Bilim insanları Güneş’in iç yapısında meydana gelen titreşimleri inceleyerek yıldızın adeta bir müzik aleti gibi “notalar” ürettiğini ortaya koydu. Yapılan yeni araştırmaya göre bu titreşimlerdeki küçük değişimler, uydular ve enerji altyapıları üzerinde etkili olabilen güçlü güneş fırtınalarının önceden tahmin edilmesine yardımcı olabilir. Astronomi çoğu zaman teleskoplarla elde edilen görüntüler üzerinden yürütülen bir bilim olarak bilinse de araştırmacılar uzun yıllardır Güneş’i yalnızca gözlemlemekle kalmıyor, aynı zamanda yıldızın içinde oluşan bu gizli titreşimleri de inceliyor.

Güneş dev bir müzik aleti gibi davranıyor

Araştırmalara göre Güneş’in dış katmanlarında sürekli kaynayan plazma, ses dalgaları oluşturuyor. Bu dalgalar yıldızın içinde hapsoluyor ve dev bir küre içerisinde gidip gelerek rezonans oluşturuyor. Bu durum Güneş’in bir müzik aleti gibi belirli frekanslarda “notalar” üretmesine neden oluyor. Dünya’daki bir klarnetin içindeki hava titreşimlerinin belirli frekanslarda yankılanarak nota üretmesine benzer şekilde, Güneş’teki plazma hareketleri de yıldızın iç kısmında ses dalgaları oluşturuyor. Bu ses dalgaları doğrudan duyulamıyor çünkü Güneş’in içinde kalıyor. Ancak dalgalar yıldızın yüzeyinin çok küçük ölçekte içeri ve dışarı doğru hareket etmesine neden oluyor.

Titreşimler yalnızca birkaç santimetre

Birmingham Üniversitesi’nde görev yapan astrofizik profesörü Bill Chaplin, bu hareketlerin yalnızca birkaç santimetrelik bir değişime karşılık geldiğini belirtiyor. Buna rağmen bilim insanları bu küçük hareketleri ölçerek Güneş’in iç yapısı hakkında önemli bilgiler elde edebiliyor. Güneş’in ürettiği titreşimlerin frekansı ise oldukça düşük. Dünya’da bir müzik notasının titreşimi saniyede yüzlerce kez gerçekleşirken, Güneş’teki temel titreşimler saniyede yalnızca yaklaşık 0,003 kez meydana geliyor. Bu da yaklaşık beş dakikada bir titreşim anlamına geliyor. Bu nedenle Güneş bir müzik aleti olsaydı, insan kulağının duyabileceği aralığın çok altında kalan dev bir bas enstrümanı gibi davranırdı.

Helioseismoloji yöntemi kullanılıyor

Bilim insanları Güneş’in iç titreşimlerini incelemek için helioseismoloji adı verilen bir yöntem kullanıyor. Bu teknik sayesinde sıcaklık, basınç ve manyetik alan gibi faktörlerin yıldızın içinde ses dalgalarının hızını nasıl etkilediği analiz edilebiliyor. Araştırma kapsamında bilim insanları Güneş’in son yıllardaki dört farklı sakin dönemini karşılaştırdı. Güneş’in aktivitesi yaklaşık 11 yıllık döngüler halinde artıp azalıyor. Bu döngüler sırasında yıldızın yüzeyinde güneş lekeleri ve patlamalar daha yoğun hale gelebiliyor.

Sakin dönemlerde farklı sinyaller ortaya çıktı

Araştırmacılar özellikle 2008–2009 yıllarında yaşanan uzun ve sakin minimum dönem üzerinde yoğunlaştı. Bu süreçte Güneş’in iç titreşimlerinde meydana gelen değişimler analiz edildi. Elde edilen sonuçlara göre belirli bir titreşim sinyalinin bu dönemde diğer sakin dönemlere göre daha güçlü olduğu görüldü. Bu sinyalin, Güneş’in içinde bulunan helyum gazının belirli bir katmanda farklı bir duruma geçtiği bölgeden kaynaklandığı düşünülüyor. Başka bir ifadeyle, Güneş’in bazı “notaları” yıldız en sakin halindeyken daha belirgin şekilde ortaya çıkıyor.

Uzay fırtınalarını önceden tahmin etmek mümkün olabilir

Araştırma verileri ayrıca Güneş’in yüzeyinin hemen altındaki bir bölgede ses dalgalarının daha hızlı hareket ettiğini gösterdi. Bu durum söz konusu bölgede sıcaklık ve basıncın daha yüksek, manyetik alanın ise daha zayıf olabileceğine işaret ediyor. Bilim insanlarına göre Güneş’in iç “melodisi”, yıldızın manyetik aktivitesine bağlı olarak değişiyor. Bu bulgu önemli çünkü Güneş’in manyetik aktiviteleri uzay havası olarak bilinen olayların oluşmasında belirleyici rol oynuyor. Güneş patlamaları ve yüklü parçacık akımları Dünya’daki uyduları, radyo iletişim sistemlerini ve elektrik şebekelerini etkileyebiliyor. Bu tür olayları önceden tahmin etmek ise oldukça zor. Araştırmacılar, Güneş’in iç titreşimlerinin daha iyi anlaşılmasıyla birlikte gelecekte güneş fırtınalarının daha erken tahmin edilebileceğini ve modern teknolojilerin bu tür risklere karşı daha iyi korunabileceğini düşünüyor.

Kaynak: Oksijen