Reçeteli ilaçlara ulaşmakta zorlanan ya da yüksek fiyatlar nedeniyle alternatif çözümler arayan yurttaşlar, çareyi bitkisel ürünlerde buluyor. Eczane raflarının yerini kimi zaman aktar tezgâhları alıyor. Ihlamurdan karabaş otuna, melisadan adaçayına kadar pek çok bitki, baş ağrısından mide rahatsızlıklarına kadar farklı şikâyetlere karşı kullanılmak üzere tercih ediliyor. Ancak artan talep, yalnızca sağlık sistemindeki sorunlara değil, aynı zamanda iklim krizinin etkilerine de işaret ediyor. Çünkü doğada kendiliğinden yetişen birçok şifalı ot, kuraklık ve yangınlar nedeniyle giderek azalıyor. Bu durum hem fiyatlara yansıyor hem de bitkisel ürünlerin geleceğini tehdit ediyor.

‘Halkın ilgisi yeni değil’
Tıbbi ilaçların da içeriği otlardan olduğu için şifalı otlara halkın yönelişinin yıllardan bu yana devam ettiğini belirten İzmir Kurukahveciler Kuruyemişçiler ve Baharatçılar Esnaf Odası Başkanı İlyas Gönen, “Halkın, bitkisel ürünlere ilgisi, yeni değil, ancak son dönemde artmaya başladı. Tıbbi ilaçların da özü otlardan geliyor. Ama ilaç fiyatları çok yükselince, bu ilgi arttı. Ihlamur, adaçayı, karabaş otu, melisa, gülhatmi gibi otlar hep revaçta. Bitkisel ürünlerin fiyatları artık sabit değil. Kuraklık ve orman yangınları nedeniyle doğada bulunan otların miktarı azalmış durumda. Otların çoğu doğada yetişiyor ama artık iklimler bozuldu. Kuraklık, yangınlar, kıtlık derken birçok ot azaldı. Ihlamur bu yıl az çıktı. O yüzden diğer otlar 30-40 liradan satılırken, ıhlamur çok daha pahalıya gidiyor. Bilinmeyen otlardan, bilinmeyen yerlerden mümkün olduğunca uzak durulmalı. Merdiven altı diye tabir ettiğimiz yerlerden alışveriş yapılmamalı. Vatandaşlar, eski usul baharatçılardan, güvenilir esnaftan alışveriş etsinler. Doktorların verdiği ilaçlara da itibar göstersinler. Bitkisel ürünler destekleyici olabilir ama tedavi yerine geçmez” ifadelerini kullandı. İklim krizinin yalnızca otları değil, kahve ve kuruyemiş gibi ürünleri de etkilediğini belirten İlyas Gönen, özellikle kahve üretiminde Brezilya başta olmak üzere birçok ülkede iklim kaynaklı verim düşüşlerinin yaşandığını ve bu nedenle fiyatların hızla arttığını aktarıyor, kuruyemişte de benzer sorunların yaşandığını vurguluyor.

‘Son yıllarda arttı’
Tıbbi ve aromatik bitkilere ilginin son yıllarda arttığını belirten Ege Bölgesi Sanayi Odası meclis üyesi ve Kınık Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Enver Olgunsoy, “Bu alanda bilgi kirliliği ve yanlış kullanım yaygınlaşıyor. Bitkisel ürünlerin bir kısmı ilaç niteliği taşıyabilirken, büyük bölümü yalnızca gıda takviyesi ya da destekleyici ürün sınıfına giriyor. Bu ayrımın net biçimde yapılması, hem halk sağlığı hem Türkiye’nin ekonomik potansiyelini değerlendirebilmesi açısından büyük önem taşıyor. Tıbbi bitkiler, son yıllarda ilaçlarla aynı prosedürlere tabi tutularak ruhsatlandırılabiliyor. Ancak burada gıda takviyesiyle ilaç arasındaki farkı net biçimde ayırmak gerekiyor. Gıda takviyeleri, reçetesiz satılabilen, genel sağlığı destekleyici ürünlerdir. Oysa bitkisel kaynaklı ilaçlar, laboratuvar ortamında analiz edilen, etken maddeleri sabitlenmiş ve ruhsatlandırılmış ürünlerdir. İlaçların kökeni doğaya dayanıyor” diye konuştu.
