Centre Pompidou koleksiyonundan seçilen 83 eseri bir araya getiren “Lumina: The Art of Color and Light / Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasında 2026-2031 dönemini kapsayan uzun soluklu iş birliğinin ilk kapsamlı sergisi olarak Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açıldı. Modern ve çağdaş sanatın farklı dönemlerinden önemli sanatçıların eserlerini İzmir’de buluşturan sergi, renk ve ışığın 20. yüzyılın başlarından 1970’lere kadar sanat içindeki dönüşümünü ele alıyor.
Centre Pompidou Uluslararası Projeler Küratörü Anna Hiddleston ile Centre Pompidou Yardımcı Küratörü Noémie Fillon tarafından hazırlanan sergide Georges Braque, Maurice de Vlaminck, Natalia Goncharova, Luigi Russolo, Fernand Léger, František Kupka, Vassily Kandinsky, Stanton Macdonald-Wright, Berenice Abbott, Joan Mitchell, Etel Adnan, Shirley Jaffe, Gerhard Richter, Richard-Paul Lohse, Kenneth Noland, Bridget Riley, Agam, Jesús Rafael Soto ve Victor Vasarely gibi isimlerin eserleri yer alıyor.
26 Eylül 2026’da başlayan sergi, 14 Şubat 2027’ye kadar Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde ziyaret edilebilecek.
Renk ve ışığın sanattaki dönüşümü izleniyor
Yedi tematik bölümden oluşan “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, ışık, renk ve algı arasındaki ilişkinin modern sanatın gelişimi içindeki yerini inceliyor. Sergi, sanatçıların renk ve ışıkla kurduğu ilişkinin zaman içerisinde nasıl değiştiğini farklı sanat akımları ve üretim biçimleri üzerinden ele alıyor.
Fovizmden Op Art’a, sinestezi araştırmalarından Color Field resmine uzanan seçki, rengin görünür dünyayı temsil eden bir unsur olmaktan çıkarak bağımsız bir ifade ve algı alanına dönüşme sürecini takip ediyor. Pigmentten ışığa, tuvalden mekâna uzanan sergi anlatısında sanatçıların görme deneyimini eserlerinin doğrudan konusu hâline nasıl getirdikleri öne çıkıyor.
Serginin başlangıç bölümünde Fovist sanatçıların Akdeniz ışığını yenilikçi renk kullanımlarıyla yorumladıkları çalışmalar bulunuyor. Georges Braque, André Derain ve Maurice de Vlaminck’in eserleri, Albert Marquet’nin deniz temalı çalışmalarındaki daha yumuşak renk anlayışıyla birlikte ele alınıyor.
Renk kuramlarının sanata etkisi ele alınıyor
Sergide renk ve ışık arasındaki ilişkinin tarihsel arka planına da yer veriliyor. 17. yüzyıldan itibaren renk kuramlarının Isaac Newton ve Johann Wolfgang von Goethe’nin iki farklı yaklaşımı etrafında şekillendiği aktarılıyor.
Newton’un beyaz ışığın ölçülebilir bir tayf içerdiğine yönelik yaklaşımı ile Goethe’nin rengin insan algısı, duygu ve psikolojik çağrışımlarla ortaya çıktığı görüşü arasındaki farklılık, sanatçıların renk ve ışığı ele alış biçimlerinin gelişiminde önemli bir çerçeve oluşturuyor.
Bu süreçte sanatçılar, ışığı yalnızca resim içinde temsil edilen bir unsur olarak kullanmaktan uzaklaşarak ışığın yarattığı etkileri doğrudan üretimlerinin merkezine almaya başladı.

Elektrik ışığı görsel kültürü değiştirdi
20. yüzyılın başında elektrikli aydınlatmanın ortaya çıkması, serginin önemli temalarından birini oluşturuyor. Elektrik ışığının kent yaşamını ve görsel kültürü dönüştürmesiyle birlikte sanatçıların renk, hareket ve ışığa yönelik yaklaşımlarında da yeni arayışlar ortaya çıktı.
