Antalya’da 16 yaşında staj yaparken şüpheli şekilde ölen Burak Oğraş’ın dosyası, uluslararası istismar ağına dair yayınlanan Epstein belgeleriyle birlikte bir kez daha kamuoyunun dikkatini çekti.
Burak Oğraş’ın ölüm olayı
2011 yılında henüz 16 yaşında olan Burak Oğraş, Antalya Lara'daki Rixos Otel’de staj yaparken, otelin tahsis ettiği lojmanlardan biri olan Famili Pansiyon’un boş yüzme havuzunda ölü bulundu. Olay ilk etapta intihar olarak kayda geçse de, daha sonra elde edilen deliller ve kriminal raporlar bu tezi çürüttü. Ulusal Kriminal Büro tarafından hazırlanan raporda, Burak’ın düşmeden önce darbeye maruz kaldığı, intihar etmediği ve olay yerinde bulunan bazı kişilerin doğrudan bilgisi olabileceği belirtildi.
Ailenin ifadelerine göre Burak’ın telefonu hâlâ kayıp ve ölümünden kısa süre sonra, olaya tanık olabilecek altı kişi gözaltına alındı ancak çelişkili beyanlara rağmen serbest bırakıldı. Olayın üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen, soruşturma dosyası hâlâ karanlıkta ve adli süreç tamamlanmadı.
Neden yeniden gündeme geldi?
Jeffrey Epstein’e ait 3,5 milyon sayfalık belge, video ve yazışma dosyalarının kamuoyuna açıklanması, dünya çapında pek çok bağlantının ortaya çıkmasına neden oldu. Bu belgelerde, Epstein ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilendirilen bazı kurumlar arasında Rixos Otel isminin defalarca geçmesi dikkat çekti. Bu gelişme, 2011 yılında Rixos Lara’da staj yapan Burak Oğraş’ın şüpheli ölümüyle ilgili dosyanın tekrar gündeme taşınmasına yol açtı.
Burak Oğraş kimdir?
Burak Oğraş, 1995 doğumlu, Tekirdağlı bir lise öğrencisiydi. Hayatının baharında, mesleki eğitim kapsamında Antalya Rixos Otel’e stajyer olarak gönderildi. Ailesine göre çalışkan, hayalleri olan, yaşından büyük sorumluluklar üstlenmeye başlayan bir gençti. Staj yaptığı süre boyunca pansiyonda kalıyordu ve ailesiyle sık sık iletişim halindeydi.
Burak ailesiyle yaptığı son telefon görüşmesinden sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Sabaha karşı cansız bedeni boş havuzda bulundu. Otopsi raporları, ölümünün basit bir kazadan ibaret olmadığını gösterse de olay “intihar” olarak nitelendirilmeye çalışıldı. Telefonunun kayıp olması, olay yerindeki tanıkların ifadelerinin çelişkili oluşu ve resmi makamların yeterince adım atmaması, ailenin 14 yıldır süren adalet arayışını daha da derinleştirdi.





