İzmir’de yeni eğitim-öğretim yılı yaklaşırken velilerin masraf listesine servis ücretleri de ağır bir kalem olarak eklendi. Özellikle asgari ücretli ve iki çocuklu aileler için tablo giderek zorlaşıyor. 28 bin 75 TL asgari ücretle geçinen bir ailenin, evine 1 kilometreye kadar mesafedeki okula gönderdiği iki çocuğu için ödeyeceği aylık servis ücreti kardeş indirimiyle yaklaşık 6 bin 760 TL’ye ulaşıyor. 9 aylık eğitim döneminde ise fatura 60 bin 839 TL’yi buluyor. Böylece asgari ücretlinin kazancının yaklaşık dörtte biri yalnızca çocukların okul ulaşımına gidiyor. Dört kişilik bir ailenin yalnızca yeterli ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 36 bin 940 TL’ye dayanırken, net asgari ücret 28 bin 75 TL seviyesinde kalıyor. Gıda ve iki çocuğun servis gideri birlikte hesaplandığında ailenin aylık ihtiyacı yaklaşık 43 bin 700 TL’ye çıkıyor. Asgari ücret ile bu iki temel gider arasındaki fark ise 15 bin 600 TL’yi aşıyor. Kira, faturalar, kırtasiye, kıyafet ve diğer eğitim masrafları ise daha hesaba dahil değil.

Necati Kalafat (2)

‘Servis pazarı oluştu’

Liselerde çocuklar daha iyi okullar adı altında evlerinin çok uzağındaki okullara gitmek zorunda kaldığını aktaran Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, “Aslında burada temel olarak bir eğitim eşitsizliği problemi var. Her okulun standart ve nitelikli bir eğitim vermesi gerekir. Örneğin Limontepe’deki bir lise de, Konak’taki ya da Alsancak’taki bir okul da aynı eğitimi, aynı imkânları ve aynı standartları sağlayabilmeli. Çocukların yaşadığı yere en yakın okula gittiğinde de aynı kalitede, adaletli ve eşit bir eğitim alabileceğine güvenebilmesi gerekiyor. Bu olmadığı zaman aileler çocuklarının daha iyi eğitim alabilmesi için farklı okullara yöneliyor. İnsanlar adres değişiklikleri yapıyor, çocuklarını evlerinden çok uzaktaki okullara göndermeye çalışıyor. Dolayısıyla aslında ortada kendiliğinden oluşmuş bir servis talebi var. İnsanları servis kullanmaya iten temel nedenlerden biri de bu eğitimdeki dengesizlik. Bu eşitsizlik devam ettiği sürece de servis pazarı oluşuyor” dedi.

Kilometre ücreti artıyor

Servis fiyatların velilerin cebini yaktığını belirten Kalafat, “Bugün 3-5 kilometrelik bir mesafe için dahi servis ücretlerinin bazı durumlarda 7 bin liraları bulduğunu görüyoruz. Bir çocuk için bile ciddi bir rakamdan bahsediyoruz. Üç çocuklu bir aile açısından düşündüğünüzde ise ortaya neredeyse bir emekli maaşı kadar servis masrafı çıkabiliyor. Bu gerçekten çok ciddi bir yük. Veliler bu parayı ödemekte zorlanıyor. Bu noktada ekonomik olarak zorlanan bazı velilerin korsan servisçiliğe yönelebildiğini veya çocuklarını okula ulaştırmak için farklı ve daha ucuz çözüm yolları arayabildiğini de görüyoruz. Ancak bu, beraberinde ciddi güvenlik sorunlarını getiriyor. Normal servis sistemleri Milli Eğitim tarafından denetlenen sistemler. Bir kişinin servisçilik yapabilmesi için belirli şartları yerine getirmesi gerekiyor. Milli Eğitim müfettişlerinin ve ilgili kurumların denetim mekanizmaları var. Servislerde hostes ya da servis ablası bulunması gerekiyor. Çocukların emniyet kemeri takması gerekiyor. Bunların tamamı denetlenebilir unsurlar. Türkiye’de bütün bu kuralların eksiksiz uygulandığını söylemek elbette mümkün değil. Ancak en azından ortada denetlenebilir, belli kurallara bağlı bir sistem bulunuyor” şeklinde konuştu.