Natalia Goncharova’nın 1913 tarihli “La Lampe électrique” adlı eseri yapay ışığın oluşturduğu keskin ve parçalı görsel dünyayı resme taşırken, Luigi Russolo’nun “Automobile in corsa” adlı çalışması hız, makine ve modern kentin ritmini renk ve hareket üzerinden aktarıyor.
Fernand Léger, František Kupka ve Vassily Kandinsky’nin çalışmaları ise renk ve müzik arasında kurulan yeni ilişkileri ortaya koyuyor.
Sinestezi araştırmaları serginin önemli başlıklarından
“Lumina: Renk ve Işık Sanatı”nda 20. yüzyılın başındaki sinestezi araştırmaları da ayrı bir eksen oluşturuyor. Görme ve işitme arasındaki sınırları sorgulayan sanatçılar, renk ile müzik arasındaki ilişkiden hareketle sanatın yalnızca gözle algılanan bir deneyimin ötesine geçebileceği düşüncesini araştırdı.
Serginin siyah ve beyaza ayrılan bölümünde ise ışığın yokluğu ile bütünüyle varlığı arasındaki karşıtlık fotoğraf ve film üzerinden inceleniyor.
Berenice Abbott’ın “Interference Pattern” ve “Water Waves Change Direction” adlı bilimsel fotoğrafları, dalga, titreşim ve hareket gibi fiziksel olguları soyut bir görsel dile dönüştüren örnekler arasında yer alıyor.
Doğal ışık ve peyzaj yeniden öne çıkıyor
Serginin ilerleyen bölümlerinde teknolojik dönüşümlerin karşısında doğal dünyaya yönelen sanatçıların çalışmaları bulunuyor. Doğal ışığın değişken yapısı, gökyüzü görüntüleri ve ışıkla şekillenen peyzajlar farklı sanatçıların üretimleri üzerinden ele alınıyor.
Joan Mitchell’ın Monet’den ilham alan “La Grande Vallée” adlı çalışması, ışık ve enerji duygusunu güçlü fırça darbeleriyle yansıtırken Etel Adnan ve Shirley Jaffe’nin parlak ve geometrik peyzajlarıyla birlikte sergileniyor.
Renk bağımsız bir ifade aracına dönüştü
20. yüzyılın ikinci yarısında gelişen Color Field, yani Renk Alanı resmi de serginin ana duraklarından biri olarak öne çıkıyor. Soyut Dışavurumculuğun jestsel yoğunluğundan uzaklaşan sanatçılar, düz yüzeylere, geniş renk alanlarına ve doygun tonlara yöneldi.
Akrilik boyanın kullanımının yaygınlaşması da bu yaklaşımın gelişmesine katkı sağladı. Renk, bu dönemde başka bir nesneyi veya görüntüyü temsil eden unsur olmaktan çıkarak eserin merkezindeki bağımsız ifade araçlarından biri hâline geldi.
Op Art ise algıyı ve görme deneyimini doğrudan eserin parçası hâline getirdi. Hareket yanılsaması oluşturan optik etkiler, izleyicinin esere bakma biçimini aktif bir sürece dönüştürdü.
Gerhard Richter’in 1973 tarihli eseri serginin öne çıkanları arasında
Sergide dikkat çeken çalışmalar arasında Gerhard Richter’in 1973 tarihli “1024 Farben (350-3)” adlı eseri de bulunuyor.
254 x 478 santimetre ölçülerindeki çalışmada yüzlerce renk birimi bir araya geliyor. Eser, insan gözünün ayırt edebildiği renk tonlarını gösterme amacıyla matematiksel sistem ile rastlantısallığı aynı kompozisyonda buluşturuyor.
Beş yıllık iş birliğinin ilk kapsamlı sergisi
“Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasında 2026-2031 dönemini kapsayan iş birliğinin ilk kapsamlı sergisini oluşturuyor.
