Türkiye’de her yıl yüz binlerce genç üniversitelerden mezun olurken, mezunların önemli bir bölümü aylarca hatta yıllarca kendi alanında iş bulamıyor. İş bulabilenlerin önemli bir kısmı eğitimini aldığı mesleği yapmak yerine hizmet sektöründe ya da farklı alanlarda, çoğu zaman asgari ücret veya buna yakın maaşlarla çalışmak zorunda kalıyor. Bir zamanlar “iyi bir üniversiteyi iyi bir dereceyle bitirmek” kariyer için güçlü avantaj olarak görülürken, bugün Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden yüksek not ortalamalarıyla mezun olan gençler bile düşük ücret teklifleri, deneyim şartı ve sınırlı istihdam olanakları nedeniyle hayal kırıklığı yaşıyor. Alanında iş bulabilenler çoğu zaman 2026 net asgari ücreti olan 28 bin 75 lira veya bunun yalnızca birkaç bin lira üzerinde maaşlarla çalışma hayatına başlıyor. Bu durum, yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri karşısında gençlerin ekonomik bağımsızlık kazanmasını zorlaştırırken, evlilik, konut sahibi olma ve gelecek planlarını da ertelemelerine neden oluyor.

‘Hayatta kalma mücadelesi’
Türkiye’de artık diplomanın, gençlerin geleceğe açılan kapısı değil; işsizlik kuyruğunda beklerken ellerinde tuttukları bir belgeye dönüştürüldüğünü Eğitim İş İzmir 3 No’lu Şube Başkanı Barış Düdü, “Gençler dört yıl üniversite okuyor, ortalama bir yıldan fazla iş bekliyor. Sorun gençlerin yeterince eğitimli olmaması ya da yeterli olmaması değil. Sorun, eğitimli gençlerine nitelikli ve güvenceli bir gelecek sunamayan, istihdam odaklı üretim ekonomisi yerine tüketime dayalı, sermaye yanlısı ekonomik ve siyasal düzendir. Bugün üniversite mezunu bir genç, yıllarca aldığı eğitimden sonra kendi mesleğini yapabilmek için aylarca, hatta yıllarca iş aramak zorunda kalıyor. İş bulduğunda karşısına düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve daha kariyerinin ilk adımında talep edilen yıllarca “deneyim” şartı çıkıyor. Mühendis mühendislik yapamıyor, öğretmen atanamıyor, genç akademisyen geleceğini göremiyor. Gençlerimiz başarısız değil; onları eğitimleriyle, yetenekleriyle ve hayalleriyle buluşturamayan sistem başarısızdır” diye konuştu.
‘Diplomalı yoksulluk’
“Yüksek not ortalamasıyla Türkiye'nin saygın üniversitelerinden mezun olmak insanca yaşayabilecek bir gelir ve güvenceli bir iş için garanti oluşturmuyorsa, burada sorgulanması gereken gençlerin niteliği değil, ülkenin eğitim ve istihdam politikalarıdır” diyen Düdü, “Türkiye’nin en büyük gençlik sorunlarından birisi artık yalnızca işsizlik değil, “diplomalı yoksulluktur. Üniversite mezunu olmak yoksulluktan kurtulmaya yetmiyor. Bir işe sahip olmak da insanca yaşamaya yetecek gelir elde etmek anlamına gelmiyor. Ekonomik bağımsızlığını kazanamayan genç ev kuramıyor, geleceğini planlayamıyor, ailesinden bağımsız yaşam kuramıyor. Bunun sonucu yalnızca ekonomik değil.
Gençlerde geleceğe ilişkin umutsuzluk büyüyor; eğitim yoluyla sınıf atlama, daha iyi yaşam kurma inancı zayıflıyor. Yükseköğretim planlaması; ülkenin ekonomik yapısı, sektörlerin ihtiyaçları ve geleceğin istihdam alanlarıyla birlikte ele alınmadığında üniversite sayısındaki artış tek başına başarı değil. Plansız kontenjan artırmak, gençleri dört yıl üniversitede tutup mezuniyet sonrasında işsizliğe göndermek eğitim politikası değildir. Üniversiteler, işsizliği dört yıl erteleyen bekleme salonlarına dönüştürülemez” ifadelerini kullandı.

‘Hak ettiği değeri göremiyor’
Bugün Türkiye’de gençlerin en büyük hayalinin üniversiteyi kazanmak değil, mezun olduktan sonra insanca yaşayabilecek bir ücretle iş bulabilmek olduğunu vurgulayan İşsizlik ve Pahalılıkla Mücadele Derneği Başkanı Nesibe Gencer, “Ne yazık ki yıllardır ailelere ve gençlere ‘Oku, diploma al, hayatın kurtulsun’ denildi. Gelinen noktada görüyoruz ki diploma artık tek başına bir gelecek garantisi sunmuyor. Gençler dört ya da beş yıl emek veriyor, yabancı dil öğreniyor, sertifikalar alıyor, staj yapıyor; mezun olduklarında ya aylarca iş arıyor ya da kendi mesleklerini yapmalarına rağmen asgari ücret ya da buna çok yakın maaşlarla çalışmaya mahkûm ediliyor. Sorun işsizlik değil, üniversite mezunlarının bilgi ve emeğinin hak ettiği değeri görememesi. Bugün birçok genç, eğitimini aldığı alanda çalışıyor olmasına rağmen ikinci bir iş yapmak zorunda. Kirasını, ulaşımını ve temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için hafta sonları ek iş yapan, ailesinin desteği olmadan yaşamını sürdüremeyen binlerce üniversite mezunu var. Bu tablo, yalnızca bireysel bir ekonomik sorun değil; sosyal adalet ve fırsat eşitliği açısından ciddi bir uyarıdır” dedi.
‘Diploma umut kapısı olmaktan çıkıyor’
Nesibe Gencer, “Bir tarafta ‘deneyimsiz olduğu’ gerekçesiyle işe alınamayan gençler, diğer tarafta deneyim kazansalar bile emeklerinin karşılığını alamayan mezunlar var. Sonuçta üniversite diploması, gençlere umut kapısı olmaktan çıkıp ağır hayal kırıklığı oluyor. Bu tablo uzun vadede daha büyük sorunları beraberinde getirir. Nitelikli insan gücünü kaybeden bir ülkenin üretimde, bilimde, teknolojide ve kalkınmada rekabet gücünü koruması mümkün değil. Gençlerin yurt dışına yönelimi, farklı sektörlerde çalışmak zorunda kalması, mesleklerinden uzaklaşması, eğitim yatırımlarının boşa gitmesi anlamına gelir. Artık üniversite kontenjanlarını artırmayı değil, mezunların istihdamını ve çalışma koşullarını konuşmak zorundayız. Gençler iş değil, emeklerinin karşılığını istiyor. dedi.