‘Korsanlarda risk artar’

Korsan servis söz konusu olduğunda ise durumun riskli bir hal aldığını aktaran Necati Kalafat, “Çünkü burada herhangi bir denetim mekanizmasının dışında kalan bir taşıma biçiminden söz ediyoruz. Bir kişi beş, altı çocuğu aracına alıp onları okula götürerek bundan gelir elde edebiliyor. Ancak o kişinin kim olduğu, geçmişi, çocuklarla çalışmaya uygun olup olmadığı, aracının güvenli olup olmadığı gibi çok temel soruların cevabı ortadan kalkıyor. Dolayısıyla denetlenemeyen her sistem, özellikle çocukların söz konusu olduğu bir alanda ciddi riskler yaratabilir. Burada veliyi de suçlayamayız. Çünkü bir tarafta çok yüksek servis ücretleri var. Örneğin üç çocuk için 20 bin lira servis parası ödemek zorunda kalan bir veli bunu karşılayamıyorsa, “Ben bu işi 10 bin liraya halledeyim” diye düşünmeye başlayabiliyor. Ancak o noktada yalnızca ekonomik bir tercih yapılmış olmuyor; çocukların güvenliği açısından ciddi bir risk de ortaya çıkıyor” diye konuştu.

Ayhan Bülent Toptaş222

‘Zam fırsatçılığı olmamalı’

Eylül ayı yaklaşırken okul ücretleri, servis ücretleri, yemek ücretleri, kıyafet ve kitap gibi eğitim harcamaları yeniden gündeme geldiğini vurgulayan Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, “Her yıl olduğu gibi bu dönemde velilerin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri de eğitim maliyetlerindeki artış oluyor. Üstelik bu harcamaların yalnızca aile bütçeleri üzerinde değil, Eylül ayı enflasyonu üzerinde de etkili olması bekleniyor. Körfez’deki kriz, petrol fiyatlarının artmasına ve bunun da akaryakıt fiyatlarına yansımasına neden oldu. Akaryakıt fiyatlarındaki bu hareketlilik doğal olarak ulaştırma maliyetlerini de artırıyor. Türkiye’de hizmet sektöründeki fiyat artışları hâlâ oldukça yüksek seyrediyor. Eğitimden restoranlara, otellerden turizme kadar hizmet sektörünün birçok alanında fiyatların hızlı şekilde arttığını görüyoruz. Böyle bir ortamda insanların gelirleri aynı hızda artmadığında, temel ihtiyaçlara ilişkin her fiyat artışı vatandaş açısından daha ağır hissediliyor. Vatandaşın geliri fiyatlardaki artışa yetişemiyor. Özellikle dar ve sabit gelirli kesimler açısından durum daha da zor” sözlerine yer verdi.

‘Başka yerden kısacak’

“Özellikle asgari ücretli bir ailenin iki çocuğu için ayda yaklaşık 6 bin 760 lira servis ücreti ödemesi, gelirin önemli bir bölümünün daha çocuk okula gitmeden harcanması anlamına geliyor” diyen Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, “Burada mesele servisin pahalı olması kadar, ailenin bu parayı hangi harcamadan kısmak zorunda kaldığıdır. Gelir temel ihtiyaçları karşılamaya yetmiyorsa servis parası doğrudan mutfaktan, faturadan ya da başka zorunlu giderlerden çıkıyor. Servis ücretlerindeki artışın gelir artışını geride bırakmasının hane bütçesindeki daralmayı daha da belirgin hale getiriyor. Bir çocuğun evine 1 kilometreden daha yakın okula ulaşımı için ödenen para, asgari ücretlinin maaşının dörtte birine yaklaşıyorsa burada artık ulaşım değil, geçim sorunu vardır. Aile daha okul açılmadan bütçesinin önemli bir kısmını kaybediyor; kira, fatura, gıda ve diğer eğitim giderleri ise daha sonra geliyor” ifadelerini kullanıyor.

Kaynak: Filiz Erol