Batıl inançların en büyük nedeni cehalettir. Bilimsel olarak açıklanması noktasında hakkında yeterli bilgi olmayan pek çok olay batıl inançlarla açıklanmaya çalışılmıştır. Hurâfelerin ortaya çıkmasındaki en önemli etkenlerden birisi de budur. Ayrıca yanlış neden-sonuç ilişkisi de bunda etkili olmuştur. Örneğin başına kötü bir olay gelen bir kişinin bu olayı o sırada oradan geçen siyah kediye bağlamış olması yanlış bir değerlendirmedir.
Peygamberimiz (s.a.s) bir gün, amcasının oğlu Abdullah b. Abbas ile yolculuk yaptığı esnada ona şu tavsiyelerde bulundu: “Delikanlı! Sana bazı şeyler öğreteceğim. Allah’ı gözet ki, Allah da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki, O’nu daima yanında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste! Yardıma muhtaç olduğunda Allah’tan yardım dile! Şunu bil ki bütün insanlar sana fayda vermek için toplansa Allah’ın takdiri dışında sana fayda veremezler. Bütün insanlar sana zarar vermek için toplansa Allah’ın takdiri dışında sana hiçbir zarar veremezler...” (Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme, 59)
Yüce dinimiz İslam, tüm insanlığa imanın hakikatlerini, dünya ve ahiret huzurunun yollarını gösterir. Sadece Allah’a kulluk etmeyi, O’na güvenmeyi, O’nun rahmetine sığınmayı ve yalnız O’ndan yardım dilemeyi emreder. Bunun yanında bütün batıl inanç ve hurafeleri reddeder. İnsanların bilgisizlik ve çaresizliklerini fırsat bilerek, duygu ve değerlerini istismar etmeyi büyük bir günah sayar. Ne var ki insanoğlu, zaman zaman dinimizin bu ilkelerini göz ardı etmiş, falcı, büyücü, kâhin, sihirbaz ve medyumlardan medet umar hâle gelmiştir.
Gelecekten haber verme, kısmet açma, şans getirme, şifa dağıtma iddiasında bulunmak ve bundan yardım ummak İslam’ın özüne aykırıdır. Zira, gaybın bilgisi yalnızca Allah’a aittir. Her şeye gücü yeten yegâne kudret sahibi O’dur. Yediğimiz her lokma, içtiğimiz her yudum suyu bizlere lütfeden O’dur. Dertlerin dermanı, hastalıkların şifası, sıkıntıların çaresi O’ndadır. Bizleri her an koruyup gözeten, yürekten yakarışlarımıza ve samimi dualarımıza icabet eden yalnızca Cenâb-ı Hak’tır.
Rabbimize iman ve tevekkül etmişken, umudunu fala bağlayıp geleceğini ona göre planlamak, büyü ve kehanetten medet ummak asla doğru değildir. Yıldızların hareketlerine bakarak insanların kader ve kısmetine dair sonuçlar çıkardığını iddia etmek mümince bir duruşa yakışmaz. Rakamlara, günlere, aylara, hiçbir gücü ve kudreti olmayan nesnelere gizem ya da uğursuzluk atfetmek, inancımızla bağdaşmaz. Kötülüklerden koruduğuna inanarak bir boncuğu kutsal saymak, ağaca bağlanan çaputta, havuza atılan parada kısmet aramak yüce dinimizin yasakladığı davranışlardır.
Şöyle bir düşünelim! Başkalarının dertlerine büyü ya da sihir gibi gayrimeşru yollarla çare bulduğunu iddia edenler, niçin kendi dertlerine çare olamazlar! Geleceğin bilgisine sahip olduğu yalanıyla insanların umudunu sömürenler, bu bilgileriyle neden kendilerine şifa olmazlar?
Evet, bu soruyu bundan otuz yıl önce bu işlerle uğraşan birisine sormuştum. Kendi başındaki bir sıkıntıyı kastederek “Şöyle güzel bir büyü yap ta, bu iş hallolsun!” dediğimde bana aynen şu cevabı vermişti: “Kelin ilacı olsa başına sürermiş”.
O hâlde, böyle kendi derdini bile çözmekten aciz olan sahtekarlara inanmayalım. Rabbimiz tarafından imana elverişli ve iyilik yapmaya hazır yaratılan tertemiz fıtratımızı batıl inanç ve hurafelerle bozmayalım.
En kıymetli hazinemiz olan imanımızı, samimi duygu ve niyetlerimizi doğru dinî bilgilerle güçlendirelim. Huzurlu bir hayat için alın teriyle çalışmayı, helal yoldan kazanmayı, hastalanınca tedavi olmayı, sebeplere sarılmayı düstur edinelim. Kısa ve haksız yoldan kazanmaya teşvik eden umut tacirlerine kanmayalım. Dünya ve ahirette başarıyı ve kurtuluşu, şifayı ve kısmeti Rabbimizden isteyelim. O’nun, gönülden ettiğimiz duaları karşılıksız bırakmayacağına daima inanalım.
BİR FETVA.
Muska kullanmak caiz midir?
Muska; hastalık, göz değmesi, afetten korunmak veya kurtulmak gibi amaçlarla insanların yanlarında taşıdıkları, içinde bazı ayet, hadis ve duaların yazılı bulunduğu metindir. Çok kere koruyucu bir malzemeye sarılı olarak kullanılır. Korkudan, nazardan korunmak, bazı hastalıklardan şifa bulmak için dua etmek, Kur'an-ı Kerim'den ayetler okumak, caizdir. (Buhârî, Fedailü'l-Kur'an, 9). Åyet ve dua gibi metinlerin bir şeye yazılıp, insanların bedenlerine asılması veya iliştirilmesi konusunda Hz. Peygamber'den bir rivayet yoktur. Ancak Abdullah b. Ömer, Hz. Peygamber'in (s.a.s.) “Sizden biriniz uykuda korkarsa (Allah'ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah'ın sözlerine sığınırım) desin. O takdirde, hiçbir şey ona zarar vermez” buyurduğunu bildirmiş ve Abdullah b. Amr'ın da bu duayı temyiz çağına gelen çocuklarına öğretip, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp boyunlarına astığını rivayet etmiştir. (Ebû Dâvûd, Tıb, 19)
Bazı fıkıh kaynaklarında, Kur'an-ı Kerim'den ayetler yazılıp muska yapılarak takılmasında sakınca görmeyen âlimler bulunduğu belirtilmektedir. (el-Fetavâ-ı Hindiyye, V, 435) Bununla birlikte, muskadan medet umma, onu koruyucu olarak algılama, Allah'tan beklenilecek şeyleri muskadan bekleme gibi olumsuzluklara sebep olacaksa muska kullanılması caiz değildir. Şifayı verecek olan Allah’tır. Bu bağlamda insanların duygularını istismar edenlere karşı da uyanık olunmalıdır.
BİR DUA:
“De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığın çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!”.(113.Felak,1-5.)
*Kaynak: Hatice Atalan. “Batıl İnançlar” Sosyal Bilimler Ünv. İslami İlimler Fak. Aralık 2022.Sayı 3. DİB. Hutbeleri ve “Din Görevlisiyle 365 Gün” adlı eser.
Hazırlayan:
MUSTAFA ACAR
İzmir İl Müftülüğü Vaizi





