hem terlemeyi azalttığını hem de sıvı kaybını sınırlandırdığını belirten Opr. Dr. Keleş, bu tür kıyafetlerin pişik ve mantar gibi cilt problemlerinin önlenmesine de katkı sağladığını dile getirdi. Hamilelik döneminde güneş lekelerinin daha belirgin hale gelebildiğini hatırlatarak, özellikle öğle saatlerinde doğrudan güneş ışığına maruz kalınmaması gerektiğini vurguladı. Şapka ve şemsiye kullanımının yanı sıra güneş koruyucu ürünlerin de ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<h3>Tatil öncesi doktor kontrolü tavsiyesi</h3>

<p>Tatil planı yapan anne adaylarına da uyarılarda bulunan Opr. Dr. Keleş, seyahat öncesinde mutlaka doktor değerlendirmesi yapılması gerektiğini söyledi. Anne adaylarının hem kendi sağlık durumlarını hem de bebeklerinin gelişimini göz önünde bulundurarak planlama yapması gerektiğini belirterek, seyahat mesafesi ve tatil süresince yapılacak aktivitelerin gebelik açısından risk oluşturup oluşturmadığının hekim kontrolünde değerlendirilmesinin önem taşıdığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/anne-adaylari-icin-yaz-rehberi</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 16:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/anne-adaylarina-uzmanindan-yaz-onerileri.jpg" type="image/jpeg" length="67294"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ailelere spor tavsiyesi: Çocuklar yaşına uygun branşlara yönlendirilmeli]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/ailelere-spor-tavsiyesi-cocuklar-yasina-uygun-branslara-yonlendirilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/ailelere-spor-tavsiyesi-cocuklar-yasina-uygun-branslara-yonlendirilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukların spora doğru yaşta ve doğru branşla başlaması, fiziksel gelişim kadar sakatlık riskinin azaltılması açısından da büyük önem taşıyor. Erken yaşta tek branşa yönelmek yerine çok yönlü hareket gelişiminin desteklenmesi gerektiğine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Eralp Kaçmaz, çocuklarda spor seçimi için ailelere dikkat etmeleri gereken faktörleri sıraladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatilinin başlamasıyla birlikte çocuklarını sporla buluşturmak isteyen ailelere uzmanlardan önemli uyarılar geliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Eralp Kaçmaz, çocukların spora yönlendirilirken yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun branşların tercih edilmesinin hem fiziksel gelişim hem de sakatlıkların önlenmesi açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Sporun yalnızca fiziksel gelişime değil, özgüven, disiplin ve sosyal becerilerin gelişimine de katkı sunduğunu belirterek, çocukların erken yaşta tek bir spor dalına yönlendirilmesi yerine çok yönlü hareket becerilerinin desteklenmesi gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Amaç hareketi sevdirmek olmalı</h3>

<p>Doç. Dr. Kaçmaz, 3-5 yaş döneminde çocukların sporla değil hareketle tanıştırılması gerektiğini belirterek, bu yaş grubunda oyun temelli aktiviteler, basit jimnastik çalışmaları ve suyla tanışmayı içeren programların daha uygun olduğunu ifade etti. 6-9 yaş döneminin ise koordinasyon, denge ve ritim gelişiminin hızlandığı bir süreç olduğuna dikkat çekerek, yüzme, jimnastik, dans ve temel atletizm gibi branşların çocuklara geniş bir hareket becerisi kazandırdığını kaydetti. Bu yaşlarda takım sporlarına başlanabileceğini ancak önceliğin eğlenmek ve öğrenmek olması gerektiğini aktardı.</p>

<h3>En uygun dönem 10 yaş sonrası</h3>

<p>Çocukların farklı spor dallarını deneyerek ilgi ve yeteneklerini keşfetmesinin önemine değinen Doç. Dr. Kaçmaz, 10-12 yaş döneminin branşlaşma açısından daha uygun olduğunu söyledi. Bu yaşlarda futbol, basketbol, voleybol ve tenis gibi sporların daha düzenli şekilde yapılabileceğini belirterek, yine de çocukların tek bir branşa aşırı yüklenmemesi gerektiğini ifade etti. Ergenlik dönemiyle birlikte kas gücü ve dayanıklılığın arttığını belirten Doç. Dr. Kaçmaz, 13 yaş sonrasında performans hedeflerinin konuşulabileceğini ancak büyüme süreci devam ettiği için antrenman yüklerinin dikkatli planlanması gerektiğini söyledi.</p>

<h3>Ailelere önemli uyarılar</h3>

<p>Çocukların spor seçiminde ebeveynlerin yönlendirmesinin önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Kaçmaz, ancak uzun vadede sürdürülebilir olanın çocuğun keyif aldığı spor dalı olduğunu dile getirdi. Pediatrik yaş grubuyla çalışma deneyimine sahip antrenörlerin tercih edilmesi gerektiğini vurgulayarak, güvenli spor alanları, uygun ekipman kullanımı ve yaşa uygun antrenman programlarının sakatlık riskini önemli ölçüde azalttığını ifade etti. Erken yaşta aynı hareketlerin yoğun şekilde tekrar edilmesine dayanan antrenmanların aşırı kullanım yaralanmalarına neden olabileceğini belirten Doç. Dr. Kaçmaz, haftalık programlarda mutlaka dinlenme günlerine yer verilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<h3>“Amaç şampiyon yetiştirmek değil”</h3>