Antibiyotikte sıkı kurallar
Son yıllarda dünyada artan antibiyotik direncinin de bitkisel çözümlere olan ilgiyi artırdığını dile getiren Olgunsoy, “Mikropların antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesi, basit enfeksiyonların bile tedavi edilememesi riskini beraberinde getiriyor. Bu yüzden antibiyotik yazımı artık sıkı kurallara bağlı. Ancak antibiyotik direnci yalnızca bireysel kullanım kaynaklı değil; hayvanlara verilen antibiyotikler de insanlar üzerinde direnç oluşturabiliyor. Avrupa, bu noktada kekik gibi bitkilerin atıklarını hayvan yemine katarak enfeksiyonları antibiyotiksiz tedavi etmeye çalışıyor. Türkiye’de ise bu tür uygulamalar henüz hayata geçirilmiş değil. Tüm bu tabloya rağmen, halk arasında hâlâ yanlış kullanım örnekleri yaygın. Ihlamur, lavanta, biberiye gibi bitkilerin rahatlatıcı etkileri var. Ama bu onları ilaç yapmaz. Bu ürünlerin destekleyici etkilerini reddetmiyor ancak asıl tedavinin hekim ve eczacı gözetiminde yürütülmesi gerektiğini vurguluyorum. Lavantanın doğru türü koklandığında uykuya yardımcı olabilir, biberiye ise dikkati artırabilir. Ancak bunlar ilaç değildir; bilimsel temellere dayanan yardımcı unsurlardır.
Söğüt kabuğundan elde edilen etken maddenin daha sonra sentetik olarak üretilerek aspirine dönüştüğünü belirten Enver Olgunsoy, “Bugün hâlâ dünyanın en yaygın kullanılan ilaçlarından biri olan aspirin, doğadan alınan bir örneğin bilimsel süreçlerden geçirilmiş halidir. Yine porsuk ağacından elde edilen etken maddeler kanser ilaçlarında kullanılıyor. Ancak “bitkisel” olduğu gerekçesiyle bir ürünün doğrudan yararlı ya da zararsız kabul edilmesi hatalı bir yaklaşımdır. Bitkisel olduğu için zararsız değildir; ama yararsız da değildir. Önemli olan o ürünün bilimsel olarak değerlendirilmiş olup olmadığıdır. Fitoterapi, “bitkiyle tedavi” anlamına geliyor ve son yıllarda bazı tıp fakültelerinde seçmeli ders olarak da yer almaya başladı. Eğitim almış bazı hekimler, bu alanla ilgilenerek belirli bitkisel ürünleri reçetelerine dahil ediyor” dedi.
‘Ülkede 600 tıbbi aromatik bitki var’
Türkiye’nin doğal ürünler alanında ciddi bir doğal zenginliğinin bulunduğunu aktaran Olgunsoy, “İzmir kekiği olarak bilinen ‘origanum onites’ bitkisi, Avrupa’da COVID-19 salgınında kekik yağında bulunan karvakrol maddesi sayesinde, virüsün burundan vücuda girmesi engellenmeye çalışıldı. Kekik burun damlaları bu amaçla üretildi ve ürünlerin büyük bölümü Türkiye’den ihraç edildi. Türkiye genelinde yaklaşık 600 tıbbi aromatik bitki türü bulunmasına karşın, bunlardan yalnızca birkaç tanesi aktif olarak değerlendiriliyor. Lavanta gibi bazı ürünler, son yıllarda desteklenmek istenmiş olsa da yanlış ekim ve üretim koşulları nedeniyle pazarda karşılık bulamıyor. Üreticiler ürünlerini ellerinde tutmak zorunda kalıyor” diye konuştu.