Beş yıllık program kapsamında Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde beş tematik sezon düzenlenecek. Her sezon Centre Pompidou koleksiyonundan iki sergi sanatseverlerle buluşacak. Böylece beş yıl içinde toplam 10 serginin İzmir’de gerçekleştirilmesi planlanıyor.
İlk sezon renk ve ışık temasına odaklanırken program yalnızca görsel sanatlarla sınırlı kalmıyor. Film, müzik ve performans alanlarında renk ve ışığın algısal ve duygusal gücünü ele alan çalışmalar da programda yer alıyor. Sergilere konferanslar ve sanat atölyeleri eşlik ediyor.

İş birliğinin ilk adımı nisan ayında atıldı
Lucien Arkas Sanat Merkezi, Nisan 2026’da ziyaretçilere açıldı. Merkezin açılışında Centre Pompidou koleksiyonundan iki eserle hazırlanan “Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” seçkisi sanatseverlerle buluştu.
Robert ve Sonia Delaunay’nin renk, ışık, hareket ve ritim üzerine geliştirdiği yaklaşımı ortaya koyan bu iki eser, daha geniş kapsamlı Centre Pompidou ve Arkas Sanat programının ön gösterimi niteliğini taşıdı.
Renk ve ışık temasına odaklanan ilk sezon 2026-2027 dönemini kapsarken sezonun ikinci sergisinin “Through Color” adıyla Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde düzenleneceği açıklandı.
"Bu İzmir’in değil Türkiye’nin sergisi"
Serginin açılışı öncesinde 25 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, merkezin beş yıllık iş birliği kapsamında toplam 10 sergiye ev sahipliği yapacağını belirtti.
Lucien Arkas, Centre Pompidou’nun modern ve çağdaş sanat koleksiyonundan hazırlanan seçkinin İzmir’e taşınmasının önemine dikkat çekerek sanatın herkes için olduğunu ifade etti.
Arkas, “Bu sergi de İzmir’in değil Türkiye’nin sergisi” ifadelerini kullanarak insanların çağdaş sanatla buluşmasına ve bu alana yönelik merak duymasına katkı sağlamaktan mutluluk duyduklarını söyledi.
"İzmir ışıktır, İzmir renktir"
Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon da serginin iki kurum arasındaki uzun süreli ortaklığın başlangıcındaki önemine değindi.
“Lumina: Renk ve Işık Sanatı”nın ilk sergi sezonunun açılışını yaptığını belirten Le Bon, “Lumina sergisinin İzmir’de olması çok önemli; çünkü İzmir ışıktır, İzmir renktir” ifadelerini kullandı.
Le Bon, Centre Pompidou koleksiyonundaki eserleri Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden izleyicilerle buluşturmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Fransa-Türkiye kültür iş birliğine vurgu
Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton da serginin açılışında yaptığı değerlendirmede Fransa ile Türkiye arasındaki kültürel iş birliğine dikkat çekti.
Centre Pompidou koleksiyonundan eserlerin İzmir’de sergilenecek olmasından memnuniyet duyduğunu ifade eden Fanton, İzmir’in bu eserlerin sergilenmesi için uygun bir kent olduğunu belirtti ve beş yıl sürecek program dolayısıyla Lucien Arkas’a teşekkür etti.
"İlk sezon İzmir’i çok iyi anlatıyor"
Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ise “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”nın Centre Pompidou ile yapılan uzun soluklu iş birliğinin ilk sergisi olduğunu belirtti.
Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin nisan ayında açıldığını hatırlatan Unustası, merkezin daha önce “Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” seçkisine ev sahipliği yaptığını söyledi.
Unustası, 83 eserin bir araya getirildiği “Lumina” sergisinin ardından renk ve ışık temasına odaklanan sezonun devam edeceğini belirtirken, bu temanın İzmir’i iyi anlattığını ifade etti.
Sergi Lucien Arkas Sanat Merkezi için özel tasarlandı
Arkas Sanat Uluslararası Sergiler Danışmanı Jean Luc Maeso, beş yıllık ortaklığın Centre Pompidou koleksiyonundan önemli eserlerin farklı temalar çerçevesinde keşfedilmesine olanak sunduğunu belirtti.
