Türkiye’nin yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarını geri alma mücadelesinde dikkat çekici bir başarı elde edildi. Son bir yıl içerisinde farklı ülkelerden toplam 180 tarihi eser Türkiye’ye iade edilirken, son 23 yılda geri getirilen eser sayısı 13 bin 453’e ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanı Zeynep Boz, yürütülen çalışmaların yalnızca eser iadesi değil, aynı zamanda uluslararası kaçakçılık ağlarıyla mücadele açısından da kritik önem taşıdığını söyledi.

Hürriyet gazetesine konuşan Boz, Türkiye’nin kültür varlıklarını geri alma mücadelesinin köklerinin Osmanlı dönemine kadar uzandığını belirtti. Osmanlı döneminde Sadrazam Saffet Paşa’nın, Truva hazinelerini yurt dışına kaçıran Heinrich Schliemann hakkında dava açtığını hatırlatan Boz, Cumhuriyet döneminde ise özellikle Karun Hazinesi ve Elmalı sikkelerinin geri alınması için önemli çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti.

Zeugma’dan Boğazköy Sfenksi’ne uzanan süreç

Göreve başladığında ilk olarak Zeugma dosyasıyla ilgilendiğini anlatan Boz, ilerleyen yıllarda Zeugma kökenli birçok eserin Türkiye’ye geri getirilmesini sağladıklarını söyledi. Türkiye’nin kültür varlıklarının iadesi konusunda uzun yıllar boyunca uluslararası platformlarda yeterince güçlü temsil edilmediğini belirten Boz, sürecin özellikle 2010 yılında hız kazandığını ifade etti. Türkiye’nin, UNESCO’nun kültür varlıkları kaçakçılığına ilişkin 1970 Sözleşmesi’nin 40. yıl toplantısında daha aktif rol üstlenmesiyle birlikte çalışmaların ivme kazandığını kaydetti. Boz, UNESCO nezdindeki çalışmalar sırasında Türkiye’nin artık daha güçlü ses çıkarmaya başladığını belirterek, özellikle hukukçu Sibel Özel ve dönemin UNESCO Daimi Temsilcisi Gürcan Türkoğlu tarafından desteklendiğini söyledi.

IŞİD süreci dönüm noktası oldu

Zeynep Boz, kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede en kritik dönüm noktalarından birinin Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmeler olduğunu anlattı. Özellikle IŞİD saldırıları sonrası kültür varlıklarının terörün finansmanında kullanılmaya başlanmasının uluslararası kamuoyunun bakışını değiştirdiğini belirten Boz, bu süreçte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin olağanüstü kararlar aldığını ifade etti. Boz, iki yıl boyunca bu sürecin raportörlüğünü yürüttüğünü belirterek, o dönemde eserlerin Türkiye üzerinden kaçırıldığı yönünde uluslararası endişeler bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin hem mağdur ülke olup hem de kaçakçılık güzergahı gibi algılanmasının önüne geçmek için son derece hassas çalışmalar yapıldığını vurguladı.

“Kültür varlığı kaçakçılığı rezil bir suç”

Yurt dışındaki bazı müzelerin eserleri iade etmek istemediğini ve “Biz olmasaydık bu eserler yok olacaktı” şeklinde savunmalar yaptığını belirten Boz, bu yaklaşımı sert sözlerle eleştirdi. Boz, kültür varlığı kaçakçılığını “rezil bir suç” olarak tanımlayarak, bu suçun çoğu zaman silah kaçakçılığı gibi organize suç ağlarıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Osmanlı döneminde eserlerin yüzyıllar boyunca korunabildiğini vurgulayan Boz, tarihi eserlerin kaçırılmasını meşrulaştırmaya çalışan yaklaşımlara tepki gösterdi.

Türkiye “oyun kurucu ülke” haline geldi

Mehmet Nuri Ersoy döneminde çalışmaların daha da hız kazandığını belirten Boz, Bakanlığın Kaçakçılık İstihbarat Şubesi’ni yeniden yapılandırarak Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi haline getirdiğini söyledi. Kadroların genişletilmesi ve kaynakların artırılmasıyla birlikte Türkiye’nin artık yalnızca kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadele eden bir ülke değil, uluslararası düzeyde “oyun kurucu” konuma geldiğini ifade eden Boz, iade edilen eserlerin hem sayısında hem de niteliğinde ciddi sıçrama yaşandığını belirtti.

En anlamlı eserlerden biri Boğazköy Sfenksi oldu

2002 yılından bugüne kadar toplam 13 bin 453 eserin Türkiye’ye geri getirildiğini belirten Boz, en çok etkilendiği eserlerden birinin Almanya’dan iade edilen Boğazköy Sfenksi olduğunu söyledi. Boz, Boğazköy Sfenksi’nin iadesi için çalışmaların İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Osman Hamdi Bey sonrası müdürü Halil Ethem Eldem döneminde başladığını belirtti. Ayrıca Boubon kökenli eserlerin geri alınmasında büyük emeği bulunan Jale İnan için de “Onun eli üzerimizdeymiş gibi çalıştık” ifadelerini kullandı.

Hedef sadece iade değil, kaçakçılığı önlemek

Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi’nin temel hedefinin yalnızca eserleri geri getirmek olmadığını vurgulayan Boz, esas amaçlarının kültür varlığı kaçakçılığının en baştan önlenmesi olduğunu söyledi.
Uzun vadede yasa dışı eser bulunduran müzelerin ve koleksiyonların azalacağını belirten Boz, önümüzdeki 10 yıl içerisinde uluslararası koleksiyonların daha temiz hale geleceğini düşündüklerini ifade etti.

Kaynak: Oksijen