76. Berlin Film Festivali’nde (Berlinale) Türk sineması damgasını vurdu. Festivalin en büyük ödülü olan Altın Ayı’yı İlker Çatak “Sarı Zarflar” filmiyle kazanırken, Emin Alper ise “Kurtuluş” filmiyle Gümüş Ayı’ya layık görüldü. Böylece Türkiye, uzun bir aranın ardından Berlinale’de yeniden en üst basamakta yer aldı.
Türkiye’nin Altın Ayı geleneği sürüyor
Türk sinemasının Berlinale’deki Altın Ayı yolculuğu, 1964’te Metin Erksan’ın “Susuz Yaz” filmiyle başlamış, 2010’da Semih Kaplanoğlu “Bal” ile ödülü Türkiye’ye taşımıştı. İlker Çatak’ın “Sarı Zarflar”ı, bu geleneği 2026’da yeniden canlandırdı. Almanya-Fransa-Türkiye ortak yapımı olan film, idealler ile hayatta kalma mücadelesi arasındaki çatışmayı odağına alıyor. Ankara’da yaşayan sanatçı bir çiftin, prömiyer sonrası yaşadıkları krizle birlikte işlerini ve evlerini kaybedişi ve kızlarıyla yeni bir yaşam kurma çabası, dramatik bir anlatıyla beyaz perdeye taşınıyor. Başrollerini Özgü Namal ve Tansu Biçer’in paylaştığı yapım, festivalde oyunculuk kategorilerinde de dikkat çekti.
Emin Alper’den güçlü konuşma
Gümüş Ayı ödülünü alan Emin Alper, törendeki konuşmasında yalnızlık, hak ihlalleri ve dayanışma temalarına vurgu yaptı. Filminde ağır suçlar işlemiş faillerin zihniyetini anlamaya çalıştığını belirten Alper, aynı zamanda mağdurların yaşadığı yalnızlığa dikkat çekti. Alper konuşmasında Gazze, İran ve Orta Doğu’daki hak ihlallerine değinerek, cezaevinde bulunan isimlere de mesaj gönderdi. “Sessizliği bozmak ve yalnız olmadıklarını hatırlatmak gerekiyor” diyen yönetmen, dayanışma çağrısında bulundu.
“Kurtuluş”un hikâyesi
“Kurtuluş”, Batman ve Mardin hattında geçen bir toprak çatışmasını konu alıyor. Korucu Hazeran aşireti ile yıllar önce köylerini terk etmek zorunda kalan Bezariler arasındaki gerilim üzerinden ilerleyen film, bölgesel çatışmaların bireyler üzerindeki etkisini ele alıyor. Başrollerde Caner Cindoruk, Berkay Ateş, Feyyaz Duman ve Naz Göktan yer alıyor.
Küresel vitrine güçlü dönüş
Berlinale’de elde edilen çifte başarı, Türk sinemasının uluslararası alandaki görünürlüğünü yeniden üst seviyeye taşıdı. Altın Ayı ve Gümüş Ayı’nın aynı yıl iki Türk yönetmene gitmesi, sektör açısından yalnızca sanatsal değil, kültürel diplomasi anlamında da önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor. Berlin’deki bu tarihi gece, Türk sinemasının küresel rekabette güçlü bir aktör olmaya devam ettiğini bir kez daha ortaya koydu.