Maeso, “Lumina: Renk ve Işık Sanatı” sergisinin Lucien Arkas Sanat Merkezi için özel olarak tasarlandığını ve küratöryel çalışmayla eserler ile mekân arasında özel bir ilişki kurulduğunu ifade etti.
Küratör Anna Hiddleston da serginin ve onu takip edecek sergilerin Lucien Arkas Sanat Merkezi için özel olarak hazırlandığını belirtti.
Hiddleston, bu iş birliğinin Centre Pompidou koleksiyonunu yeni temalar çevresinde yeniden yorumlamaya ve eserleri farklı ilişkiler içinde bir araya getirmeye olanak sağladığını kaydetti.

Sergi düzeninde renklerin etkileşimine vurgu
Anna Hiddleston, Jasmin Özçebi tarafından tasarlanan sergi düzeninin de “Lumina”nın önemli unsurlarından biri olduğunu aktardı.
Renklerin birbiriyle etkileşimi ile siyah ve beyaz duvarların dönüşümlü kullanımının eserlerin görülme ve deneyimlenme biçimini etkilediğini belirten Hiddleston, bu düzenlemeyle koleksiyonla farklı bir etkileşim kurulmasının amaçlandığını ifade etti.
Lucien Arkas Sanat Merkezi yedinci durak oldu
Nisan 2026’da İzmir Bayraklı’da açılan Lucien Arkas Sanat Merkezi, Arkas Sanat’ın İzmir geneline yayılan sanat rotasının yedinci durağı oldu.
Mistral İzmir’de bulunan 2 bin 500 metrekarelik merkezde 1.110 metrekarelik sergi alanının yanı sıra konferans salonu, fuaye ve atölye alanları bulunuyor.
Merkez, uluslararası sergilerden öğrenme programlarına, gösterimlerden kültürel buluşmalara kadar farklı alanlarda etkinliklere ev sahipliği yapıyor.
Arkas Sanat 2011’den bu yana faaliyet gösteriyor
Arkas Sanat, Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas’ın koleksiyonculuk ve sanat alanındaki birikimini geniş kitlelerle paylaşma yaklaşımı doğrultusunda 2011 yılında İzmir’de faaliyete başladı.
Farklı dönem ve disiplinlerden sanatçıları sergiler, koleksiyonlar, yayınlar ve öğrenme programları aracılığıyla izleyicilerle buluşturan Arkas Sanat, İzmir’in farklı noktalarındaki yedi sanat merkeziyle çalışmalarını sürdürüyor.
Centre Pompidou uluslararası programını sürdürüyor
1977’den bu yana faaliyet gösteren Centre Pompidou, çok disiplinli kültür merkezi yapısını sürdürürken 2025 yılında yenileme çalışmaları kapsamında bir dönüşüm sürecine girdi.
Constellation programı kapsamında Centre Pompidou’nun faaliyetleri Centre Pompidou-Metz, Grand Palais ve Massy’de açılması planlanan Centre Pompidou Francilien’in de aralarında bulunduğu farklı mekânlarda devam ediyor.
Kurumun uluslararası çalışmaları arasında gezici sergiler, eser ödünçleri ve uzun süreli iş birlikleri bulunuyor. Malaga’da 2015’te, Şanghay’da 2019’da açılan Centre Pompidou oluşumlarının ardından Mayıs 2026’da Seul’de yeni bir merkez açıldığı, Brüksel’de ise yeni bir merkezin açılmasının planlandığı belirtiliyor.
Sergi 14 Şubat 2027’ye kadar açık
Centre Pompidou ve Arkas Sanat tarafından düzenlenen “Lumina: The Art of Color and Light / Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül 2026 ile 14 Şubat 2027 tarihleri arasında Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde ziyaret edilebilecek.
Anna Hiddleston ve Noémie Fillon’un küratörlüğünü üstlendiği sergiye İş Sanat sergi sponsoru olarak destek verirken, Turkish Cargo resmî taşıma sponsorluğunu üstleniyor.





