63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 26 Ekim Pazartesi günü düzenlenen film gösterimleri, söyleşiler ve sektör buluşmalarıyla devam etti. Festivalin yeni haftasındaki program kapsamında Ulusal Yarışma ve Yarışma Dışı Özel Gösterim bölümlerinden ikişer, Uluslararası Yarışma bölümünden ise bir filmin ekibi izleyicilerin sorularını yanıtladı. Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilen etkinliklerde filmlerin hikâyeleri, karakterlerin oluşturulma süreçleri ve yapım aşamasında karşılaşılan zorluklar konuşuldu.

Festival programında Yeşim Ustaoğlu’nun yönettiği “Artakalan”, Emre Aybek imzalı “Düğün Şarkıcısı”, Jacqueline Jansen’in “Six Weeks On” (Altı Haftalık Veda), “A Messy Tribute to Motherly Love” (Anne Sevgisine Beceriksiz Bir Saygı Duruşu) ve tamamen yapay zekâyla oluşturulan “Uyuyan Kadın” filmleri yer aldı. Günün bir diğer etkinliğinde ise kurgucular, film yapımında yönetmen ve kurgucu arasındaki çalışma ilişkisini değerlendirdi.

1793091382 3C36E0C912D17278Dccc Yenibakishaber

Yeşim Ustaoğlu, Artakalan filminin hikâyesini anlattı

Ulusal Yarışma kapsamında AKM Aspendos Salonu’nda gösterilen “Artakalan” filminin ardından düzenlenen söyleşiye yönetmen Yeşim Ustaoğlu, oyuncular Öykü Karayel, Metin Akdülger, Ali Kayra Kul, İlyas Salman ve Ayşegül Cengiz Akman katıldı. Söyleşide ayrıca müzisyen Şevket Akıncı, yapımcı Anna Maria Aslanoğlu ve ortak yapımcı Yağmur Ünal da yer aldı.

Şair bir kadın ile müzisyen bir adamın evliliğini konu alan filmin yönetmeni Yeşim Ustaoğlu, hikâyenin çıkış noktasında insanların kendi yaşamlarında karşılaştıkları açmazlar ve bu sorunlardan çıkış arayışlarının bulunduğunu söyledi. Karakterlerin yaşadığı yüzleşmelerin ve öğrenme süreçlerinin geçmişleriyle bağlantılı olduğunu belirten Ustaoğlu, yaşamın farklı anlarına dikkat çekmek istediğini ifade etti.

Ustaoğlu, insanların kendilerine ve birbirlerine yönelttikleri soruların filmde önemli bir yer tuttuğunu belirterek, “Bütün bu açmazların, çıkmazın içinden kendi başımıza nasıl çıkacağız, hepimiz nasıl çıkacağız?” sorusuna odaklandıklarını dile getirdi. Yönetmen, karakterlerin deneyimleri üzerinden seyircinin de benzer bir sorgulama sürecine katılmasını amaçladığını anlattı.

"Benim için çok şahsi bir film oldu"

Filmde şair Elif karakterini canlandıran Öykü Karayel, rolüyle kendi yaşamı arasında güçlü benzerlikler bulduğunu söyledi. Elif’in filmde Birhan Keskin’in “Taş” şiirini seslendirdiğini belirten Karayel, söz konusu şiirin karakterin duygusal dünyasını anlamasında belirleyici olduğunu ifade etti.

Karayel, canlandırdığı karakterin özellikleri ve hayatındaki dönüm noktalarıyla kişisel deneyimleri arasında ortak noktalar bulunduğunu belirterek, “Benim için çok şahsi bir film oldu diyebilirim” dedi. Oyuncu, Elif’in film boyunca çıktığı yolculuğun kendisi açısından da kişisel bir deneyime dönüştüğünü aktardı.

Elif’in eşi Mehmet karakterine hayat veren Metin Akdülger ise karakterin işi, evliliği ve ailesiyle kurduğu ilişkiler üzerinden bir değişim yaşadığını söyledi. Mehmet’in erkeklik, babalık ve eş olma kimlikleriyle yüzleştiğini belirten Akdülger, karakterin müzisyen olmasına rağmen hayatını paylaştığı kişiyi yeterince dinlememesinin filmde önemli bir çelişki oluşturduğunu anlattı.

