İzmir’in Aliağa ilçesinde faaliyet gösteren İzdemir-II Termik Santrali’ne ilişkin “ÇED olumlu” kararının iptali istemiyle açılan davanın duruşması İzmir 5. İdare Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya çevre örgütleri, bölge halkı, davacı yurttaşlar ve taraf avukatları katıldı.

Dava, daha önce Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı sonrası yerel mahkeme tarafından iptal edilen ÇED sürecinin ardından, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen yeni “ÇED olumlu” kararına karşı açıldı. EGEÇEP ve bölge halkı, kararın iptal edilmesini talep etti.

Çevre örgütlerinden yaşam hakkı vurgusu

Duruşma öncesinde adliye önünde açıklama yapan çevre savunucuları, termik santral politikalarının iklim krizini derinleştirdiğini ve yaşam hakkını tehdit ettiğini savundu. Davacı taraf, santralin yalnızca tesis alanında değil, çevredeki tarım alanları, zeytinlikler, yerleşim bölgeleri ve deniz ekosistemi üzerinde de etkiler yarattığını öne sürdü.

Avukat Arif Ali Cangı, Aliağa’daki termik santral sürecinin yaklaşık 30 yılı aşan bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, geçmişte benzer projelere karşı verilen çevre mücadelesini hatırlattı. Cangı, kül ve cüruf yönetiminin ÇED sürecinin dışında değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, çevresel etkilerin bütüncül şekilde ele alınması gerektiğini söyledi.

“Biz ölüyoruz” sözleri duruşmaya damga vurdu

Davacılardan Ramis Sağlam, bölgede tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin ciddi zarar gördüğünü savunarak, zeytin üretiminde verim kaybı yaşandığını dile getirdi. Sağlam’ın, yaşadıkları çevre kirliliğine dikkat çekerek kullandığı “Biz ölüyoruz” sözleri duruşmanın en dikkat çeken ifadeleri arasında yer aldı.

Davacılardan Mevlüt Ülgen ise keşif sırasında nefes almakta zorlandıklarını belirterek, cüruf alanının ve hava kirliliğinin çevrede yaşayanlar üzerinde olumsuz etkiler yarattığını savundu. Ülgen, bölgede kanser vakaları ve sağlık sorunlarının yüksek olduğunu ileri sürerek, insan sağlığı ve çevrenin öncelenmesi gerektiğini söyledi.

Şirket avukatı davanın reddini istedi

Şirket avukatı ise santrale ilişkin çevresel izinlerin hukuka uygun olduğunu savundu. Önceki yargı süreçlerine ve teknik değerlendirmelere atıf yapan avukat, Anayasa Mahkemesi kararının yalnızca kül depolama sahasına ilişkin olduğunu, yeni ÇED raporunda bu eksikliklerin giderildiğini belirtti.

Savunmada, kül ve cüruf depolama alanının projeden çıkarıldığı, atık yönetimi süreçlerinin mevzuata uygun yürütüldüğü ve zeytinliklere yönelik riskin ortadan kalktığı ifade edildi. Şirket tarafı, tüm bu gerekçelerle davanın reddini talep etti.

Mahkeme kararını ilerleyen günlerde açıklayacak

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Barosu temsilcileri de duruşmada çevre hukuku ilkelerine dikkat çekerek, ihtiyatlılık ilkesinin gözetilmesi gerektiğini vurguladı. Davacı taraf, bilirkişi raporlarının eksik ve yüzeysel olduğunu savunurken, mahkemenin sahayı doğrudan görmesi gerektiği görüşünü dile getirdi.

Tarafların beyanlarının ardından mahkeme heyeti kararını ilerleyen günlerde açıklamak üzere duruşmayı tamamladı.

Kaynak: Haber Merkezi