Osmanlı İmparatorluğu'nun zengin ve karmaşık tarihi, pek çok efsane ve gizemli olayla doludur. Bu olaylardan biri de, bir Osmanlı padişahının diri diri toprağa gömüldüğü iddiasıdır. Gerçekten böyle bir olay yaşandı mı? Osmanlı tahtında oturan bir hükümdar, böylesine dehşet verici bir kaderi paylaşmış olabilir mi? Bu iddianın arkasındaki gerçekler nelerdir ve tarihçiler bu konuda ne diyor? Bu konuyu derinlemesine araştırırken, tarihin tozlu sayfalarında neler bulabiliriz? Bu soruların peşine düşerek, Osmanlı tarihinin karanlık köşelerinde bir yolculuğa çıkıyoruz.
Diri diri toprağa gömüldü
Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk kez toprak kaybetmesine neden olan 26 Ocak 1699 tarihli Karlofça Antlaşması, imparatorluğun gerileme döneminin başlangıcını simgeliyordu. Bu olay, hanedanın Avrupa'yı örnek alarak değişim rüzgarlarına kapılmasına yol açtı. Ancak, gelişme ve modernleşme adı altında gelen lüks düşkünlüğü ve sınıfsal ayrımcılık, kaçınılmaz olarak kaosu da beraberinde getirdi. Bu kaostan beslenen Yeniçeri Patrona Halil, etrafına topladığı destekçilerle büyük bir isyan başlattı.

Dönemin padişahı III. Ahmed, bu güçlü isyana direnemeyerek tahttan feragat etti ve saltanatı yeğeni I. Mahmud'a devretti. 27 yıllık hapis hayatının ardından tahta geçen I. Mahmud, büyük hedefler peşindeydi. Uzun süre kafeste tutulmasına rağmen zekası ve çalışkanlığından ödün vermeyen I. Mahmud, aldığı derslerin hakkını 35 yaşında padişah olduğunda verecekti. İlk başlarda isyancıların isteklerini gerçekleştirmesine rağmen, bu durum uzun sürmedi.
Planlarını yapan I. Mahmud, isyancıları sağ gösterip soldan vurdu. 15 Kasım 1730'da huzuruna çağırdığı Patrona Halil, yalnızca iki yardımcısıyla birlikte Topkapı Sarayı'na geldiğinde öldürüldü. Ardından Patrona Halil'in yardımcılarını da halka linç ettiren I. Mahmud, İstanbul'u huzura kavuşturdu. Gerileme sürecini bir süreliğine de olsa yavaşlatan padişah, başta Sırbistan olmak üzere birçok ülkeyi geri aldı.
I. Mahmud dönemi

Askeri ve diğer alanlarda büyük başarılara imza atan I. Mahmud'un dönemi 24 yıl sürdü. Son iki yılını varis sorunlarıyla geçiren padişah, hastalandığında en büyük darbeyi kardeşinden alacaktı. Yürüyemeyecek durumda olmasına rağmen ülkeyi kurtarmak için halkını selamlayan, doktorunun yasaklamasına rağmen ata binerek camiye giden padişah, Topkapı Sarayı'nın kapısında bayıldı ve bilinci kapandı. Yapılan muayenede vefat ettiği söylenen I. Mahmud'un ardından alelacele III. Osman tahta geçirildi.
Eski padişahın kabrinin başında Kuran okuyan hafız, akşam saatlerinde boğuk sesler işitti. Korkulu ve heyecanlı bir şekilde saraya dönen hafız, uzun uğraşlar sonucunda Harem'in baş sorumlusu Kızlarağası'na ulaşabildi. I. Mahmud'un ölmediğini iddia eden adamın anlattıkları III. Osman'a haber edildi. Taht hırsı insanlığının önüne geçen III. Osman, hafızın anlattıkları sonrası onu ortadan kaldırttı. Komaya giren I. Mahmud'u ise mezarın içinde bir başına bıraktı. Böylelikle Osmanlı tarihine en iz bırakan padişahlardan biri olan I. Mahmud, canlı canlı ölüme terk edilmiş oldu. Kimi tarihçiler bunun bir şehir efsanesi olduğunu söylese de bazı kaynaklar halen doğru olduğunu belirtmektedir.





