Ünlülerin ‘Hal-i pür melali’

Abone Ol

Son günlerde bir furya sürüyor, pek çok ünlü peş peşe tutuklanıyor, cezaevine giriyor, sorgulanıyor vs.

Kimi sanal kumardan, kimi uyuşturucudan, kimi başka kirli işlerden.

Aslında hepsinin tuzu kuru. Gül gibi geçinebilecekleri ekonomik yapıları var. Onunla yetinmiyorlar, daha fazlasını istiyorlar.

İtibar kaybediyorlar diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, kimsenin umurunda değil. Bunlar bazen onların reklamlarına bile malzeme oluyor.

1960’lı, 70’li, 80’li yılların özellikle sahne ve sinemada ünlenen pek çok sanatçısıyla tanıştım. İçlerinde bir iki tanesinin bağımlı olduğu biliniyordu o kadar.

Kirli işlere giren hemen hemen kimse yoktu. Sadece bir sinema sanatçısını Karadeniz mafyası bünyesine çekmek istedi, ama başaramadı. Herkes sanatıyla ilgilenir, çapkınsa çapkınlığını yapar, başkasına zarar vermeden hayatını sürdürürdü.

Siz Zeki Müren’in, Ayhan Işık’ın, Müzeyyen Senar’ın, Barış Manço’nun, Emel Sayın’ın, Kayahan’ın, Türkan Şoray’ın katakulli işlere karıştığını duydunuz mu?

Duyamazsınız, çünkü onlar ve daha pek çoğu, böyle karışık işleri sevmezlerdi.

Bugünkülerin itibar kaybı yaşamadıklarını iddia ettim. O da doğru. Ama bu kanaat bizim toplumsal zafiyetimizdir ve hayran olduğumuz insanın yanlışını bile sineye çeken bir yapımız var.

Bu, böylelerinin önünü açan bir dopingdir ve yanlıştır.

Uyuşturucu, kumar gibi toplumu kemiren konularda faaliyet gösterenlere destek olmak, suça ortak olmaktır.

Bizim geleneğimiz de buna terstir.

DİPNOT: Hal-i pür melal, perişan durum demektir.

Absürt mizahın önlenemez yükselişi

Absürt mizah, dünyamızın yeni sahiplendiği, kafa yormayan ama gülümseten bir trendi. Anlamsızlıktan bile anlam üreten garip bir yapısı var.

Bunun Türkiye’deki öncüsü de rahmetli Suavi Sualp.

Sualp, özellikle 1960’lı yıllarda mizah basınının yalnızca Akbaba’ya bağlı kaldığı dönemde bu öncülüğüyle inanılmaz “taraftar” topladı.

Absürt mizah, kafa karıştırır gibi görünen, ama onun kafa karıştırıp karıştırmadığına kanaat getirmeden sizi güldürebilen bir tarz. Kuralı yok.

Suavi Sualp, o yıllarda Nejat Uygur’un tiyatro oyunlarını yazar, daha sonraki yıllarda da Kemal Sunal’ın filmlerine senaryo üretirdi. Yine o yılların ünlü karikatür tipi Muhsin Bey’in esprileri de absürt mizahın en belirgin örneklerinden birisidir.

Bu tarzın Avrupa’da da yaygınlaştığını görüyoruz. Zor gülen insanları mutlu etmeyi hedefleyen bu tarz giderek benimseniyor.

Sualp, 1964 yılında Yeni Sabah’ın bir ilavesinde mizah yazıları yazıyordu. Kıbrıs’ta gerginlik var, Rumların lideri Makarios, ortalığı durmadan karıştırıyor. Ünlü mizahçı, köşesinde “Makarios’un annesinin bahçesine kar yağdı” başlığıyla bir yazı yazmış, büyük ilgi görmüştü. Bu, mizahın çoğu kez zeka ile buluştuğunun da bir örneğiydi.

Bir televizyon kanalında yayınlanan “Güldür Güldür Show” programındaki skeçlerin çoğunda bu tarzı görmek mümkün.

Kısacası, artık Cem Yılmaz stili esprilere değil, bizi yormayacak, absürt esprilere alışacağız. Dünya da aynı yolda…

Meclis oturumları paylaşılmalı

Herkes, belediye meclislerinde neler konuşulduğunu merak ediyor. Geçmişte küçük ilçeler ve bucaklar, bunu yapabiliyordu, çünkü alan dardı. Şimdi devasa bir saha var ortada. O zaman Youtube aracılığı ile bir teknik oluşturulsa ve bütün oturumları izleme imkanı doğsa nasıl olur?

Bazı belediye meclislerinde bu teklifler gündeme getiriliyor ama maliyet gerçekleşmesine engel oluyor.

Meclis oturumlarının yayılması ve paylaşılması, aslında sadece başkanlar için değil, belediye meclisi üyeleri için de bir ekspertiz raporu oluşturmaya vesile olabilir.

Fikir bence çok cazip.

{ "vars": { "gtag_id": "AW-16801464760", "config": { "AW-16801464760": { "groups": "default" } } }, "triggers": { } }