<p>Çocuklarda görülen ağrıların her zaman büyüme ağrısı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Kaçmaz, özellikle belirli bir bölgede yoğunlaşan ve aktiviteyle artan ağrıların uzman hekim tarafından değerlendirilmesinin önem taşıdığını kaydetti. Farklı spor dallarının denenmesinin çocukların denge, koordinasyon ve kas gelişimine olumlu katkı sunduğunu ifade ederek, erken yaşta tek branşlaşma yerine çok yönlü gelişimin uzun vadede daha sağlıklı sonuçlar verdiğini belirtti. Ailelerin öncelikli hedefinin erken yaşta şampiyon sporcular yetiştirmek değil, sporla sağlıklı ilişki kuran, aktif ve bilinçli bireyler yetiştirmek olması gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/ailelere-spor-tavsiyesi-cocuklar-yasina-uygun-branslara-yonlendirilmeli</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 16:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/ailelere-spor-tavsiyesi-cocuklar-yasina-uygun-branslara-yonlendirilmeli.jpg" type="image/jpeg" length="28792"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[80'lik kalp hastasına ameliyatsız şifa]]></title>
      <link>https://www.yenibakishaber.com/80lik-kalp-hastasina-ameliyatsiz-sifa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenibakishaber.com/80lik-kalp-hastasina-ameliyatsiz-sifa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın’da yaşayan 80 yaşındaki Tülin Güzel geçirdiği kalp krizi sonrası yıllardır yaşadığı yorgunluğun kalbiyle ilgili olduğunu anladı. 100 metre dahi yürümekte zorlanan Güzel, Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Akar Yılmaz’ın uyguladığı kapalı mitral kapak müdahalesiyle yeniden sağlığına kavuştu. Güzel, hastanede geçen uzun tedavi sürecinin ardından yeniden rahat nefes alarak yürümeye başladığını söyledi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aydın’da yaşayan 80 yaşındaki Tülin Güzel’in uzun süredir yaşadığı yorgunluk ve nefes darlığı şikayetlerinin altında ciddi bir kalp rahatsızlığı olduğu ortaya çıktı. Şeker hastası olan Güzel, yürürken sık sık dinlenme ihtiyacı duymasını yaşına bağlarken, mayıs ayında yaşadığı ani rahatsızlık sonrası kaldırıldığı hastanede kalp krizi geçirdiği tespit edildi. Göğüs ağrısı gibi klasik belirtiler yerine öksürük, mide bulantısı ve karın ağrısıyla ortaya çıkan kriz sonrası yapılan incelemelerde, kalbi besleyen ana damarlardan birinin yüzde 99, diğerinin ise yüzde 80 oranında tıkalı olduğu belirlendi.</p>

<h3>Kalp krizi farklı belirtilerle ortaya çıktı</h3>

<p>Acil olarak gerçekleştirilen anjiyo işlemiyle tıkalı damarlar stent ve balon uygulamalarıyla açıldı. Ancak tedavinin ardından kalp yetmezliğine bağlı şikayetlerin devam etmesi üzerine hasta ileri tetkik ve tedavi sürecine alındı. Tedavi sürecinde nefes darlığı ve kalp kapağı problemi yaşayan Güzel için ameliyatsız yöntem tercih edildi.</p>

<h3>İleri yaşta açık kalp ameliyatı risk oluşturabilir</h3>

<p>Tedaviyi yürüten Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akar Yılmaz, ileri yaş grubundaki hastalarda açık kalp ameliyatlarının yüksek risk taşıyabildiğini belirtti. Kalp kapakçıklarının tam kapanamaması nedeniyle oluşan kaçakların ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini ifade ederek, hastada mevcut damar tıkanıklığı ve kalp yetmezliği tablosu nedeniyle kapalı yöntemle müdahale edildiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Kasıktan girilerek kalp kapağı onarıldı</h3>

<p>Operasyon kapsamında kasık bölgesindeki toplardamardan girilerek kalbe ulaşıldı. Yemek borusuna yerleştirilen ultrason cihazı yardımıyla kalbin anlık görüntüleri alınırken, sızıntıya neden olan kalp kapağı özel bir mandal sistemiyle onarıldı. Yaklaşık bir saat süren işlem sonrasında kapaktaki kaçak büyük ölçüde giderildi. Ameliyatsız yöntem sayesinde hastada büyük cerrahi kesi oluşmadığı ve iyileşme sürecinin daha hızlı gerçekleştiği belirtildi.</p>

<h3>Nefes darlığı şikayeti ortadan kalktı</h3>

<p>Yaşadığı süreci değerlendiren Güzel, uzun süre yürürken yaşadığı nefes darlığını ve halsizliği yaşlılığın doğal sonucu olarak gördüğünü belirtti. Tedavinin ardından nefes alma sorununun tamamen düzeldiğini ifade ederek, artık günlük yaşamını daha rahat sürdürebildiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yenibakishaber.com/80lik-kalp-hastasina-ameliyatsiz-sifa</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenibakishabercom.teimg.com/crop/1280x720/yenibakishaber-com/uploads/2026/06/80lik-kalp-hastasina-ameliyatsiz-sifa.jpg" type="image/jpeg" length="78640"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