Akdülger, Mehmet’in kendi yaşamıyla yüzleşmesini tamamladıktan sonra Elif’in şiirlerini daha iyi anlayabileceğini düşündüğünü ifade etti.

1793091384 4Bbeb12633C5E69Ee46F Yenibakishaber

Yasemin Sakallıoğlu, Düğün Şarkıcısı filmindeki rolünü anlattı

Festivalin Ulusal Yarışma bölümünde gösterilen bir diğer yapım “Düğün Şarkıcısı” oldu. Gösterim sonrasında düzenlenen söyleşiye yönetmen Emre Aybek, oyuncular Yasemin Sakallıoğlu, Yiğit Özşener, Mehmet Korhan Fırat, Şahin Eryılmaz ve Hande Doğandemir ile senarist Erdi Işık ve yapımcı Rodi Kayım katıldı.

Film, genç ve başarılı bir caz solistiyken düğünlerde şarkı söylemek zorunda kalan Şahnaz’ın hikâyesini konu alıyor. Senarist Erdi Işık, filmde yaklaşık 23 yıllık bir dönemin anlatıldığını belirterek Şahnaz ve Muzaffer karakterlerinin oluşturulmasında gerçek yaşamdan ve müzik dünyasındaki deneyimlerden yararlandığını söyledi.

Şahnaz karakterinin geçmiş dönemlerdeki müzik programlarına katılan yarışmacılardan izler taşıdığını belirten Işık, karakterin kendi isteği dışında gelişen koşullar nedeniyle daha önce eleştirdiği bir programın konuğu haline geldiğini anlattı.

"Bana sürekli gündüz kuşağı teklifi geliyor"

Filmde Şahnaz karakterini canlandıran Yasemin Sakallıoğlu, rolüne hazırlanırken kendi mesleki deneyimlerinden yararlandığını dile getirdi. Kadın komedyen olarak sektörde karşılaştığı tekliflerle Şahnaz’ın hikâyesi arasında benzerlikler bulunduğunu belirten Sakallıoğlu, yapımcıların kendisine sürekli gündüz kuşağı programları sunmasını teklif ettiğini söyledi.

Sakallıoğlu, “Ben de bulunduğum sektörde bir kadın komedyen olarak çok şey anlatmak isterken bana sevgili yapımcılar tarafından sürekli gündüz kuşağı teklifi geliyor!” ifadelerini kullandı.

Komediden gelen bir oyuncu olarak filmdeki dramatik sahnelerde zorlandığını belirten Sakallıoğlu, yönetmen Emre Aybek ile yürüttükleri çalışma sürecine de değindi. Oyuncu, filmde kullanılan bütün şarkıları kendisinin seslendirdiğini açıkladı.

Özellikle “Küçüğüm” şarkısının yer aldığı sahnede karakterin duygularını yoğun biçimde hissettiğini söyleyen Sakallıoğlu, çekim sırasında şarkıyı söylemekte güçlük çektiğini aktardı. Söz konusu sahnenin yaklaşık 30 kez tekrarlandığını belirten oyuncu, yaşadığı duygusal yoğunluğu yönetmeniyle de paylaştığını anlattı.

Filmde Muzaffer karakterini canlandıran Yiğit Özşener ise karakterinin hayalleriyle yaşadığı gerçekler arasında kaldığını ifade etti. Muzaffer’in kendi yaşamında pek çok şeyden vazgeçmek zorunda kaldığını söyleyen Özşener, karakterin Şahnaz’ın da hayallerinden uzaklaşmasını istemediğini belirtti.

1793091383 021Fcc38Ad441Bb6454C Yenibakishaber

Altı Haftalık Veda filmi 9 bin 600 Euro bütçeyle çekildi

Uluslararası Yarışma kapsamında gösterilen “Six Weeks On” (Altı Haftalık Veda) filminin yönetmeni Jacqueline Jansen ve görüntü yönetmeni Markus Ott, AKM Aspendos Salonu’ndaki gösterimin ardından seyircilerin sorularını yanıtladı.

Yönetmen Jacqueline Jansen, filmi kendi yaşamından hareketle hazırladığını belirterek yapımını bir oto-kurgu olarak tanımladı. Altı yıl önce bakımevinde kalan annesini kaybettiğini anlatan Jansen, bu süreçte edindiği deneyimleri daha önce benzer durumlarla karşılaşmamış insanlara aktarmak istediğini söyledi.

