Ahiret, kulluk yolculuğumuzun sonsuzluk durağıdır. Bizim asıl yurdumuz ve ebedi meskenimizdir. Ahiret, dünyada iken ektiklerimizi biçeceğimiz, büyük veya küçük, iyi ya da kötü bütün yaptıklarımızın hesabını vereceğimiz yerdir. Ahirete iman ise altı iman esasından biridir.

Günümüz insanı, sabah telaşlarında kaybolup geceleri yorgunluğun sessizliğine sığınırken bir gerçeği hep erteleme eğiliminde: Sonluluğunu. Oysa kutsal kitabın yankısı bize her gün aynı sözle dokunuyor: “Her nefis ölümü tadacaktır” (Âl-i İmrân 3/185). Bu ayet, bir tehdit değil; insanın değerini hatırlatan bir uyarı gibi. Sanki zamanın kenarında duran bir bilge, “Koşuyorsun ama nereye?” diye fısıldıyor.

Ahirete iman, sadece ölümden sonra açılacak bir perdeyi değil, bugün attığımız her adımın iz bırakacağını kabul etmektir. “Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür; kim zerre kadar kötülük işlerse onu görür” (Zilzâl 99/7-8) Bu ayet adaletin dünyadaki eksik kalan taraflarını tamamlayacağını söyler. Bu düşünce insanı bir anda durdurur; içinden bir ses yükselir: “Demek ki hiçbir şey boşa gitmiyor.”

Hadislerde de bu farkındalık güçlü bir ifade ile karşımıza çıkar. “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır” (Tirmizî, Kıyâmet, 25) ve bu söz ahireti beklemenin pasif bir kabulleniş olmadığını gösterir. Burada sorumluluk sahibi insan kendi hayatının yönlendiricisi ve vahye muhatap olan kişidir.

Ahiret fikri, karanlık bir sona değil; anlamla dolu aleme kanat açar. Yaşadığın sıkışmışlıklar, zaman zaman içindeki çaresizlik… Bunlar birer uçurum değil; belki de hakikate yaklaşmanın eşiğidir. Bir yönüyle iman, hakikate açılan bir penceredir. Bu inanç insanı dinginleştirir. Şükür, sabır, merhamet gibi kavramlar ritmik bir melodiye dönüşür. Dünya artık geçici bir konaklama yeri, iyilikler ise kalıcı bir sermayedir.

Sonunda insan şunu fark eder: Yol uzun görünse de yolculuk boşa değil. Her adım sayılıyor, her nefes kaydediliyor. Ahirete iman, işte bu bilinci kuşanmaktır; geleceği korkuyla değil, umutla ve sorumlulukla karşılamaktır.

Ahirete iman, dünya hayatımıza yön vermelidir. Hesap bilinci, bizi kötülüklerden alıkoymalı, iyiliklere yönlendirmelidir. Ebedi bir hayat düşüncesi, özümüzle, sözümüzle ve yaşantımızla bizi iyi bir insan, ideal bir mümin kılmalıdır. Ahirete iman eden mümin, kendisiyle, ailesiyle, çevresiyle, canlı cansız bütün yaratılmışlarla barışık yaşar. Onun elinden ve dilinden hiç kimseye zarar gelmez. O, bir başkasının malına, canına, iffet ve onuruna kastedemez.

Hesap gününe inanan mümin, eşine iyi davranır. Evlatlarından şefkat ve merhameti esirgemez. Anne-babasının duasını almanın ve rızalarını kazanmanın gayretinde olur. Akraba ve komşularının hakkını gözetir. Yetime, yoksula, dara düşene el uzatır. Ebedi hayata iman eden mümin, kötülüklerden uzak durur.

Kin, ihtiras, haset ve düşmanlık gibi olumsuz duygularla hareket etmez. Kul ve kamu hakkı yemez. Kazancına haram bulaştırmaz. Huzuru ve mutluluğu, mal ve mülkte, makam ve mevkide, şan ve şöhrette değil, Allah’a imanda, ibadetlerin hazzında ve ahlakın güzelliğinde arar.

Bir Fetva

Ahirete iman, İslam akaidinin temel esaslarındandır. Bunu inkâr eden kimse iman dairesinin dışına çıkar. Ancak ahirete inanıp gereğini yaşamamak günahkârlıktır; inkâr değildir. Sorumluluk bilinci burada başlar.

Bir Dua

Allah’ım, bizi ölümü unutanlardan değil, ölümü hatırlayıp hayatı güzelleştirenlerden eyle.

Hesabı korkuyla değil, adalet umuduyla bekleyenlerden olmayı nasip et. Âmin.

* Kaynak: T.D.V. Yayınları, (Din Görevlisiyle 365 Gün.) adlı eserden istifade edilmiştir.

Hazırlayan: Mustafa YAKICI (İzmir İl Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı)

Kaynak: Bülten