Jansen, filmin isminin Almanya’da yaşadığı bölgede bir kişinin ölümünün ardından geleneksel olarak sürdürülen altı haftalık yas döneminden kaynaklandığını açıkladı. Yönetmen, bu yas sürecinin Almanya’da fazla konuşulmayan konular arasında bulunduğunu ifade etti.

Görüntü yönetmeni Markus Ott ise filmin yapımı sırasında karşılaştıkları en büyük güçlüğün finansman olduğunu belirtti. Projeyi hayata geçirebilmek için iki yıl boyunca para biriktirdiğini söyleyen Ott, farklı kaynaklardan bütçe desteği aradıklarını ve filmi toplam 9 bin 600 Euro maliyetle tamamladıklarını açıkladı.

Ott, kendisi dışında filme maddi destek sağlayan kişilerin sinema sektöründen olmadığını belirterek düşük bütçeye rağmen bilinçli bir görsel anlatım oluşturmayı amaçladıklarını anlattı. Yapım sürecinde ekip üyelerinin sette birden fazla görev üstlendiğini söyleyen Ott, maddi sınırlamaların sanatsal kararlarını belirlemesine izin vermemeye çalıştıklarını ifade etti.

Yönetmen Jansen de projeyi kendi kaynaklarıyla gerçekleştirdiklerini ve filmde çalışan hiç kimsenin ücret almadığını belirtti.

"Filmin yapımı 15 yıl sürünce rolüm değişti"

Uluslararası Özel Gösterim bölümünde seyirciyle buluşan “A Messy Tribute to Motherly Love” (Anne Sevgisine Beceriksiz Bir Saygı Duruşu) filminin oyuncusu Bart Klever, AKM Perge Salonu’ndaki gösterimin ardından yapım sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Filmin ilk fikrinin 15 yıl önce ortaya çıktığını anlatan Klever, bağımsız sinemada finansman bulmanın zorlukları nedeniyle projenin uzun süre tamamlanamadığını söyledi. Bu süreçte bütçe koşullarına bağlı olarak hikâyenin ve çekim mekânlarının değiştirildiğini belirten oyuncu, başlangıçta Tayland’da yapılması planlanan çekimlerden vazgeçildiğini aktardı.

Klever, yönetmenin projeyi ilk hazırladığı dönemde kendisini başrolde düşündüğünü ancak geçen yıllar nedeniyle rol dağılımının değiştiğini ifade etti. Oyuncu, 15 yıllık sürenin ardından başlangıçta planlanan karakter için yaşının uygun olmaması nedeniyle kuklacı rolünü üstlendiğini söyledi.

Filmin yönetmeninin kişisel kayıplarından ve yaşadığı üzüntülerden beslendiğini belirten Klever, senaryonun duygusal yapısını anlamak için yönetmenle uzun görüşmeler yaptıklarını anlattı.

Kuklacı karakterinin hikâyedeki trajik olaylar karşısında yönlendirici bir figür olduğunu belirten oyuncu, karakteri oluştururken Shakespeare’in Hamlet eserinden yararlandığını ifade etti. Klever, filmin modern Batı toplumundaki yaşam biçimine ve insanların sürekli kontrol sağlama çabasına yönelik eleştiriler içerdiğini de dile getirdi.

1793091380 53Cd9Cec431B1836Ca88 Yenibakishaber

Yapay zekâyla hazırlanan Uyuyan Kadın filmi gösterildi

Ulusal Özel Gösterim programında tamamen yapay zekâyla oluşturulan “Uyuyan Kadın” filmi sinemaseverlerle buluştu. AKM Perge Salonu’ndaki gösterimin ardından sinemada Vikki Bardot adını kullanan yönetmen Gizem Avcıoğlu ve yapımcı Alkan Avcıoğlu, filmin hazırlanma sürecini anlattı.

Gizem Avcıoğlu, filmin çıkış noktasında Georges Perec’in “Uyuyan Adam” eserinin bulunduğunu belirtti. Eşiyle birlikte 15 yıl boyunca sinema sektöründe çalıştıklarını anlatan yönetmen, yapımda otobiyografik unsurlara da yer verdiğini söyledi.

Perec’in eserindeki tek karakterli yapının yerine birden fazla sentetik kadın figürü kullandığını belirten Avcıoğlu, izleyicinin bu karakterler aracılığıyla kendi yaşamındaki yabancılaşma deneyimlerini sorgulamasını amaçladığını ifade etti.

Filmde yer alan kadın figürlerinin görsel özellikleriyle ilgili soruları da yanıtlayan yönetmen, Fransız Yeni Dalgası sinemasının estetiğinden etkilendiğini ve görsel tercihlerini bu doğrultuda belirlediğini açıkladı.

Yapımcı Alkan Avcıoğlu ise filmin gerçekçi bir dünya sunmayı amaçlamadığını belirterek karakterlerin ve mekânların sembolik bir anlatımın parçaları olduğunu söyledi. Avcıoğlu, yapımdaki temsil biçimlerinin popüler sinema ve televizyon yapımlarından farklı bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Gizem Avcıoğlu, yapay zekâ ve yaratıcılık ilişkisini değerlendirdi

Yönetmen Gizem Avcıoğlu, söyleşide yapay zekânın insan yaşamı ve yaratıcılık üzerindeki etkilerine ilişkin görüşlerini paylaştı. Yalnızlaşma ve yabancılaşma konularının yalnızca sosyal medya ya da cep telefonlarıyla açıklanamayacağını belirten Avcıoğlu, bu meselelerin geçmiş dönemlerde de tartışıldığını söyledi.

Yapay zekânın analitik ve rasyonel süreçlerde insanların yerine geçebildiğini ifade eden yönetmen, yaratıcılık, duygular ve sezgilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Avcıoğlu, teknolojiden tamamen uzaklaşmanın mümkün olmadığı bir dönemde bireylerin kendi anlamlarını oluşturmasının önem taşıdığını belirtti.

Filmde aşk ve sevgi temasının bulunmamasının bilinçli bir tercih olduğunu söyleyen Avcıoğlu, günümüzde insanların yoğun bilgi akışı içinde giderek mekanikleşmesini anlatmak istediğini ifade etti.

Yönetmen, yapımın görsel dili üzerinde iki yıl çalıştığını da açıkladı. Yapay zekâ tarafından oluşturulan görüntüleri doğrudan kullanmak yerine ışık, bulanıklık ve alan derinliği üzerinde değişiklikler yaptığını belirten Avcıoğlu, rüya ile gerçek arasında bir atmosfer oluşturmayı hedeflediğini söyledi.

1793091386 9811A81029565Dd16972 Yenibakishaber (1)

Altın Portakal’da yönetmen ve kurgucu ilişkisi konuşuldu

Festival kapsamında düzenlenen “Film Yapımında Yönetmen-Kurgucu İlişkisi” panelinde sinema sektörünün kurgu aşamasına ilişkin çalışma süreçleri değerlendirildi. Kurgucular Dayanışması’ndan (KUDA) Melike Kasaplar, İsmet Araç ve Naim Kanat’ın katıldığı panelde kurgu sürecinin film yapımındaki yeri, yönetmenle kurulan iş birliği ve mesleki çalışma koşulları ele alındı.

Melike Kasaplar, kurgunun yalnızca çekimlerin tamamlanmasının ardından başlayan bir süreç olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Özellikle ilk kez birlikte çalışacağı yönetmenlerin projelerine senaryo aşamasında katılmayı tercih ettiğini söyleyen Kasaplar, bu yöntemin ortak bir sinema dili oluşturulup oluşturulamayacağını anlamaya yardımcı olduğunu ifade etti.

İsmet Araç ise yönetmenin tercihlerini anlamak için başvurulan referansların zaman zaman özgün bir çalışma ortaya koymayı zorlaştırabildiğini anlattı. Mesleğe başladığı yıllarda yönetmenlerin beğendiği yapımları ayrıntılı biçimde incelediğini belirten Araç, zamanla bu yaklaşımın kendi kurgu tercihlerini etkileyebildiğini fark ettiğini söyledi.

Panelde kurgucuların mesleki hakları ve çalışma koşulları da gündeme geldi. Melike Kasaplar, Türkiye’deki kurgucuların dünyadaki meslektaşlarının yer aldığı TEMPO Editörler Birliği çatısı altında KUDA adıyla örgütlendiğini belirtti. Kasaplar, temel hedeflerinin çalışma koşullarını iyileştirmek ve mesleğin sorunlarını daha görünür hale getirmek olduğunu ifade etti.

Kaynak: Haber Merkezi